İçeriğe atla
Instagram Twitter Linkedin Youtube
  • Anasayfa
  • Faaliyetler
    • Etkinlik
    • Yayın
  • Yazılar
  • Biz Kimiz?
  • Duyurular
  • İletişim
  • EN
  • Anasayfa
  • Faaliyetler
    • Etkinlik
    • Yayın
  • Yazılar
  • Biz Kimiz?
  • Duyurular
  • İletişim
  • EN

Bilimin En Zor Problemi: Kuzenlerimizi Anlamak — Muharrem Ayar

Yazar: Muharrem Ayar
Editör: İpek Şahin

“Bilimin En Zor Problemi” serisinin tüm yazılarına buradan erişebilirsiniz.

Muharrem Ayar, Boğaziçi Üniversitesi Dilbilim Bölümü Mezunu. İşaret dili dilbilimi, dil edinimi ve dil evrimi konularıyla ilgileniyor. Şu anda Max Planck Enstitüsü’nde asistanlık yapıyor.

Merhaba! Bir önceki yazıda dil evrimi çatısı altında karşılaştırmalı çalışmalara göz atmaya başlamıştık. Kuşlar ve arılar ile yaptığımız karşılaştırmadan sonra, sırada bize daha yakın olan türler var. Bu yazıda evrimsel kuzenlerimiz olan primatlara odaklanacak, onlara dil öğretme çabalarını ve diğer insan türlerinin dil yetilerinin ne durumda olabileceğini inceleyeceğiz.

Primat İletişimi

Yaklaşık 55 milyon yıldır primatlar kendi içerisinde türleşmeye devam etmektedir (Wood, 2005). Evrimsel çalışmalarda bulunan bilim insanları, bu türleşme sonucunda ortaya çıkan Homo türünün bazı yeteneklerinin temellerini anlamak için insanlar ile diğer primatları sıklıkla karşılaştırmaktadırlar.

İnsanların ve diğer primatların evrim süreçlerinin zaman çizelgesi (Wood, 2005, syf. 2’den uyarlanmıştır).

Bu yazıyı okuduğunuza göre, pek tabii ki insanlardaki dil becerisinin kökenlerini anlamak için de primatlarla karşılaştırma yapıldığını hemen fark edeceksinizdir. Bu yazıda konuşacağımız üzere, primatların iletişim becerileri ile insan diliyle olan farkları ve benzerlikleri uzun süredir incelenen bir konudur. Ancak en azından bu bölümde, tarihe pek değinmeyeceğiz. Bunun yerine, primat iletişimini anlamaya çalışacağız.

Primat iletişimini incelerken ilk olarak yapmamız gereken şey, primat iletişiminin kanallarını ayırmak olacak. Primatlar da tıpkı insanlar gibi, işitsel kanal ve görsel-uzamsal kanalları kullanarak iletişim kurar (Meguerditchian ve Vauclair, 2008). O hâlde, bunları sırasıyla incelemeye başlayalım.

İşitsel kanal, primatların seslenme yoluyla sıkça faydalandıkları bir kanaldır. Cheney ve Seyfarth’ın (2018) işitsel kanal üzerine yaptıkları çalışmada, primatların hem rakipleriyle hem de grup üyeleriyle aralarındaki sosyal bağları tanımlamak için genel olarak işitsel kanalı kullandığı ortaya konulmuştur. Bu seslenmeler türler ve bağlamlar arasında değişkenlik gösterse de seslenmelerin genel amaçları çiftleşme, bireyler arası belirsizliği giderme ve tehlikeyi haber verme olarak sıralanabilir.

Eğer bu seslenmeleri insan iletişimi ve diliyle karşılaştıracak olursak, içeriklerine de dikkat etmemiz gerekiyor. Bu noktada en çok üstünde durulan konu ise primat seslenmelerinin esnekliğidir. Peki, esneklik dediğimiz şey nedir? Bu bağlamda esneklik, bir primatın yeni seslenmeler oluşturabilme yeteneği ve hâlihazırda bulunan seslenmelerinin içeriğini ne kadar değiştirebildiği anlamına geliyor.

Meguerditchian ve Vauclair’in (2008) primat seslenmeleri konusunda yaptığı analize göre, primat seslenmelerinin esnekliği insanlarınkine kıyasla oldukça sınırlıdır. Bununla birlikte, primatların seslenmeleri genellikle bulundukları statüye ya da kiminle iletişim kurduklarına göre de değişim gösterebiliyor. Örneğin, erkek babunların seslenmeleri statü olarak daha aşağı basamaklarda bulundukları durumlarda daha kısa oluyor. Dişi Campbell maymunlarının da grup içerisindeki statü değişimlerine bağlı olarak seslenmelerini daha iyi ayarlayabilmesi buna başka bir örnek olarak verilebilir. Yeni çağrılar üretme konusunda da primatların kimlerle iletişime geçtikleri ve içerisinde bulundukları ekolojik durumlar sınırlayıcı bir etkiye sahiptir. Mesela, gözetim altında yetişen şempanzeler, insanlarla iletişime geçtiklerinde doğada yetişen şempanzelerde olmayan ve “ahududu” olarak adlandırılan birtakım seslenmeler kullanmaktadır.

Bu seslenmelerin öğrenme süreçleri de primatların iletişim becerisi ile insan dili arasındaki farklılıkları ve benzerlikleri ortaya koyan parametrelerden biridir. Egnor ve Hauser’in (2004) yaptıkları çalışmada primatların seslenmelerinin hangi edinim süreçlerinde değişebileceği incelenmiştir. Normal gelişim süreçleri incelendiği zaman, primatların doğum sonrası çıkardığı seslerin çoğunun yetişkinlerin çıkardığı seslere oldukça benzer olduğu görülmektedir. Bazı seslenmeler ise zamanla tamamen yetişkin formunu alır. Öte yandan, Egnor ve Hauser’in (2004) iddiasına göre, bu durum primatların ses yolunun olgunlaşma sürecinde daha uzun bir hâle gelmesinden de kaynaklanıyor olabilir.

