İçeriğe atla
Instagram Twitter Linkedin Youtube
  • Anasayfa
  • Faaliyetler
    • Etkinlik
    • Yayın
  • Yazılar
  • Biz Kimiz?
  • Duyurular
  • İletişim
  • EN
  • Anasayfa
  • Faaliyetler
    • Etkinlik
    • Yayın
  • Yazılar
  • Biz Kimiz?
  • Duyurular
  • İletişim
  • EN

“Taklit Oyunu” ve Turing Üzerine Bir İnceleme— Noam Chomsky

Çevirmen: Yunus Emre Karaman
Editör: İlknur Eliş

Özgün Adı: Turing on “The Imitation Game”

Özet Turing’in makalesi mütevazi amaçlar taşıyor. Makinelerin düşünüp düşünmediği sorusunu “bir tartışma değeri olmadığı” için ekarte ediyor. “Taklit oyunu”nun, bilişsel fonksiyonlara ve bilgisayarlar ile yazılımlarının gelişimine dair sorgulamaları teşvik edebileceğini öne sürüyor. Önerileri, 17. yüzyılda “diğer zihinleri” araştırmak için kullanılan testleri andırıyor. Fakat bu testler, zihinlerin mekanizmalardan ayrı niteliklere sahip olduğu Kartezyen varsayımları ile –Turing’in önerilerinin aksine– olağan bilimin (normal science) sınırları içinde kalıyorlar. Newton’ın “mekanik felsefe”yi çürütmesi, bu Kartezyen varsayımları yıkmış ve kısa bir süre içinde düşünme eyleminin (thinking) doğadaki diğer özellikler gibi organize maddenin bir niteliği olduğu sonucunu doğurmuştur.

Anahtar Kelimeler: Kartezyen bilim, kompütasyonel prosedürler, Joseph Priestley, organize madde, simülasyon, düşünme

1950 tarihli ünlü “Bilgi İşlem Makineleri ve Zeka” (Computing Machinery and Intelligence) makalesinde A. M. Turing, günümüzde “Turing Testi” olarak bilinen “taklit oyunu”nu tasarlar. “İnsanın zekasal yetilerine” (intellectual capacities) odaklanmak üzere tasarlanan bu test, makinelerin düşünebilip düşünemediğine dair, “yeni bir soru şekli”dir. Turing, “kullanışlı araştırma sahaları ” sunacağını düşündüğü makine potansiyeli üzerine çeşitli varsayımlar ileri sürer ve “bu yeni sorunun araştırmaya değer olduğunu” vurgular. İnsanın zekasal yetilerini keşfedilebilme ihtimalini mümkün kılan Turing’in açtığı bu yol, “zekasal alanlarda makinelerin bir gün tüm salt entelektüel alanlarda insanlarla yarışabileceği” görüşüne kucak açmamız ihtimalini de beraberinde getirmektedir.

Bu girişimin, daha iyi makineler inşa etmeye ve insan zekasına dair daha iyi bir anlayış kazanmaya katkısı artık sugötürmez bir gerçek; ancak, öneminin nereden geldiği, öncelleri ve Turing’in önerdiği spesifik araştırma stratejisi tartışmaya açıktır.

Önem konusunda, Turing görüşlerini açık ve kısa bir biçimde ifade eder. Makalesine “Makineler düşünebilir mi?’’ sorusunu değerlendirme önerisiyle başlasa da, devamında “bir tartışma değeri olmadığı için” bu soruyu ele almayacağını açıklar– hem de “içinde bulunduğu asrın sonunda kelimelerin kullanımının ve genel bilgiye dayalı görüşün büyük bir değişime uğrayacağına, öyle ki, kişilerin tartışmaksızın makinelerin düşünüşü hakkında konuşabileceğine” inanmış olmasına rağmen. Ve açıklamasının devamında bu sorunu, en azından kendi bağlamında, makine ve düşünme kelimelerinin “genel kullanımlarını” (ki, şuan konumuzla ilgisi olmasa da kısaca bu kullanımları dar bir şekilde ele aldığını söyleyebiliriz) saptayarak çözümlemenin “saçmalık” olacağını belirtir.

