İçeriğe atla
Instagram Twitter Linkedin Youtube
  • Anasayfa
  • Faaliyetler
    • Etkinlik
    • Yayın
  • Yazılar
  • Biz Kimiz?
  • Duyurular
  • İletişim
  • EN
  • Anasayfa
  • Faaliyetler
    • Etkinlik
    • Yayın
  • Yazılar
  • Biz Kimiz?
  • Duyurular
  • İletişim
  • EN

Rüya Gören Beyin — Y. Kağan Porsuk (KUUPJ)

Yazar: Y. Kağan Porsuk (Koç University Undergraduate Psychology Journal)
Editör: Yunus Emre Karaman

Bu metin CogIST ve Koç University Undergraduate Psychology Journal (KUUPJ) işbirliği çerçevesinde yayınlanmaktadır. KUUPJ’nin diğer çalışmalarına ise buradan ulaşabilirsiniz.

Uyku, sıradan bir insanın hemen hemen her gece yapmaya ihtiyaç duyduğu bir etkinlik. Hatta hayatlarımızın üçte birinden biraz daha fazlasını uyuyarak geçiriyoruz. Rüyalar ise yaşamsal önemi olan bu etkinliğin yalnızca bir parçası — ama belki de en ilginç parçası. Uykuyu sinirbilimsel, elektrofizyolojik ve bilişsel açıdan inceleyen bilim insanları da bir ucundan bu merak uyandırıcı deneyime değiniyorlar. Yani rüyalar hakkındaki bilimsel literatürün büyük bir parçası, uykunun organizma açısından önemini anlamaya çalışan bilimsel bir amaç uğruna üretiliyor. Bu nedenle rüyaları anlamak için öncelikle uykuyu incelemek gerekiyor.

Uyku ile uyanıklık arasındaki temel fark ise bilinçte yatıyor. Zira rüya deneyimine neden olan ve rüyaların genel özelliklerini belirleyen temel faktör uyku sırasında ortaya çıkan bu bilincin, uyanıklık sırasındaki bilinçten farklı olması. Rüya deneyimini uyanık olduğumuz sırada yaşadığımız deneyimlerden ayıran özellikler rüyaların içeriğinden çok biçimleriyle ilgili noktalar. Yani rüyada neler olduğu, kimlerin bulunduğundan çok rüyaların bilişsel ve duygusal açıdan ortak özellikleri tanımlıyor rüyalarımızı. Rüyalar hakkında yapılan çalışmaların uzun yıllar bilimsellikten uzak kalmasının temelinde de rüyaları incelerken içeriğe hep daha çok önem verilmiş olması var. Gördüğümüz rüyaları birbirimize anlatırken bahsettiğimiz şeylerin kimi gördüğümüz, nerede olduğumuz, ne yapıyor olduğumuz gibi konular olduğunu düşününce bu içerik sevdasının nedeni anlaşılabiliyor. Bu yüzden de Antik Çağ’dan Freud’a uzanan rüya yorumlamaları tarihinde rüyaların bize verebileceği bilgilerin, onların içerikleriyle ilgili olduğu varsayımı yapılmış ve de rüyaların bir o kadar ilginç olan biçimsel özellikleri göz ardı edilmiş. Oysaki rüya dediğimiz deneyime neden olan asıl unsurlar, uyku sırasındaki bilincin uyanıklık bilincinden daha bulanık, daha çağrışımsal, daha az rasyonel ve zaman-mekan sürekliliğine daha az bağlı olması gibi bu biçimsel konular.

Şu anda bu anı gerçekten yaşadığınıza olan güveniniz nereden geliyor? Rüyada olmadığınızdan ne kadar eminsiniz? Bu sorular kulağa karamsar bir felsefe kitabından çıkmış gibi geliyor olsa da bilinç hakkında önemli noktalara işaret ediyor. Belki işin öteki tarafından yaklaşıp şu soruyu sorabiliriz: Uyanıkken yaşadığımız deneyimlerin psikolojik gerçekliği neye dayanır? İyimser bir cevap denemesi şöyle olabilir: Bilincin çevre ile olan duyu veya algı yoluyla iletişimindeki başarısına. Yani uyanıklık durumu bilinci, çevre hakkında çoğu zaman doğru algılara erişebilir, gelen bilgilere rasyonel ve amaca yönelik davranışlarla cevap verebilir; ek olarak bu bilincin, bireyin motor kabiliyetleri üzerinde gücü vardır. Bilinci bilinç yapan şeylerdir bunlar. Rüya sırasında farklı olan şey ise bütün bu algısal, davranışsal ya da motor deneyimlere neden olan objelerin fiziksel gerçeklik dediğimiz dış dünyada var olmaması ve de deneyimlerin dış dünyadan bağımsız olarak oluşmasıdır.

