İçeriğe atla
Instagram Twitter Linkedin Youtube
  • Anasayfa
  • Faaliyetler
    • Etkinlik
    • Yayın
  • Yazılar
  • Biz Kimiz?
  • Duyurular
  • İletişim
  • EN
  • Anasayfa
  • Faaliyetler
    • Etkinlik
    • Yayın
  • Yazılar
  • Biz Kimiz?
  • Duyurular
  • İletişim
  • EN

Akıl Yürütme, Tasarı İçermiyorsa İnsana Özgü Olamaz — Justin E. H. Smith

Çevirmen: Kaan Hamurcu
Editör: Helin Erden

Özgün Adı: If reason exists without deliberation, it cannot be uniquely human

Justin E. H. Smith, Paris Diderot Üniversitesinde bilim tarihi ve felsefesi profesörü olarak görev yapıyor. The New York Times ve Harper’s Magazine için sık sık yazılar kaleme alıyor. Son kitabı İrrasyonalite: Akıl Yürütmenin Karanlık Tarafının Tarihi 2019’da yayınlandı.

Günümüzde filozoflar ve bilişsel bilimciler bir çalışma alanı olarak akıl yürütmeyi (domain of reason) yalnızca insanların düşünceleri ve eylemleri ile sınırlı, kati bir çıkarım yapma becerisi olarak algılıyorlar. Hüküm süren anlayışa göre yarasalardaki sesle yer belirleme (echolocation) ya da bitkilerdeki fotosentez gibi evrimleşmiş bir beceri olan akıl yürütme, bu ikisinin aksine evrim tarihinde sadece bir kez ortaya çıkmıştır (muturlar[2] ve kır fareleri de sesle yer belirlemeden faydalanabilir, siyanobakteriler de fotosentez yapabilir). Doğanın hapaxlegomenon[3] örneklerinden biri olan akıl yürütme fazlasıyla nadirdir; buna karşın bu nadirlik, akıl yürütmenin ne olduğunu anlayacağımız düşünsel yolculukta bir kördüğüme sebep olmuştur: Akıl yürütmenin kökenlerine inildiğinde, akıl yürütmenin insana özgü olduğunu savunan düşünürler doğaüstücülüğe dayanmak zorunda kalırken akıl yürütmenin temelinde doğal bir özellik olduğunu iddia eden düşünürler ise bunu takiben “düşük” yaşam formlarının da akıl yürütme becerisini hayata geçirebileceğini kabul etmek zorunda kalırlar. Asıl soru şu ki, bu yaşam formları bu beceriyi nasıl kullanmaktadır?

Akıl yürütmeyi soyut imgeleri içeren bir çeşit çıkarım yapma becerisi olarak gören pek çok filozof ve bilim insanı “yüksek” seviyeli canlılarla yapılan deneylerden elde edilecek bulguların düşük seviyeli, akıl yürütmeyi andıran bir becerinin varlığına kanıt oluşturabileceğini kabul ederler. Bu bulgulara örnek olarak primatların ileride girebilecekleri çatışmaları düşünerek taş gizlemeleri verilebilir. Buna karşın araştırmacılar, bu çeşit bir akıl yürütme becerisi için alt sınırı davranışları bizim davranışlarımızı belirgin olarak andırmayan canlıları göz ardı ederek çizerler. İnsan türünün ötesinde akıl yürütme becerisi arayışımız çoğunlukla bizi andıran varlıkları arayış çabasına yönelmemiz ile sonuçlanır.

Peki ya akıl yürütme, çıkarım yapma becerisinden öte yalnızca doğru koşullarda doğru şeyi yapma gücü ise? Bunun ötesinde, ya bu güç ilgili varlığın bizzat var oluşundan cereyan ediyorsa? Bahsi geçen bu fikirler çoğu yönden 16. yüzyılda yaşamış diplomat Girolamo Rorario’nun fikirleridir. Onun bu fikirleri ölümünden sonra kaleme alınan tezi Vahşi Hayvanlar İnsanlardan Daha İyi Akıl Yürütüyorlar[4](1654) isimli eserinde işlenmiştir. Rorario az bilinen fakat oldukça saygıdeğer bir düşünce akımının temsilcisidir. Bu düşünce akımı Yunan tarihçi Plutarkhos’a dek uzanır ve akıl yürütmenin insan haricinde doğada da var olmasının ötesinde, doğada aslında pekâlâ yaygın olduğunu ifade eder.

