İçeriğe atla
Instagram Twitter Linkedin Youtube
  • Anasayfa
  • Faaliyetler
    • Etkinlik
    • Yayın
  • Yazılar
  • Biz Kimiz?
  • Duyurular
  • İletişim
  • EN
  • Anasayfa
  • Faaliyetler
    • Etkinlik
    • Yayın
  • Yazılar
  • Biz Kimiz?
  • Duyurular
  • İletişim
  • EN

Hafızamız Bizi Yanıltıyor Mu? Mandela Etkisi — Irmak Biriz (KUUPJ)

Yazar: Irmak Biriz (Koç University Undergraduate Psychology Journal)
Editör: Yunus Şahin

Bu metin CogIST ve Koç University Undergraduate Psychology Journal (KUUPJ) işbirliği çerçevesinde yayınlanmaktadır. KUUPJ’nin diğer çalışmalarına ise buradan ulaşabilirsiniz.

Hiç kesinlikle doğru hatırladığınıza emin olduğunuz, hatta belki çevrenizin de aynı şekilde hatırladığı bir olayın aslında düşündüğünüz gibi olmadığını fark ettiniz mi? Belki de hiç var olmadığını? Eğer bu durum size tanıdık geliyorsa, “Mandela Etkisi” yaşıyor olabilirsiniz.

Birçoğumuzun oynadığı bir kutu oyunu olan Monopoly’i ele alalım: logosundaki adamın gözünde monokl (tek gözlük) var mıdır, yok mudur?

Çoğu insan adamın gözlüğü olduğunu düşünür, gözünün önünde canlandırabilir, hatta gözlük olduğuna emindir. Şaşırtıcı olan şey ise, logodaki adamın hiçbir zaman hiçbir çeşit gözlüğü olmamış olmasıdır. Benzer şekilde, Türkiye’de yaşayan birçok insan şapkalı harflerin Türkçeden çıkarıldığına inanır, bu durumla ilgili hatıraları vardır. Oysa dilimizde buna benzer bir değişim asla yapılmamıştır (Bakırcı, 2020).

Peki nasıl oluyor da büyük bir kitle aralarında anlaşmışçasına olmayan olaylara dair anılara sahip olabiliyor? Fiona Broome bu duruma, yıllar boyunca birçok insanın seksenlerde hapishanede öldüğüne inanıyor olmasına rağmen doksanlarda başkanlık yapıp aslında 2013’te ölen Nelson Mandela’ya dikkat çekerek “Mandela Etkisi” adını veriyor. Dahası, azımsanamayacak sayıda insanın Mandela’nın seksenlerde televizyonda ölüm haberini (bazen cenazesini bile) izlediğine dair anıları var. Fakat bu anıların tamamı geniş insan grupları tarafından paylaşılan var olmamış anılar, yani kolektif bir yanlış hatırlama. Kendini “paranormal danışman” olarak tanımlayan Fiona Broome bu olayın paralel gerçekliklerin etkileşiminden kaynaklandığını savunuyor. İçinde yaşadığımız gerçeklik sonsuz sayıdaki evrenlerden sadece bir tanesi ve bizim gerçekliğimiz alternatif evrenlerle temas ettikçe zihinlerimizde bu kolektif yanlış hatırlamaları, yani Mandela etkisini oluşturuyor (Eske, 2020).

Bilim kurgu kitabından bir konsept gibi, değil mi? İlginç olduğu su götürmez olsa da ne kadar gerçekçi olduğu oldukça tartışmalı. Teoriyi destekleyen (veya çürüten) herhangi bir kanıt yok, dolayısıyla psüdo-bilim olmanın ötesine geçemiyor. Öte yandan, psikolojik araştırmaların olayla ilgili farklı bir açıklaması var: sahte anılar.

Sahte anılar, yaşandığına emin olduğumuz ama aslında yaşanmamış veya düşündüğümüzden farklı şekilde yaşanmış hafıza parçalarıdır. Hafızamız video kaydedici gibi çalışmaz, birçok durumda olayın özünü hatırlayıp detayları uygun gördüğümüz şekilde yerleştiririz. Önyargılar ya da duygular gibi etkenler hafızamızın objektif olmasını engeller. Sahte anıların yaratımında rol oynayan ve Mandela etkisini doğurabilecek iki temel mekanizmadan bahsedilebilir: kaynak izleme hatası ve konfabülasyon.