Benzer şekilde, sosyal izolasyonda yetişen primatların seslenmelerinde kayda değer bir farklılık bulunmamaktadır. Bulunan farklılıkların da aslında öğrenme süreçleriyle ilgili olmadığı, bunun yerine primatların sosyal olarak nasıl davranmaları gerektiğini bilmemesinden kaynaklı olabileceği Egnor ve Hauser (2004) tarafından iddia edilmektedir. Herhangi bir ses girdisinin olmadığı ortamlarda ise ses öğreniminin etkilenmediği, sürekli ses ve sosyal etkileşimin primat seslenmelerinin normal bir seviyede sürdürülmesinde önemli bir rol oynadığı gözlemlenmiştir.

Şimdi de, diğer kanal olan görsel-uzamsal kanalda primatların nasıl iletişim kurduklarına bakalım.

Liebal ve Call (2012), yaptıkları çalışmada primatların iletişim için iki tür jest kullandığını belirtmiştir. Bunlardan ilki dokunsal jestler iken, diğeri ses üretmek amacıyla kullanılan jestlerdir. Bu jestler primat türleri açısından oldukça önemli olduğu gibi, sayıları da bir hayli fazladır. Liebal vd.’nin (2013) yaptığı çalışmaya göre ise insansıların jest dağarcığının maymunlara göre daha geniş olduğu ortaya çıkmıştır[i]. Aynı zamanda, primatlar jestler açısından seslere nazaran daha esnek bir yapı göstermektedir (Meguerditchian ve Vauclair, 2008).

Bu jestlerin işlevlerine ve iletişimdeki yerlerine bakıldığı zaman, Liebal ve Call (2012) jestlerin insansılar tarafından genellikle temizlik, üreme ya da oyun gibi eylemlerin gerçekleşmesini istedikleri zaman kullanıldığını belirtmektedir. Bu istekler karşılanmadığı durumda ise şempanzeler ve orangutanlar aynı jesti tekrar ederken, goriller bir noktada jestlerini manipüle edebiliyor. Öte yandan, şempanzelerin ve orangutanların insanlarla olan etkileşiminde jestlerini manipüle ettiği ve hatta daha açıklayıcı jestler yaptığı da gözlemlenmiştir.

Jestlerin kullanımıyla ilgili tartışılan en önemli konulardan bir tanesi de işaret etmedir. İnsan bebekleri dil edinim süreçlerinde işaret etmeyi öncül-bildirimsel ve öncül-buyruk olmak üzere iki sebeple kullanırlar (Cochet ve Vauclair, 2010). Bildirimsel olarak kullanılan işaret etme bebeğin ve ebeveyninin görüş alanında bir nesne olduğunu belirtirken, buyruk için kullanılan işaret etme ise bebeğin o nesneyi istediği anlamına gelmektedir. İkincisine benzer bir biçimde işaret etmeyi insansılar da kullanmaktadır. Yine, Liebal ve Call’a (2012) göre ortada herhangi bir alet olması durumunda bile, insansıların amacı gözlemcinin o aleti kullanarak kendisine yemek getirmesini istemektir.

Bu noktada primatların gelişim süreçlerinde jestlerin ne tür aşamalardan geçtiğinden Pika’nın (2008) yaptığı çalışmaya kısaca göz atarak bahsedebiliriz.

Pika’nın (2008) araştırmasına göre, şempanze yavruları 9 ila 12,5 ay arasında anneleriyle jest iletişimini başlatan bir aşamaya gelir ve bu yaşlarda sosyal dinamikleri ve annelerini anlamaya başlar. Bu jestlerin sayısına ve gelişim hızına bakıldığı zaman, 1 yaşında 12 adet jest dağarcığı olan şempanzelerin 3 yaşında 19 jeste sahip olduğu gözlemlenmekte; jestlerin genel uzunluğuna bakıldığında ise, genç şempanzeler daha uzun jestler kullanırken yaşlı şempanzelerin daha kısa jestler kullandığı görülmektedir.

Diğer primatlarda jest sayısının incelendiği durumlarda, gorillerde jest dağarcığının 3 yaşından 5–6 yaşına kadar yükseldiği ve daha sonra azaldığı gözlemlenirken, büyük kara şebeklerde jest dağarcığının 4–5 yaşında 11 jest ile tepe noktasına ulaştığı ve genel olarak sabit kaldığı, bu noktada da bazı jestlerin yerine yenilerinin geldiği belirtilmektedir.

Görülebileceği üzere, primatların iletişim için hem işitsel hem de görsel-uzamsal kanalları oldukça etkili bir şekilde kullandığını söyleyebiliriz. Pek tabii ki bize en yakın türleri içerisinde barındıran bu sınıfın iletişim becerileri konusunda insanlar kadar iyi olmasalar da diğer türlere nazaran oldukça etkili bir performans gösterebileceğini bekleyebilirdik. O hâlde bu iletişimin biraz daha derinine inelim ve kısa bir tartışmayı inceleyelim. Dil evrimi, tartışmaların her zaman olduğu bir alan sonuçta.

Kısa Bir Tartışma

Primatların nasıl iletişim kurduklarını biraz da olsa anlamış bulunmaktayız. İki kanalı da iyi bir şekilde kullanan primatların iletişimlerinin hangi zihinsel seviyede gerçekleştiği ise bu noktada tartışılan bir konu. Bu iletişimin zihinsel seviyeleri primatlarla ilişkili olarak genellikle Amaçlı İletişim ve Göstergeci İletişim kavramlarının etrafında tartışılmaktadır. O hâlde bu kavramları biraz açıklayarak tartışmaya giriş yapalım.

Warren ve Call (2022) amaçlı iletişimin üç kriter etrafında açıklandığını ileri sürmektedir:

– Gönderici, alıcıya gönderdiği sinyal sonucunda bilgi geçişinin gerçekleşeceğinin farkında olmalıdır.