Rorario’nun temel fikrine göre insan tasarısı [1](deliberation) -sahip olduğumuz çeşitli seçenekleri değerlendirdiğimiz ve aralarından en uygun gözükeni seçtiğimiz sürede yaşadığımız duraksama aralığı- aslında diğer canlılara göre bir üstünlük olmaktan öte insan türü olarak bizim zayıflığımızın bir simgesi. Hayvanlar ve bitkiler tereddüt etmez. Onlar doğrudan “sadede gelirler” ve belki de daha iyisini seçmek amacıyla alternatif seçenekleri değerlendirmedikleri ölçüde hata yapmaktan acizdirler.

Her zaman kurtuluşlarını garantileyen yollar ile aslandan kaçan ceylanların ya da güneş ışığını en çok alabilecekleri yöne doğru büyüyen asmaların hata yapmaktan aciz olması onların katiyen sorun yaşamadığı anlamına gelmez. Onların hata yapmaktan aciz olması, bize sadece sorun yaşadıklarında bu durumun onların tasarılarındaki başarısızlıktan olmadığını gösterir; zira onlar tasarıda bulunmazlar. Yine de türlerine hizmet eden amaçlar peşinde hayatlarını gayet güzel idare edebilirler.

Akıl yürütme becerisini doğru çıkarım yapma gücünden ziyade doğrudan eyleme geçebilmek olarak alternatif bir biçimde anlamlandırırsak yaptığımız bu yeni akıl yürütme tanımının kapsamı, yalnızca canlılarla sınırlı kalmayacaktır. Doğadaki her varlık sadece “yapacağını yapar”[5]. “Yapacağını yapma” durumu basittir ve tasarı içermez, bunun sebebi ise doğadaki her şeyin aynı fiziksel kanunlara tabii olmasıdır. Doğa, pürüzlerden yoksun bir biçimde işlemeye devam eder. Asla ama asla bozulmaz.

Belirttiğimiz alternatif anlamlandırmaya göre doğanın kendisi rasyonel bir düzendir. Bu rasyonellik; bir bütün olarak da alt başlıkları göz önüne alındığında da doğa için geçerlidir. Akıl yürütme her yerdedir, insana özgü akıl yürütme ise doğayı şekillendiren[6] evrensel akıl yürütmenin ufacık bir örneği veya yansıması olarak düşünülebilir. Bu ufacık yansıma, evrensel akıl yürütmenin ufacık bir alt kümesinde yer alır. (Antik çağların insanlarına göre) gökkubbedeki hareketlerin düzenleri ya da (modern çağların insanlarına göre) gezegenlerin yörüngelerini belirleyen kanunlar akıl yürütmenin kendisinden ötürü var olmazlar. Bu düzenler ya da kanunlar, insan zihninin “içindeki” düşüncelerin evrendeki, “dışarıdaki” yansımalarından ibarettir.

Doğa hakkındaki bu görüşler kaçınılmaz şekilde bilim öncesi dönemleri andırıyor olsa bile dünyada karşımıza yalnızca galaksilerin ve gelgit havuzlarının değil, hesap yapabilen makinelerin ve akıllı telefonların da çıktığını unutmamalıyız. Bununla birlikte hayvanlara atfedilen rasyonelliğin aksine, makinelerin insanlardan daha becerikli şekilde akıl yürütebildiğine dair 17.yüzyıldan beri yaygın olan düşünce halen pekâlâ ciddiye alınıyor.