Uyanıkken elimizde tuttuğumuz elmadan yansıyan ışık, gözlerimiz tarafından algılanıp sinirsel iletişim yoluyla beyne iletilir; karnımız açsa ve elmanın bu açlığı gidereceğini düşünüyorsak beyin tarafından kol, el ve ağza gönderilen yine sinirsel bilgilerle kolumuzu kaldırır, elmayı ağzımıza götürür ve ısırıp çiğnemeye başlarız. Uyanıkken bütün bunlar, elimizde gerçekten bir elma tutmamız, elmanın yenilebilecek ve açlığımızı gideren bir şey olduğunu bilmemiz ve de hareket kabiliyetine sahip olmamız gibi birtakım şartlar dahilinde gerçekleşir. Oysa uyurken de aynı deneyimi yaşayabiliriz. Hatta rüyalarını benim gibi iyi hatırlayan biriyseniz, rüyanızda çiğnediğiniz elmanın tadını tıpkı uyanıkken yediğiniz bir elma kadar iyi alabildiğinizi bilirsiniz. Bu iki deneyim arasındaki fark ise şudur: uyanıkken bu deneyim gerçekten dış dünyada bir elma varken ve motor kabiliyetlerinizi yönetebiliyorken gerçekleşir; uyku sırasında ise beyin bambaşka bir durumdadır: beynin büyük bir kısmı hiçbir zaman devre dışı bırakılmasa da, uykunun ilerleyen periyotları boyunca değişik kısımları etkisiz kılınıp tekrar devreye sokulur. Örneğin beynin yan lobunun bir kısmı (precuneus), bazal gangliya, ve bazal önbeyin uyku sırasında susturulur, talamus dışarıdan gelen duyusal bilgileri beynin üst kısımlarına göndermeyi durdurur ve beynin motor ile görsel merkezlerinde, uyanıklık sırasındaki beyindekinden farklı nörotransmitterler (sinirsel taşıyıcı moleküller) devreye girerek bu bölgelerin çalışma mekanizmalarını değiştirir. Ayrıca limbik sistem denilen ve amigdala, hipotalamus gibi bölgelerden oluşan, beynin duygulardan sorumlu ağı, REM uykusu sırasında etkin hale getirilir. Beynin uyku sırasında farklı kimyasal ve bölgesel etkinlikleri de rüya sırasındaki deneyimlerimizin dışarıdan alınan hiçbir duyusal bilgi olmadan, motor hareketleri yönetme kabiliyetimiz çok kısıtlı iken ve de rasyonel düşünce, hafıza gibi birçok bilişsel yetimiz zayıflayıp, duygularımız ön plana çıkmışken gerçekleşmesini beraberinde getirir.

Hatta biraz daha ileri gidip şunu söyleyebiliriz: rüya sırasındaki deneyiminiz, dışarıdan aldığınız hiçbir bilgi olmadığı için, motor hareketlerinizi yönetmeniz çok kısıtlı olduğu için ve de en önemlisi rasyonel düşünce, hafıza gibi birçok bilişsel yetiniz zayıflamış olduğu için ortaya çıkar. Rüyalar bunlar yüzünden oluşur; çünkü uyku sırasındaki bilinç, beyin aktivasyonuna bir anlam arayışı içerisindedir- tıpkı uyanıklık bilincinin gün içinde sürekli yaptığı gibi. Bu da rastgele ve muazzam derecede çağrışımsal bir deneyime, rüya görmeye neden olur. Rastgele olması, uyku sırasındaki beyin aktivasyonunun tam olarak nedeninin ve nasılının anlaşılamamış olmasından ileri geliyor.

Neden rüya gördüğümüze dair birkaç teori var. Bunlardan en çok kabul göreni, rüyaların hafızaların işlenmesinde bir görevi olabileceğini iddia ediyor. Gün içinde yaşadığımız deneyimlerin uzun süreli hafızaya aktarılması uyku sırasında yapılıyor olabilir. Uykusuz kalmanın hafıza başta olmak üzere neredeyse bütün bilişsel süreçleri fazlasıyla sekteye uğrattığı birçok araştırmayla gösterildi. Bunun yanında sağlıklı bir gece uykusu, deneyim ve bilgilerin daha iyi hatırlanmasıyla ilişkilendiriliyor. Uykunun organizma açısından önemi bununla da sınırlı değil. Araştırmalar her gece sekiz ile on saat arası bir uykunun, metabolizmanın bir sonraki güne fizyolojik ve bilişsel açıdan hazırlanması için gerekli olduğunu gösteriyor. Fareler üzerinde yapılan laboratuvar çalışmalarında, uykudan tamamen yoksun bırakılan hayvanların hafıza, öğrenme ve problem çözme gibi bilişsel kapasitelerinde hızlı bir düşüş gözlemlenmiş. Bununla birlikte hayvanlar vücut ısılarını korumakta zorlanmaya, beslenmelerine karşın aşırı kilo kaybetmeye ve en sonunda bağışıklık sisteminin çökmesiyle beraber kendi vücutlarında bulunan bakterilerin saldırısı sonucu ölmeye başlamışlar.