– Gönderici, alıcının da benzer bir şekilde bilgi aktarımının farkında olmasını beklemektedir.

– Gönderici, doğru bilginin aktarımından emin olabilmek için kendi sinyallerini özenle seçmelidir.

Bunu bir bağlam içerisinde örneklendirmemiz gerekirse, yemek masasında arkadaşınızdan tuz isteyeceğiniz bir senaryoyu hayal edebiliriz. Tuz istemeden önce arkadaşınızın size baktığından emin olmalı, gerekirse dikkatini çekerek aranızda iletişim kurabileceğiniz bir ortam yaratmalısınız. Sonrasında ise niyetinizi arkadaşınıza söylemelisiniz, yani “Tuzu uzatır mısın?” cümlesini kurmalısınız. Arkadaşınızın sizi doğru anladığından emin olduğunuzda, onun size tuzu uzatıp uzatmayacağını izleyebilirsiniz. Eğer arkadaşınız size tuzu uzatırsa, iletişim amacınız gerçekleşmiş olacaktır.

Yine, Warren ve Call’ın (2022) çalışmasına bakacak olursak göstergeci iletişim, gönderici ve alıcı arasında iletişimsel niyetin anlaşılmasına dayanmaktadır. Tuz örneği üzerinden açıklayacak olursak, arkadaşınızın “Bu benden ne yapmamı istiyor?” sorusunu sorabileceği durumlar göstergeci iletişime dâhil oluyor. Bu noktada iletişimin amacı arkadaşınızın sizin ondan bir şey isteyeceğinizin bir şekilde farkında olmasıyken sizin de bu farkındalığı oluşturmak için bir harekette bulunmanızdır.

Bu noktada, primat iletişiminin amaçlı mı yoksa göstergeci mi olduğu tartışmasına dönecek olursak, ilk önce Scott-Phillips’in (2015) çalışmasına bakmalıyız.

Scott-Phillips (2015) göstergesel iletişim için öncelikli olarak dört adet kriter sıralıyor. Bu kriterler; iletişimsel niyetlerin ifade edilmesi, iletişimsel niyetlerin anlaşılması, bilgilendirici niyetlerin ifade edilmesi ve bilgilendirici niyetlerin anlaşılmasıdır. Scott-Phillips’in (2015) analizine göre, primatların göstergesel iletişimin kriterlerine uygun bir şekilde iletişim kurduğu net olarak araştırılmamış ya da kanıtlanamamış durumdadır. Bu noktada örnek göstermek için iletişimsel niyetlerin ifade edilmesi ve bilgilendirici niyetlerin anlaşılmasını seçebiliriz.

İletişimsel niyetler ifade edilirken, göndericinin amacı alıcının mental durumunu değiştirmek ya da başka bir deyişle istediği gibi davranmasını sağlamaktır. Örneğin, çocukların kendilerine bir oyuncağın uzatılıp verilmesini istedikleri durumlarda oyuncak atılıp verilirse, çocuklar istediklerini elde etmiş olmalarına rağmen oyuncağın uzatılmasını da istediklerini vurgulayacaklardır. Diğer bir kriter olan iletişimsel niyetlerin anlaşılması konusunda da çocuklar, çeşitli yollar üzerinden yetişkinlerin kendileriyle iletişim kurmak istediklerini anlarken, primatların bunu yapamamasının sebebi başkalarının sağladığı ipuçlarını takip edememelerinden kaynaklanıyor olabilir. Bu noktada Scott-Phillips (2015), her iki kanalda da primat iletişiminin göstergesel olamayacağını savunuyor.

Bu çalışmanın yayınlanmasından sonra Moore (2015), primat iletişiminin görsel-uzamsal kanal üzerinde göstergesel olduğunu savunduğu bir çalışma yayınlamıştır. Moore’un (2015) yaptığı analizde Scott-Phillips’in (2015) teorik zemininin bir ölçüde kanıtlanamadığı ve bilişsel olarak da zor bir yerde durduğu iddia edilmiştir.

Moore’un (2015) primat jestlerinin göstergesel olduğuna dair ilk dayanağı göz temasıdır. Her ne kadar Scott-Phillips (2015) bundan bahsetmese de Moore (2015) göz temasının göstergesel iletişim için önemli bir belirti olduğunu iddia ediyor. Bu bağlamda Moore’un (2015) iddiasını şu şekilde özetleyebiliriz: Eğer insanların göz teması insan iletişiminin göstergesel olarak gerçekleştiğinin önemli bir belirteci ise, jestlerini yaparken göz temasını kullanan primatların iletişimini de göstergesel olarak kabul edebilmeliyiz.

Moore (2015) göz temasıyla başlayan analizine karşı tarafın dikkatini yapılan jestlere çekmeyi ekleyerek devam ediyor. Bu noktada, şempanzelerin jestlerini kullanarak iletişimi gerçekleştirdiği durumda, diğer şempanzelerin ya da insanların dikkatlerini de göz önünde bulundurduğunu söyleyen Moore (2015), bu bulgunun Scott-Phillips’in (2015) göstergeci iletişim için öne sürdüğü teorik temellere de uygun olduğunu belirtiyor.

Moore’un (2015) Scott-Phillips’e (2015) karşı çıktığı başka bir nokta ise işaret etme ile alakalıdır. İşaret etme, insan bebeklerin göstergesel iletişim için kullandığı tekniklerden bir tanesidir. Primatlar bu teknikte nispeten daha kötü olmasına rağmen işaret etmeyi daha basit bir anlamda kullanıyor. Bu noktada Moore’un (2015) argümanı, primat jestlerinin üretiminin göstergesel olabileceği fakat primatların her jesti algılayacak kapasiteye sahip olamama ihtimali üzerine yoğunlaşıyor.