Kaynak izleme hatası, hafızamızdaki belirli bir bilgiyi veya anıyı nereden bildiğimizin karıştırılması şeklinde tanımlanabilen bir bellek yanılsamasıdır (Johnson, 1997). Bilgiyi nereden edindiğimizi karıştırmanın yanı sıra, kendi kafamızda oluşturduğumuz bir fikir veya anıyı duyulmuş veya yaşanmış bir deneyim sanmamıza dahi neden olabilir. Elizabeth Loftus’un “alışveriş merkezinde kaybolma” deneyi belleğin bu zayıflığını etkili şekilde ortaya seriyor. Her katılımcı için aileleriyle konuşarak elde edilen üç gerçek, bir sahte çocukluk anısı yazdıktan sonra, Loftus ve arkadaşları (1997) tüm katılımcılarla üç kere görüşerek anıları anlatıp hatırlayıp hatırlamadıklarını soruyorlar. Şaşırtıcı şekilde son görüşmede katılımcıların yüzde 25’i bu sahte alışveriş merkezi anısını “hatırladığına” emin olduğunu iddia ediyor! Çünkü kaynak izleme hatası sonucu, dinledikleri anıyı kendi hafızalarının bir ürünü olarak atfediyorlar.

Sahte anıların oluşumunda etkili olan bir diğer faktör konfabülasyon ise bir çeşit boşluk doldurma. Hafızamız bir olayın ana fikrini hatırlayıp, detayları hatırlamadığı durumda hikayedeki eksik kısımları geçmiş bilgi ve mantık çerçevesinde biz farkına bile varmadan yeniden inşa edebilir. Örneğin, Deese-Roediger ve McDermott paradigması katılımcılardan birbirleriyle ilişkili kelimelerden oluşan bir listeyi (“yastık”, “yorgan”, “rüya” gibi kelimeler) öğrenmelerini isteyip sonrasında kelime tanıma testi yapıyor. Sonuç olarak, katılımcıların büyük bir kısmı listenin konseptine yakın, ama listede bulunmayan kelimeleri (mesela “uyku”) listede gördüğünü savunuyor (Delgado & Payne, 2017). Bunun sebebi listedeki kelimeleri teker teker öğrenmek yerine alakalı oldukları konsepti öğrenmek ve hafızamızdaki boşlukları uygun şekilde tamamlamayı seçiyor olmamız.

Belleğimizin bize yaşattığı bu yanılgılar Mandela etkisi çerçevesinde incelendiğinde bizi şema nedenli hatalara ittiği söylenebilir. Şemalar, şimdiye kadarki deneyim ve fikirlerimizle zihnimizde oluşturduğumuz “bilgi paketleridir” (Dagnall & Drinkwater, 2018). Şemalar sayesinde önceki deneyimlerimiz ışığında dış dünyayı belirli kümeler şeklinde kodlayabilir ve büyük miktarda zihinsel efordan tasarruf edebiliriz. Örneğin Brewer ve Treyens’in (1981) çalışmasında katılımcılar bir ofiste bekledikten sonra başka bir odaya alınmış ve ofisteki nesnelerle ilgili neler hatırladıklarına dair sorular sorulmuştur. Şaşırtıcı şekilde birçok katılımcının “kitaplıkta duran kitaplar” gibi birbirine benzer yanlış cevaplar verdiği gözlemlenmiştir. Bunun sebebi ise ofis şemasında görmeye alışkın olduğumuz belli başlı nesneler olması ve hafızamızı bu şemaya uygun olarak düzenliyor olmamızdır. Kaynak izleme hataları şemaları kullandığımızı fark etmeden şemalarımızdaki bilgileri tanık olduğumuz olaylara atfetmemizden başka bir şey değildir aslında. Başka bir değişle, hafızamızdaki bilginin kaynağını saptamadaki hatalarımızdır. Benzer şekilde konfabülasyonda bizi hafızamızdaki boşlukları şemamızda olan hazır bilgilerle doldurmaya itebilir.

Toplum olarak yaşamanın ve sürekli etkileşimde olmanın sonucu olarak benzer şemalar oluşturuyor ve dış etmenlerden benzer şekillerde etkileniyoruz. Yazının başında bahsedilen Monopoly logosundaki adam örneğini ele alalım: smokin giyen ve baston taşıyan yaşlı bir adam olduğunu biliyoruz. Birçok kültürde yaşlılar “kibarlık”, “şefkat” gibi daha sıcak kavramlarla ilişkilendirildikleri kadar “görmek veya yürümekte zorluk” ya da “unutkanlık” gibi yeterlilikte de daha düşük bir noktada da pozisyonlanıyorlar (Cuddy et al., 2005). Monokl görmeye yardımcı olma fonksiyonu ve genelde eski aristokrat resimlerle bağdaştırmaya alışık olduğumuzdan dolayı “kibarlık” ile ilişkilendirmemiz oldukça normaldir. Doğal olarak zihnimizde bu tanımlamaya uyan Monopoly’deki güler yüzlü, yaşlı adamın monokl kullanıyor olması hiç yabancı gelmez. Hatta biraz düşündükten gözümüzde bile canlandırabilir, aklımızdaki imgeyi görmüşüz gibi hissederiz. Oysa bu hafızamızın bize oynadığı bir oyundan başka bir şey değildir.

