İçeriğe atla
Instagram Twitter Linkedin Youtube
  • Anasayfa
  • Faaliyetler
    • Etkinlik
    • Yayın
  • Yazılar
  • Biz Kimiz?
  • Duyurular
  • İletişim
  • EN
  • Anasayfa
  • Faaliyetler
    • Etkinlik
    • Yayın
  • Yazılar
  • Biz Kimiz?
  • Duyurular
  • İletişim
  • EN

Robotlar ve İnsanlar: Etkileşim, Duygular ve Sorumluluk — Hatice Köse

Yazar: Hatice Köse
Editör: Helin Erden

Prof. Dr. Hatice Köse lisans, lisansüstü ve doktora çalışmalarını Robotik ve Yapay Zeka konusunda Boğaziçi Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümünde yürütmüştür. İngiltere’de Avrupa Birliği projeleri dahilinde uzun yıllar insan-robot etkileşimi ve sosyal robotlar konusunda çalışmıştır. Halen İstanbul Teknik Üniversitesi Yapay Zeka ve Veri Mühendisliği Bölüm başkanlığını yürütmekte ve bu bölümde Bilişsel ve Sosyal Robotlar araştırma grubunda çalışmalarını sürdürmektedir. Çalışmaları özellikle insansı robotlar, yapay zeka ve oyunların çocuklarda eğitim ve sağlık alanında kullanımına odaklanmıştır.

Karel Capek’in 1921 tarihli tiyatro oyunu Rossum’un Evrensel Robotları’ndan (Rosumovi Umělí Roboti) beri Robot kavramı hayatımızın bir parçasıdır. Bilim kurgu romanlarında onları dünyayı ele geçiren çok zeki ve üstün varlıklar olarak görürüz. Peki, robotlar aslında dost mudur yoksa düşman mıdır?

Robotların insanlar için ya da insanlarla birlikte var olması ve insanlarla etkileşim halinde bulunmasını inceleyen alana insan-robot etkileşimi adı verilir. Burada olmazsa olmaz kavram “iletişim”dir; insanlarla robotlar arasında iletişim olmalıdır. Peki, bu iletişim sözlü olmak zorunda mıdır?

StarWars robotlarından R2D2 sözlü iletişim kuramadığı halde derdini anlatır ve galaksinin kurtarılmasında önemli rol oynar, hatta pek çok dili kusursuz konuşabilen C3PO’dan rol çalar. Demek ki robotlar insanlarla doğal dillerle; sözsüz olarak jestler, mimikler ve dokunma yoluyla ya da işaret dili ile de iletişim kurabilirler (Köse vd., 2014; Uluer vd., 2015; Köse vd., 2015). Diğer bir önemli husus ise robotlara olan uzaklıktır. Mars Rover[1] ile bir NASA çalışanı ayrı gezegenlerden iletişime girebilir, ancak sosyal robotlarla aynı mekanda bulunmak bir gerekliliktir.

Etkileşimde başka bir unsur da otomasyondur. Hepimiz robotların %100 otonom olmasını hayal ederiz. Filmler ve romanlarda gördüğümüz robotlar da böyledir. Ancak gerçekte, özellikle insanlarla iletişim halindeki robotlarda yarı-otonomi daha çok tercih edilir. Bu robotların insanları ve onların talep ve isteklerini algılayıp ona göre uygun davranışı seçmesi, robotun seçimlerini insanın tetiklemesi istenir. Bu durum da aslında robotun tüm kararları kendi aldığı ve insanı tümüyle göz ardı ettiği %100 otonomiden daha zordur. Robotların daha hassas olan özel insan grupları (yaşlı bireyler, hastalar, küçük çocuklar, otizmli bireyler) ile etkileşimde bulunduğu senaryolarda ise Oz Büyücüsü metodu tercih edilebilir. Bu metotta bir görevli, robotla etkileşimde bulunan bireyden gizli olacak şekilde robotun davranışlarını tetikler; yani insanın tepkisine göre robotun hangi davranışı seçeceğini belirler. Robot, seçilen davranışı otonom olarak sürdürür. Bu kişi bir kuklacıdan ziyade bir yönlendiricidir.