Bu tartışmanın yanı sıra, primat iletişiminin ne amaçla gerçekleştiğine dair alternatif görüşler de mevcuttur, bunlardan bir tanesi çıkarımsal iletişim (Warren ve Call, 2022) iken diğeri ise hedef odaklı iletişimdir (Fischer ve Price, 2017). Örneğin, ikincisinin olabileceğini destekleyen Melis ve Rossano’nun (2022) çalışmasında primatların iş birliği amacıyla yaptıkları iletişimin gerçekleşebilmesi için iletişimin kendi hedeflerine yönelik olması şartının olduğu da belirtiliyor.

Primat iletişimin nasıl gerçekleştiğini ve primatların iletişimlerini gerçekleştirirken hangi mental becerileri kullanabildiğini konuştuğumuza ve incelediğimize göre, biraz da primatlara insan dilini öğretme çabalarına göz atabiliriz. Bu çabaların nasıl sonuçlandığını incelerken insanlarla primatlar arasındaki bazı farklara da bakacağız.

Anlaşabiliyor muyuz?

Primatlar evrimsel olarak insanların kuzenleri olduklarından, diğer türlere nazaran daha büyük bir evrimsel yükün altındadırlar. Dil evrimi bağlamında bu bilimsel yüke bazı araştırmacıların insan konuşma dilini ve işaret dilini primatlara öğretmeye çalışması da dâhildir.[ii] Öncelikle, konuşma dilinin primatlara öğretilmesiyle alakalı önemli çalışmalara kısaca bir bakalım.

Gillespie-Lynch vd.’nin (2014) yılında yaptıkları çalışma çerçevesinde, konuşma dilinin primatlara öğretilmesi konusunda yapılan birkaç önemli deneme tarihsel olarak sıralanıyor:

– 1890–1910 arası: Gardner, Witmer ve Furness gibi bilim insanları çeşitli şartlar altında bulunan şempanze ve orangutanlara insan konuşma dilini öğretmeye çalıştı. Bu denemelerin birçoğunda insansılar bir ya da iki kelime konuşabildiler. Bu bilim insanlarının notlarına göre, insansıların dili anlama gücü üretim gücünden daha fazlaydı.

– 1913: Nadezhda Kohts 1,5 yaşında bir şempanze olan Joni’ye 4 yaşına kadar baktı. Oğluyla beraber büyüyen şempanzenin dil edinememesinin sebebinin ise dil öğretme çabası içerisinde bulunulmaması olduğunu iddia etti.

– 1933: Luella ve Winthrop Kellog çifti, 7,5 aylık bir orangutan olan Gua’ya 9 ay boyunca baktı. 9 ayın sonunda kendi oğulları Donald, Gua’yı anlama becerisinde geride bırakmış olsa da Gua da 100’den fazla kelime öğrenmeyi başardı.

– 1951: Keith ve Catherine Hayes çifti, 3 yaşındaki şempanze Viki’yi sahiplenip 7 yaşında ölene kadar ona baktılar. Viki, bu dört yıl içerisinde 4 kelime söylemeyi öğrendi, bu kelimeler; anne (İng. mama), baba (İng. papa), kupa (İng. cup) ve yukarıydı (İng. up).

– 1978: Keith Laidler, 2 yaşındaki bir orangutan olan Cody’ye 9 ayın sonunda 4 tane ses üretmeyi öğretti. Bu sesler /k/, /p/, /f/ ve /tb/ sesleriydi.

Görüleceği üzere, insansılara konuşma dilini üretimsel açıdan öğretmek neredeyse imkânsız. Bu kapsamda, insansılar çok az sayıda kelimeyi konuşmayı öğrenebiliyorlar. Öğrendikleri durumda bile bunu insanlar gibi yapamıyorlar. Aralarındaki en başarılı örnek olduğu için bu noktada Viki’nin ses üretimini inceleyebiliriz.

Ekström’ün (2023) yaptığı analizde, Viki’nin agulamaları ile “baba” ve “kupa” derken alınan ses kayıtları incelenmiş ve Viki’nin agulamalarının üst üste gerçekleşen gırtlak ünsüzlerinden[iii] oluştuğu bulunmuştur. Baba kelimesinde ise ünlü seslerin herhangi bir ünlülük değeri taşımadığı gösterilirken, kupa kelimesindeki /k/ sesinin daha çok /h/ sesine benzediği görülmüştür.

Bu noktada, primat ses yolunun insanlarınkinden oldukça farklı olduğu ve bu yüzden insan dilinin seslerini üretemedikleri oldukça yaygın bir inanış olarak karşımıza çıkıyor. Ancak, Fitch vd’nin (2016) yaptığı çalışmaya göre Makak gibi maymunların gırtlakları ses üretimine oldukça elverişli olmasına rağmen, esas nokta gırtlağın beyinsel yönetimindeki farklılıklardır. Zaten bu tarz beyinsel farklılıklara birazdan değineceğiz.

İnsansılara konuşma dili öğretme çalışmaları belli bir noktadan sonra “başarısız” olduktan sonra, araştırmacılar başka bir yol denemek için insansılara işaret dili öğretmeye başladılar. Bu çalışmalardan en ünlüleri Washoe (Gardner ve Gardner, 1969), Koko (Patterson, 1978) ve Nim Chimpsky’dir (Terrace vd., 1979). Bu insansıları ve işaret dili becerilerini kısaca özetleyelim.

İlk olarak Washoe’den başlayacak olursak, Washoe, Gardner çiftinin 1965 yılında bakıma aldıkları ve Amerikan İşaret Dili (ASL) öğrettikleri bir dişi şempanzedir. Gardner ve Gardner (1969), 1970 yılına kadar baktıkları şempanzenin 22 aylıkken 30 işareti düzgün bir biçimde kullandığını belirtirken daha sonraları bu sayı 133’e kadar çıkmıştır (Krause ve Beran, 2020).