Turing, başlangıçta ortaya attığı “Makineler düşünebilir mi?” sorusunu neden “bir tartışma değeri olmadığı”şeklinde değerlendirdiği, ya da sorunu “genel kullanımları” bağlamında çözümlemenin neden bir “saçmalık” olacağını düşündüğü konusunda başka hiçbir açıklama yapmaz. Belki de “Bir insan hakkında söyleyebileceklerimiz yalnızca düşündüğüdür” konusunda Wittgenstein’la hemfikirdir; enstrümanların kullanılışı ve kullanımlarına dair daha fazla bir açıklama Turing’in girişiminin bahsettiğimiz iki önerisine bir katkı sağlamayacaktı. Farklı enstrümanlar kullanmayı seçebilirsiniz –ki Turing 50 yıl içinde bunun olabileceğini ileri sürmüştür– ama bu, empirik ya da kavramsal tartışmalar meydana getirmez. Uzay mekiklerinin uçup uçmadığını, ya da denizaltıların yüzüp yüzmediğini sorgulamak gibi bir şeydir bu, boş sorulardır. Benzer şekilde, yürümeyi bacakların mı üstlendiğini, tatilleri beyinlerin mi planladığını sormak da boştur; robotların cinayet işleyebilip işleyemeyeceği, onurlu davranıp davranamayacağı, gelecek kaygısı duyup duymayacağını sormak da öyle. Düşünce ve ifade modlarımız böyle eylemleri ve durumları kişilere atfeder, ya da kişilere yeterince benzediğini düşünebileceğimiz şeylere. Birey, Locke’un gözlemlediği üzere, doğa biliminin bir terimi değildir; “eylemleri ve getirilerini düzenleyen hukuki (forensic) bir terimdir. Bu sebeple muhakeme yapma, mutlu ve üzgün olma yetisine sahip, eylemlerinden ve başka birçok şeyden sorumlu tutulabilen zeki öznelere (intelligent agent) aittir” (Locke, 1690). Beyinlerin ya da makinelerin İngilizce anladığı ya da satranç oynadığına dair –uygulamadaki ölçütleri öne sürerek– lehte yahut aleyhte “empirik bir kanıt” aramak bir karmaşaya neden olurdu.Turing’in görüşünü bu şekilde yorumlayabiliriz gibi görünüyor.

Turing’in bahsettiği iki “kullanışlı araştırma sahalarından” biri olan ‘‘makinelerin kapasitelerinin gelişmesi’’ tartışmasız bir konudur, özellikle de taklit oyunu böylesi araştırmaları teşvik ettiği müddetçe. İkincisi ise ‘‘insanın zekasal yetilerini araştırma’’ meselesidir ve– her ne kadar meseleleri anlamak için genellikle simülasyonu bir yöntem olarak kullanan, bilimin aşina olduğu türden bir mesele olsa da– daha karmaşıktır. Bu bakış açısı makineyi bir çeşit teori olarak görür: kompütasyonel prosedürün, insanların İngilizce’yi nasıl anladığı ya da nasıl satranç oynadığı gibi hali hazırda araştırılan meselelere dair bir kavrayış sağlayıp sağlamadığına karar veren standart (ve muğlak) kriterlerle değerlendirilecek türden bir teoridir. Fenomenlerin bir bölümünün taklidi tüm diğer alanlarda olduğu gibi, bu amaca hizmet edebilir ya da hedefin dışında kalabilir.

Aynı zamanda, Turing’in aklındaki nedenler dolayısıyla, Jones’un beyninin (Jones burada düşünen bir insanı temsil etmektedir); görme, İngilizce anlama, aritmetik problemleri çözme, motor hareketleri organize etme vb. şeyler için kompütasyonel prosedürler kullanıp kullanmadığı hakkında hiçbir şey öğrenmiyoruz. Genel düşünce ve ifade modlarımızla uyumlu bu vardığımız sonuçlar dolayısıyla bir makinenin insanları taklit ederek bu eylemleri yerine getirdiğini söyleyemeyiz. Hatta aynı şekilde, eğer Jones’un eylemleri kendisi için hiçbir anlam ifade etmeyen yönergeleri uygulamaktan ibaret ise, Jones bu eylemleri kendisi yerine getiriyor diyemeyiz. Bu durumu bir deneycinin girdi-çıktı ilişkilerini insanın bir eylem gerçekleştirme durumuyla eşleştirmesi şeklinde düşünebilirsiniz. Örneğin, John Searle’ün (1980) öne sürdüğü gibi bir ‘‘aritmetik oda’’ ya da bir ‘‘yazı odası’’ düşünelim: Jones, kalanlı bölme işlemi için–belki de bilinçli olarak uyguladığı bir algoritma üzerine modellenmiş– bir algoritma kullanıyor. Ya da yazı odasında harita koduyla kodlanan ses girdilerini sıralı harfler olarak görülen çıktılara dönüştüren yönergeleri mekanik olarak uyguluyor –ki bu yönergeler duyduğu şeyi yazdığında duyu-motor ve dilsel sistemi tarafından uygulanan algoritmanın yakın bir benzeri olabilir. Jones’un kalanlı bölme işlemi yapmasını ya da yazı yazmasını içeren daha karmaşık olan bu ikinci meseleye dair anlamlı her hangi bir soru yöneltilmediğinden, bu prosedürün beynin asıl olarak ne yaptığına dair öğretici bir yol ortaya koyup koymadığı konusuna da bir yanıt sunmuyor.