1670’lerde Alman matematikçi G.W Leibniz, matematik işlemleri sırasında karşı karşıya kaldığımız ağır hesaplama işlerinin yakın zamanda makineler tarafından halledilebileceği yönündeki içten umutlarını dile getirmişti. Bunun yanısıra Leibniz, yakın gelecekte, bir ihtimal makineler tarafından biçimlendirilmiş bir dil aracılığıyla iki karşıt tarafın -savaş halinde olan devletlerin diplomatları da dahil- hangisinin ahlaki olarak daha kuvvetli durumda olduğunun belirlenebileceğini öngörmüştü.

Son zamanlarda sosyal uyumun sağlanması hususunda algoritmalara olan aşırı bağımlılığımız bizi hayal kırıklığına uğrattıysa, bu bir nevi bizim bilgisayar programlarını ideal olarak rasyonel bulmaya çoğunlukla hazır olduğumuzu gösterir. Çılgın tekillikçiler(singularitarian)[7] olmadığımız sürece sosyal düzeni sağlamak için kullandığımız bu programların öz farkındalığa, bilinçli deneyime(qualia)ya da öznelliğin herhangi bir yapıtaşına yaklaşıp yaklaşmadığı konusunda pek de rahatsızlık duymuyoruz. Pek çoğumuz için bir bilgisayarın rasyonel olduğunu söylemek Leibniz’in bakış açısıyla paralellik taşıyor. Bu bakış açısına göre bilgisayar yalnızca daha önceden kendi programında belirtilmiş sebepler sayesinde doğru adımları takip ettiği için rasyonel bir yapıya sahiptir.

Ancak asmalar da doğru adımları takip ederek güneş ışığına ulaşırlar, bunu takiben tıpkı bitkiler gibi bilgisayarlar da minerallerin ve kimyasal elementlerin çeşitli kombinasyonlarından meydana gelirler. Bu nedenle hesaplamalar yapan makinelerimize göz attığımızda ve onlarda akıl yürütmeye dair kanıtlar bulduğumuzda bu vesile ile akıl yürütmenin daha az aşina olduğumuz örneklerine yönelebiliriz. Makinelerimizde bulduğumuz bu kanıtlara dayanarak akıl yürütmenin örneklerinin hâlihazırda doğada her yerde olduğuna şahit olacağız.

Akıl yürütmenin nerede olduğu sorusuna cevap verirken üzerinde tartıştığımız, azami ölçüde geniş olan bu tanım aracılığıyla felsefenin ve bilişsel bilimin günümüze kadar üzerinde durduğu natüralizm fikirlerini korumakla birlikte aynı zamanda akıl yürütmenin insana özgü olduğu yönündeki fikirlerden de vazgeçmekteyiz. Çok daha iyisi; akıl yürütmenin doğada kati şekilde yalnızca bir kez ve yalnızca tek bir türde ortaya çıkmış olduğu yönündeki garip düşünceye olan inanç, bilimsellik öncesi dönemlerin doğaüstücülüğün kalıntısından ibaret olduğundan bu doğaüstücülükten de sıyrılmaktayız.

Bilimsel devrimin içyüzü, temel olarak doğal olan her şeyin sıradan olduğunu söyler. Leibniz bu fikri en sevdiği operakomikten[8]bir dize alıntılayarak ifade eder: “Her yerde ve her zaman, her şey burada olduğu gibi.” Biz bu düşünceyi fiziksel yasalar özelinde uzun zaman önce zaten kabul ettik. Ancak bu fikirden hareketle artık gezegen biyolojisi[9] de sıradan kabul ediliyor: Günümüzde çoğu biyolog, dünya dışı yaşamın istatistiksel olarak neredeyse kesin olduğu fikrine yatkın. Belki de rasyonelliğin, doğada geriye kalan son istisna olduğu yönündeki fikrimizden vazgeçmenin zamanı gelmiştir.

Justin E.H. Smith’in İrrasyonalite: Akıl Yürütmenin Karanlık Tarafının Tarihi (2019) isimli kitabı Princeton Üniversitesi Yayınevi tarafından yayınlanmıştır.