Patterson (1978) ise Koko adlı goril ile işaret dili eğitimi üzerine bir çalışma gerçekleştirmiştir. Patterson’un (1978) çalışmalarına başladığı 1972’de 1 yaşında olan Koko, 4 yaşına geldiğinde günde 150 işaret kullanmaya başlamıştır. Bu işaretler arasında eylemler, bağlaçlar ve isimler bulunurken soru işaretleri ve zaman hakkındaki işaretler bulunmamaktadır.

Son olarak Nim Chimpsky’yi inceleyeceğiz. 2 haftalıkken insanlarla beraber büyütülmeye başlayan Nim, bir erkek şempanzedir. Adının bu kadar uzun olmasının sebebi ise ünlü dilbilimci ve filozof Noam Chomsky’ye gönderme yapmak içindir. Terrace vd’nin (1979) yaptığı çalışmaya göre, Nim yaklaşık 4 yaşına geldiğinde 125 adet işareti düzgün bir biçimde kullanabilmekteydi.

Terrace vd’nin (1979) yaptığı çalışmada en ilgi çekici detay, Nim’in işaretleri birbiriyle ne uzunlukta ve ne sıklıkla birleştirdiğiydi. Yapılan çalışmada en çok 2 işaretlik birleşimlerin görüldüğü gözlenirken, işaret birleşimlerinin sayısının sıklığı işaret sayısı arttıkça azalmıştır. Diğer bir deyişle, 3 işaretlik birleşimler 4 işaretlik birleşimlerden daha fazla kullanılmıştır. Nim’in oluşturabildiği en uzun “cümle” ise 16 kelimeden oluşmaktadır.

“Give orange me give eat orange me eat orange give me eat orange give me you.”

(Tr. “Ver portakal ben ver yemek portakal ben yemek portakal ver ben yemek portakal ver ben sen.”)

Ne kadar da duygusal bir cümle, değil mi?

Bunun yanı sıra, çalışma içerisinde Nim Chimpsky’nin dilsel gelişimi çocuklarla karşılaştırılmış ve ortalama sözce uzunluğu gibi noktalarda çocuklarla benzer bir gelişim hızı göstermesine rağmen, Nim Chimpsky’nin dilsel gelişiminin belli bir yerde durduğu gözlemlenmiştir.

Bu çalışmalar yapıldıktan ve sonuçları paylaşıldıktan sonra, konuya şüpheci yaklaşan birtakım araştırmacılar eleştirilerini çalışma olarak paylaşmıştır. Örneğin, Patterson’un (1978) yaptığı çalışma, Petitto ve Seidenberg (1979) tarafından eleştirilmiştir. Petitto ve Seidenberg’in (1979) Koko özelinde yaptığı eleştiriler genel olarak Patterson’un verilerini açık bir şekilde paylaşmaması, neyin işaret olarak sayılıp sayılmadığı, kurduğu işaret birleşimlerinin çeşitliliği ve Koko’nun ne ölçüde işaretleri anlayıp yorumlayabildiği üzerine yoğunlaşmaktadır.

Ristau ve Robin (1982) de insansıların dil edinimi konusunda genel bir eleştirel yaklaşım benimseyip, insansıların dil kullanımı ve bu dil kullanımıyla ilişkilendirilebilecek bilişsel becerilerin ne ölçüde gerçekleşebildiğine dair bir analiz yapmıştır.

Son olarak, Krause ve Beran (2020) da bütün insansı ve dil çalışmalarını inceleyen bir analiz yapmışlardır. Bu analiz içerisinde, insansıların kelimeleri düzgün bir biçimde anlamadığı, ödül sisteminin dil eğitimini kötü etkilediği ve bu yüzden insansıların dili öğrenemediği, ortak dikkat ve konuşma başlatma gibi konular ele alınmıştır.

Yani özetleyecek olursak, insansılar insan dilini bir şekilde taklit etme ya da öğrenme yetisine çok az ve tartışmalı bir şekilde olsa da sahiplerdir. Öte yandan, bu durumda insanlar tarafından yetiştirilen insansıların hiçbiri, dili insanların kullandığı şekilde kullanamaz. O zaman, Fitch vd’nin (2016) dediği gibi, üzerine düşülmesi gereken en önemli nokta aslında bedensel olmaktan ziyade zihinseldir. Bu bağlamda, insanların beynini diğer insansılardan ayıran etmenlere bakmak bize esas farklılıkları sunacaktır.

Bu Kafaya Ulaşmak

İnsan dili ve beyni üzerine yapılan çalışmaların birçoğunda “İnsan beyni dil için hazırdır.” gibi bir cümle kullanılır. Bu cümlenin kullanılması, insan beyninin dile nasıl hazır olduğunun da gösterilmesi gerektiği anlamına gelmektedir. Bu sebeple, insan beyninin dile hazır olduğu iddiasını test etmek için bazı araştırmacılar primat beyni ile insan beynini karşılaştırmışlardır.

Berwick vd’nin (2013) yaptığı çalışmayla başlayacak olursak, insan beyninin dili belli konseptler ve hiyerarşik sınırlar çerçevesinde işlemlediğini söyleyebiliriz. Bu hiyerarşik yapıların kontrol edilmesi konusunda en önemli beyin bölgesinin Broca bölgesi olduğu Berwick vd.’nin (2013) en önemli iddialarındandır. Broca bölgesi ve ona bağlı olan nöral devrelerin önemi konusunda Friederici vd.’nin (2006) çalışmasına bir göz atabiliriz.

Çalışma süresince makak maymunları ve insanların sonlu dilbilgisi (finite state grammar) ve öbek yapısı dilbilgisi (phrase structure grammar) kuralları açısından oluşturulan dizileri nasıl algıladığı nöro-görüntüleme teknikleri ile incelenmiştir. Sonlu dilbilgisi ve öbek yapısı dilbilgisini kısaca tanımlamak için aşağıdaki görseli kullanabiliriz.