İnsan-Robot etkileşimi birçok disiplini bir araya getirir. Burada robotun hareketlerini tasarlayıp geliştiren mühendisler kadar insanı anlayıp senaryoları buna göre düzenleyen sosyal bilimcilerin de katkısı büyüktür. Robot ne kadar iyi tasarlanmış ve programlanmış olursa olsun, üzerinde koşan derin öğrenme algoritmaları ne kadar başarılı olursa olsun; eğer insanlar robotu ve içinde hareket ettiği senaryoyu doğal ve inandırıcı bulmazlarsa robotla iletişim kurmayı reddedecekler ya da iletişimde başarısız olacaklardır. Bunun gibi “akıllı” ya da “bilinçli” bir robot üretmek de ancak insanın robotu ve davranışlarını “akıllı” ya da “bilinçli” olarak değerlendirmesiyle mümkündür. Güzellik bakanın gözündedir”.

Peki, Robotların “duyguları” olabilir mi? Robotlar son yıllarda yapay zekanın da gelişimi ile karşılarındaki insanın duygularını anlayabilir hale gelmiştir. Robotlar basit eşik değerlerinden kendi kısıtlı donanımları için özel olarak geliştirilmiş derin öğrenme modellerine kadar farklı metodlar kullanarak yüzünüz, postürünüz, sesiniz ya da taktığınız akıllı saatten duygularınızı anlayabilir. Dahası davranışlarını bu duygularınıza uygun şekilde adapte etmek için programlanabilir. Ancak bu yöntemler hazır veri setlerinde olduğu kadar iyi sonuç vermeyebilir ve daha uzun zaman alabilir; çünkü normal şartlarda GPU/yüksek işlemci gerektiren bir bilgisayarla yapabileceğiniz bu çalışma için robotların hafıza ve işlemcileri yeterli gelmeyebilir, robotlar hareket ederken kameraları sallandığı için sizi yeterli derecede algılayamayabilir (sizden birkaç saniye aynı yüz ifadesi ile durmanızı isteyebilir) ya da sizinle konuşurken yan odadaki sohbeti de algılayıp tamamen farklı bir cevap verebilir.

Laboratuvarımızda bulunan Pepper (insansı robot) insanların yüzünü takip eder, duygularını anlayabilir ve onlarla uzun sohbetler edebilir. Onu programlayanlar olmamız robotun bize “Bugün hayatımın en güzel günü, çünkü seninle arkadaş oldum” dediğinde kalbimizin erimesini engellemez. Exmachina filminde olduğu gibi robot karşısındakini sevdiğine bile ikna edebilir. Burada genel kabul, karşıdaki insanın duygularına göre robotun da duygularının değiştiğidir. Bir grup araştırmacı ise robotun “duygularının” olabilmesi için bir “benliğinin” olması gerektiğini savunur. Robotun mutlu ya da mutsuz olması, pilinin azalması ya da eklemlerindeki ısınma ile değişebilir. Bu inanış, bir cismi olmayan yapay zeka botlarının duygularının olamayacağına delalet eder. Bu görüşün karşısına ise Her filmini yerleştirebiliriz. Bu filmde sadece sesini duyduğumuz yapay zeka tabanlı, cisimsiz bir bot bizi duygularının olduğuna ikna eder.