[1]Deliberation. Biz bu kelimeyi “tasarı” olarak çevirmeyi uygun gördük, yine de belirtmek isteriz ki burada “tasarı” ile vurgumuz “çeşitli seçenekleri değerlendirme ve en uygun gözükeni seçme” üzerine, “görsel temsil” üzerine değil. (Ç.N.) (E.N.)

[2]Denizin kıyıya yakın kısımlarında yaşayan yunus su balina türü. (Ç.N.)

[3]Hapaxlegomenon. “Edebi bir eserde yalnızca bir kez geçen” anlamına gelen Yunanca kökenli bu deyişi yazar “yalnızca bir kez gerçekleşmiş, hayat bulmuş” anlamı ile akıl yürütme becerisinin doğada ortaya çıkışı için kullanmış. (Ç.N.)

[4]“That Brute Animals Make Better Use of Reason than Men”. (Ç.N.)

[5]Just does what it does. Yazar burada ne doğadaki varlıkların “alın yazısına” tabi olmalarından ne de yüksek iradeleri sayesinde dilediklerini yapabilmelerinden bahsediyor. Akıl yürütme kavramının kapsamı altında işlemek istediğimiz “fiziksel kanunların ışığında varlığını sürdürmek” fikri söz konusu. Doğadaki varlıkların davranışları tasarı içermese de bu varlıkların doğrudan eyleme geçebilme becerileri, yalnızca “alın yazısı” bağlamında değerlendirilmemelidir. (Ç.N.)

[6]“Informing the natural world.” Yazar, “inform” eylemi ile “doğayı bilgilendirmek, biçimlendirmek” şeklinde bir anlam yansıtmak istemiş. Ben de çeviri yaparken bu eylemi “doğayı şekillendirmek” olarak yazmayı uygun gördüm. (Ç.N.)

[7]Singularitarianism (tekillikçilik): Gelecekte teknolojik bir tekilliğin (bir süper yapay zekânın) var olacağına dair inanç. (E.N.)

[8]Operakomik: Nispeten yüzeysel konuları temel alan ve mutlu sonlarla biten, çoğunlukla diyaloglar içeren sanat ürünleridir. (Ç.N.)

[9]Terrestrial biology. Gezegenlerin ekolojik olarak bütün sistemlerini inceleyen bu bilim dalının tam bir Türkçe karşılığının olmadığını düşünüyorum. Metnin anlamına göre “Gezegenbiyoloji”sinin terimin anlamını karşılayacağı kanaatindeyim. (Ç.N.)

Zihinsel Temsil Kavramının Tarihsel Gelişimi — Elif Şirin

20/12/2023

Önsöz Ege Üniversitesi Psikoloji bölümünden Dr. Cansu Pala’nın, lisans öğrencilerinin çalışmalarını bir araya getirerek oluşturduğu Psikoloji Tarihi Arşivi bilişsel bilimler için değerli bir kaynak oluşturuyor.Her biri bir

Read More »

Cem Bozşahin ile Röportaj — CogIST

15/02/2024

Türkiye’de bilişsel bilimle ilgilenen gerek amatör, gerek öğrenci, gerekse uzmanları kapsayan bir sosyal ağ oluşturma hedefi doğrultusunda, farklı alan ve kurumlardan hocalarla kendi çalışma sahaları

Read More »

Hafızamız Bizi Yanıltıyor Mu? Mandela Etkisi — Irmak Biriz (KUUPJ)

19/05/2021

Bu metin CogIST ve Koç University Undergraduate Psychology Journal (KUUPJ) işbirliği çerçevesinde yayınlanmaktadır. KUUPJ’nin diğer çalışmalarına ise buradan ulaşabilirsiniz. Hiç kesinlikle doğru hatırladığınıza emin olduğunuz, hatta belki

Read More »

Copyrights @2026 CogIST All Rights Reserved

CogIST'te Etkinlik Düzenle

Yazı-Çeviri Gönder

Gizlilik Politikası

Mesafeli Satış Sözleşmesi

Eğitim Katılım Sözleşmesi

Geri Bildirim Formu

Instagram Twitter Linkedin Youtube