Sonlu Dilbilgisi (solda) ve Öbek Yapısı Dilbilgisi (sağda) (Friederici vd., 2006, syf 2459’den uyarlanmıştır).

Üstteki görselde solda bulunan sonlu dilbilgisi A ve B elementlerinin beraber alındığı ve AB elementinin beraber tekrar edilerek cümlenin kurulduğu dilbilgisi yapısıdır. Öte yandan, öbek yapısı dilbilgisi A ve B elementlerinin ayrı alınıp A elementi kadar B elementi olmasını ve bu elementlerin sayısının eşitlenmesiyle kurulan cümlelerin olduğu dilbilgisi yapısıdır. Sonlu dilbilgisi, öbek yapısı dilbilgisine göre daha basit olarak görülmektedir.

Bu noktada, Friederici vd.’nin (2006) yaptığı çalışmada insanların daha karmaşık yapıda bulunan öbek yapısı dilbilgisini evrimsel olarak daha genç olan Broca bölgesi ile işlemlediği ortaya konulmuştur. Fakat daha basit olan sonlu dilbilgisiyle oluşturulan yapıların evrimsel olarak daha eski bir yapıyla işlendiği gözlemlenmiştir. Friederici vd. (2017), bu noktada sonlu dilbilgisine uygun yapıların makak maymunlarında insanlarda Broca’ya tekabül eden bölge sayesinde işlemlendiğini ve herhangi bir insansının ya da maymunun öbek yapısı dilbilgisi kuralları çerçevesinde oluşan yapıyı karmaşık düzeylerde işlemleyemediğini söylemiştir.

Berwick vd.’nin (2013) beynin dili nasıl işlemlediği konusunda değindiği diğer bir alan ise anlamı işlemlemedir. Çok fazla teknik detaya girmeden anlatacak olursak, insan beyninin Broadman Bölgesi 45 ve 47’nin anlamı işlemek için beraber çalıştıklarını ve bu bölgelerin “ne” bilgisini iletmekle görevli olan devrelerle birbirine bağlı olduğunu söyleyebiliriz.

İnsan beyni ile diğer primatların beyinlerini karşılaştıran bir diğer çalışma da Becker ve Meguerditchian (2022) tarafından yapılmıştır. Bu çalışma, teknik detaylarıyla beraber insan dil yetisinde görevli olan beyin bölgelerini tek tek incelerken bunları diğer primatlarla da karşılaştırmaktadır. Bu çalışmada en çok göze çarpan nokta ise dil ile ilişkilendirilen beyin bölgelerinin aktivasyonunun sol beyinde daha fazla olduğudur (asimetri).[iv] Bu bölgelerden birkaç örnek ile bahsedelim.

Bu bölgelerden ilki Planum Temporale’dir (PT). Temporal lobun üst kısmında bulunan PT’nin başlıca dahil olduğu işlevler ses ve işitsel dilin algılanmasıdır. PT’nin doğumdan itibaren sol asimetriye sahip olması, yani sol lobda daha fazla işlev görmesi ve bu asimetrinin gelişim sürecinde giderek artması, insan beyninin dil için hazır olması konusunda önemli görülse de benzer bir asimetri henüz tam olarak anlaşılamayan sebeplerle diğer primatlarda da görülmektedir.

İnsula da çalışmada bahsedilen ve insan beyninin dile olan uyumluluğu açısından önemli olan bir bölgedir. Beynin daha iç kısımlarında bulunan insula, dil ile alakalı çeşitli işlemleme becerilerinde görev alırken ses oluşturmanın planlanmasında da görev almaktadır. Diğer primatlarda daha küçük boyutlarda ve benzer işlevler için bulunan insulanın insanlara özgü özelliği ise içerisinde bulunan nöronların sol asimetri göstermesidir.

Bu bölümden anlayabileceğimiz üzere, dil açısından insan ve primat beyninde hem hiyerarşik hem de bölgelerin kullanımı açısından farklılıklar bulunmaktadır. Bu farklılıklara bakıldığı zaman, diğer primatların beyin yapıları sebebiyle dil öğretme çalışmalarında çok başarılı olamadığını ve daha az gelişmiş bir iletişim sistemi kullandığını görebiliriz. Yani, ilk başta değindiğimiz “İnsan beyni dil için hazırdır.” cümlesini kurabilmemiz için öne sürebileceğimiz kanıtlar listesinde primatlar ile olan karşılaştırmalardan başarıyla sıyrılmış olduk. Peki insan beyni dil için hep hazırlıklı mıydı?

İnsan İnsan

Homo Sapienslerden önceki Homo türlerinin dil yetileri hakkında konuşmak oldukça zor bir konu. Bu bağlamda, Wood ve Bauernfeind’in (2011) Homo sınıfının tüm üyeleri üzerine yaptıkları çalışmanın sonucunda, modern insanların atalarının konuşma kabiliyetini kanıtlayabilmek için yok denecek kadar az bir veri olduğu belirtiliyor.

Homo sınıfının ve olası ataların gruplandırılmış hali (Wood ve Bauernfeind, 2011, Tablo 25.1, syf. 260’tan uyarlanmıştır.)

Yukarıdaki listeye baktıktan sonra durumun hâlâ bu şekilde olması, dil evriminin neden “bilimin en zor problemi” olarak adlandırıldığı konusunda iyi bir fikir verebilir. Her ne kadar elimizde direkt olarak dil ile bağlantılı kanıtlar bulunmasa da insan dilinin Homo sınıfı içerisindeki gelişimi ve modern insanın atalarının dili nasıl kullandığı hakkında ancak çıkarımlar yapabiliyoruz.

Bu çıkarımlar, genellikle protodil adı verilen bir terim etrafında gerçekleşiyor. Sonraki yazılarda hakkında daha detaylı bilgi vereceğimiz protodil, Tallerman (2011) tarafından anlamlı kelimeler barındıran fakat bu kelimelerin birbirine sözdizimsel olarak bağlanmadığı dil olarak tanımlanmıştır. Yaklaşık 2 milyon yıl önce ortaya çıktığı düşünülen bu protodile sahip olma konusunda en çok incelenen insan atalarından bir tanesi ise Homo Neandertaller olmuştur.