Beynin kompütasyonel- temsili özellikleri hakkındaki sorular ilginçtir ve önemli görünür, ayrıca simülasyon teorik anlayışımızı geliştirebilir. Fakat taklit oyunundaki başarının kendisi bu konularda bize hiçbir şey sunmamaktadır. Belki de taklit oyunu, Turing’in inandığı üzere, savunduğu iki “kullanışlı araştırma sahasının” araştırılması için bir teşvik sağlayacaktır. Turing, makine kapasitesinin geliştirilmesi ve insan zekasının çalışılması konularında neden bu araştırma stratejisinin diğer yollara tercih edilmesi gerektiği konusunda pek az şey söylemesinin yanı sıra, eleştirel bir gözle bakan bir dış gözlemcinin saptayabileceği bazı kültürel nüanslar dışında, açık varsayımlar da öne sürmez.

Öncellerine baktığımızda Turing’in taklit oyununun, maddenin durağan olduğu ve temas mekanikleri ilkeleriyle yönetildiği “mekanik felsefe” bağlamında, on yedinci yüzyılda gerçekleşen “ilk bilişsel devrim” addedebileceğimiz süreçte tartışılan ve takip edilen fikirleri andırdığını görürüz. Descartes ve takipçileri, doğal dünyanın insan algısının ve eylemlerinin önemli bir kısmını da içeren fakat Descartes’ın “sahip olabileceğimiz en asil şey” olarak kabul ettiği insan zihnini(Descartes, 1647) , bilhassa “özgür iradeyi” içermeyen bu çerçeve içine dahil edilebileceğini göstermeye çalıştılar ve bunu en çarpıcı şekliyle olağan dil kullanımında görüyoruz.

Bu konsept diğer zihinlerin varlığı hakkında sorular doğmasına yol açtı: Bir canlının karmaşık bir mekanizmaya ya da aynı şekilde kendisine bahşedilmiş bir zihne sahip olup olmadığına (farklı yollardan keşfettiğimiz üzere bizde olduğu gibi) nasıl karar vereceğiz? Bu soruyu cevaplamak üzere, canlının, mekanik sınırlarını aşan (esas olarak dile ilişkin) özellikler sergileyip sergilemediğini saptamak amacıyla deneysel testler önerildi. Eğer yeni düşünceleri benim yapacağım gibi tutarlı ve uygun şekilde ifade edebilip edemediği ve yorumlayıp yorumlayamadığını test etmek için düzenleyebileceğim en zor testleri geçerse, Kartezyencilerin öne sürdüğüne göre, bu canlının benimki gibi bir zihne sahip olduğundan şüphe etmek “mantık dışı” olurdu.