Rüyaların bir diğer ilginç özelliği de bir rüyanın varlığının tamamen -ve yalnızca- onu gördüğünü rapor eden kişinin hafızasına dayandığının düşünülmesi. Yani rüya en kişisel deneyimlerimizden biri. “Bu gece hiç rüya görmedim”, günlük hayatta sık sık duyduğumuz ve de kullandığımız cümlelerden biri. Bu da aslında rüya denilen deneyimin, bireyin uykusu sırasındaki beyin aktivasyonunun bilinç tarafından algılanıp algılanmamasına ve bu algının bireyin hafızasında yer edip etmemesine dayandığını gösteriyor. “Kimsenin olmadığı bir ormanda devrilen bir ağaç ses çıkarır mı?” sorusunun bir yansıması aslında bu. “Hatırlamadığım rüyayı görmüş oluyor muyum?” Bu sorunun cevabı rüya tanımımıza dayanıyor aslında. Eğer rüyayı yalnızca uyku sırasındaki beyin aktivasyonu olarak tanımlarsak, evet, neredeyse uyuduğumuz her gece rüya görüyoruz. Fakat eğer rüya, kişinin uyku sırasındaki bilincinin uyandığında hafızada yer eden deneyimi ise, hayır, bildiğimiz gibi her sabah bu deneyimi hatırlayamıyoruz.

Uyku ve uyanıklık halini bilincin birbirine zıt noktaları ya da bir spektrumun iki ekstrem ucu olarak görmek ve incelemek, aslında bilinç ve zihin kavramlarını anlamak adına önemli bir başlangıç noktası olabilir. Zira bilim insanlarının çoğunun hala evrenin en büyük gizemi olarak gördüğü bilinç denen şeyin anlaşılması için onun tamamen değiştiği, azaldığı, farklı çalıştığı bir deneyim olan rüyalara odaklanmak bu gizemi çözme yolunda bize bir şeyler öğretebilir. Bunun uzun yıllar yapılmamış olmasının, yani rüyaların ya da uyku hali bilincinin, zihnin ve bilincin anlaşılması uğruna yapılan bilimsel çalışmaların dışında bırakılmasının en büyük nedeni, rüyaların içeriklerine olan saplantımız olmuş. Rüyaların rapor edilmesi sırasında odaklandığımız şeyler rüyada neler olduğu, kimlerin olduğu, neler söylendiği, nerelere gidildiği gibi şeyler olunca, rüyalarının kendine has bilişsel süreçlerine odaklanmak zorlaşmış. Modern uyku ve rüya teorisyenleri ise artık rüyaların biçimsel özelliklerine yoğunlaşıyor. Rüyayı gün içindeki uyanıklık hali bilincimizin deneyimlerinden ayıran noktaları belirginleştirerek, bilinç kavramını anlamaya çalışıyorlar.

Kaynak:

Hobson, J. A. (2005). Dreaming: A very short introduction. OUP Oxford.

Öğrenilmiş Bir Dil Olarak Müzik — Ayşe Nur Genç

18/10/2020

Ayşe Nur Genç, Hacettepe Üniversitesi Psikoloji Bölümü mezunu. Şimdilerde nörogörüntüleme yöntemleriyle kullanıcı ve tüketici araştırmaları yürüten bir şirkette çalışıyor. Dil-düşünce ilişkisi, müzik algısı ve özne-nesne

Read More »

Gözünüzde Canlandırın: Zihinsel Temsiller Neden Evrimleşti? — Armin W. Schulz

17/11/2021

Özgün Adı: Picture this: why mental representations evolved Armin W. Schulz Kansas Üniversitesi felsefe bölümünde doçenttir. Ayrıca, Efficient Cognition: The Evolution of Representational Decision Making (2018) adlı kitabın

Read More »

Robotlar ve İnsanlar: Etkileşim, Duygular ve Sorumluluk — Hatice Köse

05/10/2023

Prof. Dr. Hatice Köse lisans, lisansüstü ve doktora çalışmalarını Robotik ve Yapay Zeka konusunda Boğaziçi Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümünde yürütmüştür. İngiltere’de Avrupa Birliği projeleri dahilinde

Read More »

Copyrights @2026 CogIST All Rights Reserved

CogIST'te Etkinlik Düzenle

Yazı-Çeviri Gönder

Gizlilik Politikası

Mesafeli Satış Sözleşmesi

Eğitim Katılım Sözleşmesi

Geri Bildirim Formu

Instagram Twitter Linkedin Youtube