Peki, robotlarla insanların oluşturduğu bir toplulukta sorumlu kimdir? Robotlar ne olursa olsun insana itaat etmeli midir? Örneğin bir astronot olduğunuzu düşünün. Uzay geminiz arıza yaptı, sadece birkaç dakikalık oksijeniniz kaldı, geminizi tamir etmeye çalışıyorsunuz. Elinizde iki kablo var, kırmızı ve mavi. Birini keserseniz sorun çözülecek, diğeri sizi ölüme götürecek. Altıncı hissiniz mavi kablo diyor. Yardımcı robotunuz ise %65 oranla kırmızı kablo diyor. Ölümle yaşam arasındaki o anlarda kimi dinlersiniz?

Asimov’un “I, Robot” kitabından esinlenen aynı isimli filmin başında ana karakter bir araba kazası geçirir, küçük çocuğu ile birlikte bulundukları araba denize düşer, yardımlarına koşan robot her ikisinin de hayatta kalma ihtimalini analiz eder ve biraz daha fazla hayatta kalma ihtimali olduğu için babayı kurtarır. Oysaki biz insanlar rasyonel olmasa bile çocuğa öncelikli olarak yardım ederiz. Burada robot daima programlandığı şekilde rasyonel olarak seçim yapar; ancak insanlar deterministik değildir, aynı durum karşısında rasyonel bir neden olmadan farklı tepkiler verebiliriz, bu robotlarda rastgele hareketler atanarak bir ölçüde “sağlanabilir” ancak bu tür “insani” davranışların tam olarak modellenmesi nedensellik içermediği için mümkün değildir. Bir cerrah tamamen içgüdülerine dayanarak farklı bir damarı açıp hastanın hayatını kurtarabilir, bir sanatçı daha önce hiç deneyimlemediği bir mekan ve insanı resimleyebilir. Yeni nesil yapay zeka sistemlerinde Çekişmeli Üretici Ağlar (Generative Adversarial Networks [GAN]) ile daha önce verilmeyen örneklerin üretilmesi söz konusu olsa bile bu sistemler insan yaratıcılığına erişmekten henüz çok uzaktır.

Evcil hayvan sahipleri bilir, hayvanınız ile aranızdaki bağ özeldir. Milyonlarca tekir kedi vardır, ama sizin tekir kediniz farklıdır; sizi görünce farklı davranır, aranızdaki bağ zamanla ve hatıralar oluşturdukça var olur. Peki robotlarla hayatımızdaki diğer varlıklar gibi bir bağ kurmak mümkün müdür? Bu tür bir bağı robotun sizinle geçirdiği zaman ve oluşan hatıralar mı sağlar? Robot ve Frank filminde demans hastası olan yaşlı bir adam ve çocuğunun kendisine hediye ettiği robot arasındaki bu tür bir ilişki anlatılır. Yaşlı adam eski bir soyguncudur, can sıkıntısını geçirmek için robota soygun yapmayı öğretir ve birlikte son bir soygun gerçekleştirirler. Yaşlı adam polise yakalanmak üzeredir. Kendisini ele verecek tek kanıt robotun hafızasıdır. Eğer robotu sıfırlarsa (reset; her robotun arkasında büyük bir kırmızı reset butonu bulunur) en yakın dostunu “öldürecek” ama ömrünün sonunu hapiste geçirmekten kurtulacaktır. Sıfırlanmak robota fiziksel olarak zarar vermez ama tüm “öğrendiklerini” siler. Bu durumda robot aynı robot olmayacaktır; yıllarca beraber yaşadığınız, ailenizin bir parçası olan tekir kedinizin yerini fiziksel olarak tıpatıp aynı olan başka bir tekir kedinin dolduramayacağı gibi… Ama robotik size farklı bir seçenek de sunar, robotunuzun (sizinle aranızdaki bağı oluşturan) tüm hatıralarını bir USB’ye aktarıp başka bir robota taşıyabilirsiniz. Bu durum son yıllarda bilim kurgu filmlerinde rastlamaya başladığımız başka bir bedende var olma ya da avatarlarla temsil edilmemiz gibi senaryolarla da ilintilidir. Kazuo Ishiguro’nun Klara ile Güneş kitabı, hastalanan ve ölümle burun buruna kalan kızının yerine akıllı bir android robotu geçirmeyi düşünen, bu nedenle robotla kızının vakit geçirmesini ve robotun kızının duygu ve düşüncelerini öğrenmesini sağlamaya çalışan; daha sonra robotun tüm hafızasını ve karar verme mekanizmasını kızına tıpatıp benzeyen bir yeni bir robot bedenine aktararak kızını kaybetmeyeceğine inanan bir kadının öyküsünü anlatır. Robot bu fikri etik olarak yanlış bularak reddeder.