Bunun yanında internetin hayatımızın çok büyük parçası haline gelmesi sonucu sürekli yeni bilgilere maruz kalıyoruz. Sosyal normlar değişip bizi her geçen gün daha fazla mesaj, haber ve gelişmeye maruz bırakmasına rağmen kapasitemiz sınırlı. Bu uçsuz bucaksız mental girdilerle başa çıkmaktaki zorluk, zihnimizde daha fazla kısa yol, yani şema oluşmasına ve bu şemalara daha sık başvurmamıza sebep oluyor (Byyny, 2016). Ayrıca farklı insanların bizim yaşadığımıza benzer deneyimlerini duydukça, kendi anılarımızla ilgili detayların gerçekliğini yitirmeye başlıyoruz. Dolayısıyla dijital çağın gelişiyle beraber insanlar arası etkileşimler arttıkça Mandela etkisinin görülme sıklığının artması oldukça olası görünüyor.

Sonuç olarak, Mandela etkisi gibi geniş kitleleri aynı anda yanılgıya sürükleyen bir olayın arka planında paralel evrenlerin yatıp yatmadığını söylemek için yeterli bilgiye sahip değiliz. Öte yandan, insan beyninin şu ana kadar bilinen çalışma mekanizması düşünüldüğünde belleğimizin maruz kaldığı sürekli bilgi akışıyla başa çıkmak için şemalar gibi kısa yollara başvurduğunu ve sahte anılar oluşturduğunu düşünmek şimdilik çok daha inanılabilir duruyor. Her şekilde, kesin yargılara varabilmek için konuyla ilgili keşfedecek çok şey var.

Kaynakça:

Dagnall, N. & Drinkwater, K. (2018). “The Mandela Effect”. The Conversation, web.

Brewer, W. F. & Treyens J. C. (1981). “Role of schemata in memory for places”. Cognitive Psychology, Volume 13–2. https://doi.org/10.1016/0010-0285(81)90008-6

Delgado E. P. & Payne, J. D. (2017). “The Deese-Roediger-McDermott (DRM) Task: A Simple Cognitive Paradigm to Investigate False Memories in the Laboratory”. J Vis Exp, (119) 54793. doi: 10.3791/54793

Byyny, R. L. (2016). “Information and Cognitive Overload”, Pharos Alpha Omega Alpha Honor Med Soc, 79(4): 2–7.

Cuddy, A. J. C., Norton M. I., Fiske, S. T. 2005. “This Old Stereotype: The Pervasiveness and Persistence of the Elderly Stereotype”, Journal of Social Issues, Vol. 61, №2.

Loftus, E. (1997). “Creating False Memories”. Scientific American, Vol.277 №3 p.70–75.

Bakırcı, Ç. M. (2020). “Sahte Anılar: Beynimiz Sahte Anıları Nasıl Yaratıyor?”. Evrim Ağacı, web.

Eske, J. (2020). “What is the Mandela Effect?”. Medical News Today, web.

Johnson, M. K. (1997). “Source Monitoring and Memory Distortion”. Philos Trans R Soc Lond B. Biol Sci, 352(1362): 1733–1745.

Bilişsel Bilim Ne Kadar Zor? — Rich, Haan, Wareham, van Rooij

30/01/2022

Özgün Adı: How hard is cognitive science? Patricia Rich Felsefe Bölümü, Bayreuth Üniversitesi, Almanya Ronald de Haan Mantık, Dil ve Hesaplama Enstitüsü, Amsterdam Üniversitesi, Hollanda Todd

Read More »
Bilge-Kurubas-Corey-Maley-Neden-ve-Nasil-Beyni-bilgisayar-olarak-dusunmeliyiz kapak görseli cogist

Beyni nasıl (ve neden) gerçekten bir bilgisayar olarak düşünebiliriz? – Corey Maley

26/11/2025

Özet Beyin ile bilgisayar arasındaki ilişki genellikle yalnızca metafor olarak kabul edilir. Oysa gerçek işlemlemesel (computational) sistemler hemen hemen her fiziksel temelde  implement[1] edilebilir; dolayısıyla

Read More »

“Taklit Oyunu” ve Turing Üzerine Bir İnceleme— Noam Chomsky

01/07/2020

Özgün Adı: Turing on “The Imitation Game” Özet Turing’in makalesi mütevazi amaçlar taşıyor. Makinelerin düşünüp düşünmediği sorusunu “bir tartışma değeri olmadığı” için ekarte ediyor. “Taklit oyunu”nun, bilişsel

Read More »

Copyrights @2026 CogIST All Rights Reserved

CogIST'te Etkinlik Düzenle

Yazı-Çeviri Gönder

Gizlilik Politikası

Mesafeli Satış Sözleşmesi

Eğitim Katılım Sözleşmesi

Geri Bildirim Formu

Instagram Twitter Linkedin Youtube