Her ne kadar Turing’in taklit oyununa bazı yönlerden benzese de, diğer zihinler için oluşturulan Kartezyen testler tamamıyla farklı bir çerçevede konumlandırılıyor. Bu testler asitliği ortaya koyan bir turnusol testi gibi sıradan bilime dahildir (ordinary science), bir nesnenin belirli bir özelliği olup olmadığını saptamak üzere tasarlanmıştır. Bu proje, Newton mekanik dünya görüşünü zayıflatınca çöktü, artık zihin-beden problemi ya da diğer problemler Kartezyen terimlerle ele alınamazdı; en azından bazı yeni “fiziksel” ve “maddi” konseptler formüle edilinceye dek. Sonraki yıllarda açıklandığı üzere bunun doğal sonucu, düşünmenin çekicilik (attraction) ve iticilik (repulsion) gibi diğer gizemli özelliklerle birlikte bir organize madde özelliği olduğudur. İnsanlarda düşünme, “sinir sisteminin, daha doğrusu beynin bir özelliğidir” tıpkı “ses gibi belli bir organizasyonun zorunlu sonucunun, havadaki belli bir hareketlenmenin (concussion) zorunlu sonucu” olduğu gibi (Priestley, 1777). Dikkatlice şunu söyleyebiliriz: düşünce mekanizmasını sağlayan beyin olsa da, insanların beyinleri değil kendileri düşünürler. Sıklıkla lüzumsuz sorular doğurabilen bu büyük geçiş bizi, sağduyusal yönelimsel özellikleri insanlara atfetmekten insanların parçalarına atfetmeye ve sonrasında da başka nesnelere atfetmeye götürür.

Aynı dönemde, makine simülasyonu projesiyle aktif olarak uğraşıldı ve bu proje dünyaya dair bir şeyleri çözme yolu olarak addedildi. Büyük üstat Jacques de Vaucanson’ın amacı, hitap ettiği kitleyi mekanik ördeğinin sindirim yaptığı fikrine inandırmak değildi; model inşa ederek yaşayan şeyler hakkında bir şeyler öğrenmekti. Turing’in niyeti de bu bağlamda benzer görülebilir.

Önerdiği araştırma stratejisi nasıl değerlendirilirse değerlendirilsin, Turing’in iki “kullanışlı araştırma sahası” kendilerinin takip edilmeye değer olduğu açıkça kanıtladı. Bana kalırsa Turing’in mantıklı öğütleri göz önünde bulundurulmalı ve şu ana kadar alındığından daha çok ciddiye alınmalı.

Referanslar

  1. Descartes, R., 1647., Letter to Christine of Sweden, 20 November., translated by John Cottingham, Robert Stoothoff, and Dugald Murdoch; reprinted, in: The Philosophical Writings of René Descartes, Vol. III (1985), Cambridge University Press, Cambridge, England.
  2. Locke, J., 1690, An Essay Concerning Human Understanding, book 2, Chapter 27, Section 26; http://eserver.org/18th/locke-understanding.txt
  3. Priestley, J., 1777, Disquisitions Relating to Matter and Spirit, J. Johnson, London, England, pp. 27–28; http://dewey.library.upenn.edu/sceti/printedbooksNew/index.cfm?textID=priestley_disq_sel
  4. Searle, J. R., 1980, Minds, brains, and programs, Behavioral and Brain Sciences 3: 417–457.
  5. Turing, A. M., 1950, Computing machinery and intelligence, Mind 59(236): 433–460.

May-Britt Moser — Kognitif VikiMaraton

08/03/2021

Bu döküman CogIST olarak, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla Vikipedi Türkiye’de, kadın bilişsel bilimcilere dair gerçekleştirdiğimiz katkıların bir arşivi niteliğindedir. Vikipedi’deki maddeler sıklıkla değiştirilebildiği

Read More »

Uyarı! Gözetimsiz Nörobilim İlerliyor — Mark Humphries

27/01/2021

Özgün adı: “Warning! Unsupervised Neuroscience Ahead” Mark Humphries, beyni incelemek için hayvan modelleri yerine hesaplamalı (computational) ve istatistiksel modeller kullanan bir sistem nörobilimcisidir. Ekibiyle, birçok

Read More »

Nörobilimde Karmaşıklığın Önemi — Joel Frohlich

02/09/2020

Özgün Adı: Fugue of Life: Why Complexity Matters in Neuroscience Joel Frohlich Kaliforniya Üniversitesi, Los Angeles’ta, Martin Monti’nin laboratuvarında bilinç üzerine çalışan bir doktora sonrası araştırmacısıdır.

Read More »

Copyrights @2026 CogIST All Rights Reserved

CogIST'te Etkinlik Düzenle

Yazı-Çeviri Gönder

Gizlilik Politikası

Mesafeli Satış Sözleşmesi

Eğitim Katılım Sözleşmesi

Geri Bildirim Formu

Instagram Twitter Linkedin Youtube