Robotlar hayatımızda gittikçe daha çok yer almaktadır. Diğer ev eşyalarımızla kurmadığımız bağın robotlarla kurulması mümkün müdür? Pandemi ile birlikte evlerimizde daha sık yer almaya başlayan robot süpürgeleri düşünelim. Ülkemizde bu robot süpürgelere en sık verilen isim sevilen bir TV dizisine atıfta bulunan “Katya”dır. Bu süpürgeler evlerimizde yer alan tam kapasiteli robotlara ilk örnektir. Yakın bir gelecekte insanlarla sohbet edecek versiyonlarının gelmesi de bizleri şaşırtmayacaktır.

Notlar

[1] NASA’nın Mars keşif araçları (E.N.)

Kaynakça

Kose, H., Akalın, N. ve Uluer, P. (2014). Socially Interactive Robotic Platforms as Sign Language Tutors. International Journal of Humanoid Robotics (IJHR), Special Issue on Human-Robot Interaction, 11(1), Mart.

Kose, H., Uluer, P., Akalın, N., Ozkul, A., Yorganci, R. ve Ince, G. (2014). The Effect of Embodiment in Sign Language Tutoring with Assistive Humanoid Robots. International Journal of Social Robotics, 7(4), 537–548.

Uluer, P., Akalın, N. ve Kose, H. (2015). A New Robotic Platform for Sign Language Tutoring. International Journal of Social Robotics, Springer Special Issue on: “Taking Care of Each Other: The Future of Social Companion Robots”, 7(5), 571–585.

İmgeleme ve Bellek — Feyzanur Polat

01/11/2023

Feyzanur Polat, Marmara Üniversitesi Psikoloji son sınıf öğrencisi, yüksek lisansını nöropsikoloji veya bilişsel nörobilim üzerine yapmak istiyor. Zihinsel imgeleme (Mental Imagery), bellek aracılığıyla algısal bilgiye

Read More »

Zihnimizdeki Navigasyon: Uzamsal Beceriler ve Referans Sistemleri — Ayşe Nur Genç

27/12/2023

Ayşe Nur Genç, Hacettepe Üniversitesi Psikoloji bölümü mezunu ve İzmir Ekonomi Üniversitesi’nde Deneysel Psikoloji yüksek lisans öğrencisi. Lisans döneminden bu yana dil gelişimi, dil-düşünce ilişkisi,

Read More »
Bilge-Kurubas-Corey-Maley-Neden-ve-Nasil-Beyni-bilgisayar-olarak-dusunmeliyiz kapak görseli cogist

Beyni nasıl (ve neden) gerçekten bir bilgisayar olarak düşünebiliriz? – Corey Maley

26/11/2025

Özet Beyin ile bilgisayar arasındaki ilişki genellikle yalnızca metafor olarak kabul edilir. Oysa gerçek işlemlemesel (computational) sistemler hemen hemen her fiziksel temelde  implement[1] edilebilir; dolayısıyla

Read More »

Copyrights @2026 CogIST All Rights Reserved

CogIST'te Etkinlik Düzenle

Yazı-Çeviri Gönder

Gizlilik Politikası

Mesafeli Satış Sözleşmesi

Eğitim Katılım Sözleşmesi

Geri Bildirim Formu

Instagram Twitter Linkedin Youtube