Neandertallerin dile ne ölçüde sahip olduğu hakkında en önemli çalışmalardan biri Dediu ve Levinson (2018) tarafından yapılmıştır. Neandertal bilişini arkeolojik kazılar çerçevesinde inceleyen çalışmada Neandertallerin dil becerilerine dair çıkarımlar bulunmaktadır. Bu çıkarımların başında kültür gelmektedir. Dediu ve Levinson (2018) arkeolojik buluntulardan yola çıkarak Neandertallerin kompleks bir kültüre sahip olduğunu öne sürmektedir. Bu kültürün uzun vadede aktarımının sağlanabilmesi için de dil gibi kompleks bir yapıya belirli bir ölçüde sahip olmanın gerektiği Dediu ve Levinson (2018) tarafından iddia edilmektedir. Diğer bir iddia ise, Neandertallerin ses yolunun aslında modern insanlara önemli ölçüde benzediğidir.

Sonuç

Karşılaştırmalı dil evrimi çalışmalarının ikinci ayağı olan homolojiyi burada bitiriyoruz. Kuzenlerimiz tıpkı biz insanlar gibi, hem görsel-uzamsal hem de işitsel kanal üzerinden iletişim sağlayabiliyor. Bu iletişimin amaçları ve içeriği tam olarak çözülmüş olmasa da iki kanal üzerinden kurulan iletişim çeşitli bağlamlarda oldukça etkili olabiliyor. Her ne kadar görsel-uzamsal kanal ve işitsel kanal arasında farklılıklar bulunsa da bu etkili iletişimi baz alarak kuzenlerimize insan dilini öğretmeye çalıştığımızda başarısız oluyoruz. Bu yüzden, dil evrimi konusunda yapılan homolojik karşılaştırmalarda odaklanılması gerekilenin aslında insan ve primat beyni arasındaki farklar olduğunu söylemek mümkün. Burada ise insan beyninin aslında primatlara çok büyük oranda benzediği, genellikle farkların beyin bölgelerinde oluşan sol asimetri ile nöral devreler sebebi ile ortaya çıktığını gözlemleyebiliriz.

Bu konuda “İnsan beyni dil için hazırdır.” gibi bir cümle kurulduğu zaman, bu hazırlığın ne kadar süredir var olduğunu test etmek de istiyoruz. Öte yandan, dil evriminin bilimin en zor problemi olmasının sebeplerinden biri olan beyinlerin fosilleşmemesi yüzünden bizden önceki Homo türlerinin beyin yapılarını net olarak incelemek imkânsız. Bunun neticesinde, insan beyninin hazırlık süreci hakkında bizden önceki Homo türlerinin bıraktığı kalıntılara bakarak dil yetilerinin ne düzeyde olduğu hakkında sadece çıkarım yapmakla yetinebiliyoruz.

Notlar

[i] İngilizce terminolojide ape ve monkey olarak yapılan ayrım Türkçe’ye insansılar ve maymunlar olarak geçmiştir. İnsansıların içerisinde orangutanlar, şempanzeler, goriller, bonobolar ve insanlar bulunur.

[ii] Bu noktada sadece işaret ve konuşma dilini konuşmak yazının genel amacına uygun olacağından yazılı dilin öğretilmesi konusuna pek değinmeyeceğim. Bu konuya ilgisi olanlar Ann James Premack ve David Premack’ın yaptığı çalışmaya buradan ulaşabilirler.

[iii] Türkçe’de gırtlak ünsüzü sonu ünlü bir ses ile biten kelimeleri kısa tutmak için kullanılır. Örneğin “su” kelimesinin sonunda /u/ sesini uzatmamak için gırtlak ünsüzü kullanıyoruz.

[iv] Bu noktada genel inanış olan “sol beyin matematik için sağ beyin yaratıcılık için” gibi bir olgudan bahsetmiyorum. Sağ ve sol beyin herhangi bir işlevde ortak olarak kullanılır sadece belli başlı işlevlerde herhangi bir tarafın aktif olması konusunda bir oransızlık olabilir. Bu konu hakkında daha fazla bilgi için buraya tıklayın.

Referanslar

Becker, Y., & Meguerditchian, A. (2022). Structural Brain Asymmetries for Language: A Comparative Approach across Primates. Symmetry, 14(5), 876. https://doi.org/10.3390/sym14050876

Berwick, R. C., Friederici, A. D., Chomsky, N., & Bolhuis, J. J. (2013). Evolution, brain, and the nature of language. Trends in Cognitive Sciences, 17(2), 89–98. https://doi.org/10.1016/j.tics.2012.12.002

Cheney, D. L., & Seyfarth, R. M. (2018). Flexible usage and social function in primate vocalizations. Proceedings of the National Academy of Sciences, 115(9), 1974–1979. https://doi.org/10.1073/pnas.1717572115

Cochet, H., & Vauclair, J. (2010). Pointing gestures produced by toddlers from 15 to 30 months: Different functions, hand shapes and laterality patterns. Infant Behavior & Development, 33(4), 431–441. https://doi.org/10.1016/j.infbeh.2010.04.009

Dediu, D., & Levinson, S. C. (2018). Neanderthal language revisited: not only us. Current Opinion in Behavioral Sciences, 21, 49–55. https://doi.org/10.1016/j.cobeha.2018.01.001

Egnor, S. R., & Hauser, M. D. (2004). A paradox in the evolution of primate vocal learning. Trends in Neurosciences, 27(11), 649–654. https://doi.org/10.1016/j.tins.2004.08.009

Ekström, A. G. (2023). Viki’s First Words: A Comparative Phonetics Case Study. International Journal of Primatology, 44(2), 249–253. https://doi.org/10.1007/s10764-023-00350-1

Fischer, J., & Price, T. (2017). Meaning, intention, and inference in primate vocal communication. Neuroscience & Biobehavioral Reviews, 82, 22–31. https://doi.org/10.1016/j.neubiorev.2016.10.014

Fitch, W. T., De Boer, B., Mathur, N. D., & Ghazanfar, A. A. (2016). Monkey vocal tracts are speech-ready. Science Advances, 2(12). https://doi.org/10.1126/sciadv.1600723

Friederici, A. D., Bahlmann, J., Heim, S., Schubotz, R. I., & Anwander, A. (2006). The brain differentiates human and non-human grammars: Functional localization and structural connectivity. Proceedings of the National Academy of Sciences of the United States of America, 103(7), 2458–2463. https://doi.org/10.1073/pnas.0509389103

Friederici, A. D., Chomsky, N., Berwick, R. C., Moro, A., & Bolhuis, J. J. (2017). Language, mind and brain. Nature Human Behaviour, 1(10), 713–722. https://doi.org/10.1038/s41562-017-0184-4

Gardner, R. A., & Gardner, B. T. (1969). Teaching Sign Language to a Chimpanzee. Science, 165(3894), 664–672. https://doi.org/10.1126/science.165.3894.664

Gillespie-Lynch, K., Rumbaugh, E., & Lyn, H. (2014). Language Learning in Non-human Primates. ResearchGate. https://doi.org/10.13140/2.1.3105.3122

Krause, M. A., & Beran, M. J. (2020). Words matter: Reflections on language projects with chimpanzees and their implications. American Journal of Primatology, 82(10). https://doi.org/10.1002/ajp.23187

Liebal, K., & Call, J. (2012). The origins of non-human primates’ manual gestures. Philosophical Transactions of the Royal Society B, 367(1585), 118–128. https://doi.org/10.1098/rstb.2011.0044

Liebal, K., Waller, B. M., Burrows, A. M., & Slocombe, K. E. (2013). Primate Communication: A Multimodal Approach. Cambridge University Press.

Meguerditchian, A., & Vauclair, J. (2008). Vocal and gestural communication in nonhuman primates and the question of the origin of language. ResearchGate. https://www.researchgate.net/publication/292084499

Melis, A. P., & Rossano, F. (2022). When and how do non-human great apes communicate to support cooperation? Phil. Trans. R. Soc., 377(1859). https://doi.org/10.1098/rstb.2021.0109

Moore, R. (2015). Meaning and ostension in great ape gestural communication. Animal Cognition, 19(1), 223–231. https://doi.org/10.1007/s10071-015-0905-x

Patterson, F. G. P. (1978). The gestures of a gorilla: Language acquisition in another pongid. Brain and Language, 5(1), 72–97. https://doi.org/10.1016/0093-934x(78)90008-1

Petitto, L. A., & Seidenberg, M. S. (1979). On the evidence for linguistic abilities in signing apes. Brain and Language, 8(2), 162–183. https://doi.org/10.1016/0093-934x(79)90047-6

Pika, S. (2008). Gestures of apes and pre-linguistic human children: Similar or different? First Language, 28(2), 116–140. https://doi.org/10.1177/0142723707080966

Ristau, C. A., & Robbins, D. (1982). Language in the Great Apes: A Critical Review. In Elsevier eBooks (pp. 141–255). https://doi.org/10.1016/s0065-3454(08)60048-0

Scott-Phillips, T. C. (2015). Nonhuman Primate Communication, Pragmatics, and the Origins of Language. Current Anthropology, 56(1), 56–80. https://doi.org/10.1086/679674

Tallerman, M. (2011). Protolanguage. In Oxford University Press eBooks. https://doi.org/10.1093/oxfordhb/9780199541119.013.0051

Terrace, H. S., Petitto, L., Sanders, R., & Bever, T. G. (1979). Can an Ape Create a Sentence? Science, 206(4421), 891–902. https://doi.org/10.1126/science.504995

Warren, E., & Call, J. (2022). Inferential Communication: Bridging the Gap Between Intentional and Ostensive Communication in Non-human Primates. Frontiers in Psychology, 12. https://doi.org/10.3389/fpsyg.2021.718251

Wood, B. (2005). Human Evolution: A Very Short Introduction. In Oxford University Press eBooks. https://doi.org/10.1093/actrade/9780198831747.001.0001

Wood, B., & Bauernfeind, A. L. (2011). The fossil record: evidence for speech in early hominins. https://doi.org/10.1093/oxfordhb/9780199541119.013.0025

Beyin-Kalp Diyaloğu Irkçılığın Algıyı Nasıl Ele Geçirdiğini Gösteriyor — Manos Tsakiris

27/09/2020

Özgün Adı: The brain-heart dialogue shows how racism hijacks perception Eğer Amerika Birleşik Devletleri’nde bir siyahiyseniz, bir polis tarafından öldürülme olasılığınız beyazlara oranla iki kat daha fazladır. Peki

Read More »

Bayes Teoremi ve Bayesyen Beyin — John Horgan

07/04/2020

Özgün adı: “Bayes’s Theorem: What’s the Big Deal?” ve “Are Brains Bayesian?” Önsöz Bayes Teoremi 20. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren giderek artan bir popülerliğe sahip.

Read More »

Aylin Küntay ile Röportaj — CogIST

23/08/2023

Türkiye’de bilişsel bilimle ilgilenen gerek amatör, gerek öğrenci, gerekse uzmanları kapsayan bir sosyal ağ oluşturma hedefi doğrultusunda, farklı alan ve kurumlardan hocalarla kendi çalışma sahaları

Read More »

Copyrights @2026 CogIST All Rights Reserved

CogIST'te Etkinlik Düzenle

Yazı-Çeviri Gönder

Gizlilik Politikası

Mesafeli Satış Sözleşmesi

Eğitim Katılım Sözleşmesi

Geri Bildirim Formu

Instagram Twitter Linkedin Youtube