İçeriğe atla
Instagram Twitter Linkedin Youtube
  • Anasayfa
  • Faaliyetler
    • Etkinlik
    • Yayın
  • Yazılar
  • Biz Kimiz?
  • Duyurular
  • İletişim
  • EN
  • Anasayfa
  • Faaliyetler
    • Etkinlik
    • Yayın
  • Yazılar
  • Biz Kimiz?
  • Duyurular
  • İletişim
  • EN

Gelişim Sürecinde Duygu Tanıma — Rabia Kurşun

Yazar: Rabia Kurşun
Editör: Kaan Hamurcu

Rabia Kurşun, İstanbul Üniversitesi psikoloji öğrencisi, akademik hayatını biliṣsel nörobilim alanında ilerletmek istiyor.

Hissettiklerimizle hayatımızın her anında temas halindeyiz. Duygularımız hayatı anlamlandırırken bize eşlik eden ve onlarsız belki de bu anlamın özünü bulamayacağımız bileşenler. Fizyolojik olarak belirli kas hareketlerinin yüzde bir ifade bulmasıyla temsil edilen duygular evrensel olarak 6 temel ifade ile tanımlanır (korku, mutluluk, öfke, tiksinme, şaşkınlık, üzüntü). Bunlar Türkiye’de de Yeni Zelanda’da da benzer şekilde tanımlanacak duygu ifadeleridir (Ekman, Friesen ve Ellsworth, 1972). Denham (1998)’a göre duygu tanıma, bu hislerin neden ve sonuçlarının işlenmesi sonucu oluşan bilgidir. Bağlama göre değişir ve bir analiz sürecinden geçer. Aynı şekilde bu jest ve mimikler de duygu tanımada oldukça etkilidir. Çocukluk döneminin henüz çok başlarındayken bu yeti gelişmeye başlar ve çocuğun sosyal uyumunda da önemli yer tutar. Çocuğun bir ötekinin psikolojik deneyimini anlaması; bağlam, durum analizi içerisinde duyguyu tanıması kendi duygularını da anlamasına kapı aralamaktadır. Bunu empati yeteneğine de bağlayabiliriz. Bildiğimiz üzere insanı diğer canlılardan ayıran önemli yetilerden biri de empatidir. Empati yeteneği sayesinde karşıdaki kişinin duygusal-psikolojik yaşantısını kendi anlam dünyasında işleyebilme ve buna göre davranışı değiştirebilme yetisi kazanırız, ki bu sosyal bir canlı olarak birlikte olabilmemiz için mühim bir nokta.

Duyguyu tanımada çocukların kullandığı karmaşık işleyiş sistemlerinin ne zaman başladığına dair araştırmalar alanyazında mevcut olup iki hipotez öncülüğünde çalışmalar gerçekleştirilmiştir. Bunlardan ilki doğuştancılık olarak geçmekte ve doğumla birlikte yaşamın çok erken dönemlerinde yüz ifadelerinin üretimi (Caron, Caron ve Meyers, 1982) ve duyguların kültürler arası incelemelerde benzer ifadelerinin görülmesi bu görüşü desteklemektedir (Ekman, Sorenson ve Friesen, 1969). Bu görüş bize mekanik bir insan modülünü de göstermektedir. Buna dayanarak duygusal temel bileşenlerin bir mekanizmanın iskeleti gibi bütün insanlarda var olduğunu da söyleyebiliriz. Bu iskelet bir anlamda temel bir iletişim öğesi olarak da önümüze çıkmakta. Dilini bilmeyen iki insan jest ve mimiklerle birbirini anlayabilmekte, çok karmaşık düzeyden bahsetmemekle birlikte en azından temel bağlamda anlaşabilmektedir. Özellikle çocuklarda gözlemlenen iki farklı kültürden veyahut dilden olsalar dahi oyunlarını oynarken birbirlerini anlama ve ona göre bir düzen geliştirebilme olgusu bu iskeletin temel bir iletişim öğesi olduğuna bir örnektir. Diğer görüş ise duygu tanımanın deneyim yoluyla öğrenildiğini öne sürmektedir. Çocuklar duygusal sinyallerin üretimi ve bu sinyallerin duygu ifadesi olarak tanınmasını gelişim sürecinde sosyal etkileşimlerle de birlikte kademeli olarak ilerletirler (Fogel, Nwokah, Dedo, Messinger, Dickson, Matusov ve Hold, 1992). Bu görüş ise daha çok kültürün, yaşanılan ortamın bize yükledikleriyle birlikte duygu anlamlandırmanın da değişebileceği yönündedir. Ortamın bize yüklediklerinin daha karmaşık duyguları anlamlandırmada önemli bir parametre olduğu belirtilmekle birlikte bu duygulanımların gösterilmesi de toplum türlerine göre dahi değişebilmekte. Örneğin toplulukçu kültürlerde gurur duygusunun tanımı ile bireyselci kültürlerdeki tanımı arasında fark vardır. Bu tanımın toplumda nasıl içselleştirildiği, toplumun küçük yapı taşı olan aileyle birlikte yaşamın daha ilk dönemlerinde çocuğa nasıl öğretildiğiyle ilişkili olabilmektedir. Bu iki görüş neticesinde ne yalnızca genlerimizden ibaretiz diyebiliyoruz ne de zihin boş bir kutudur, biz doldururuz şeklinde bir tanımlamaya girebiliyoruz. Aslında çok iç içe bir durum bu, belli bir sistemin üzerine inşa edilen bir mekanizma diyebiliriz.

Bahsettiğim gibi henüz yaşamın çok başındayken duygu tanımada bir yeti geliştirdiğimize yönelik çalışmalar mevcut. Keşfetme güdüsüyle hareket eden bebekler, ilk teması kuran annenin yüz ifadelerini ipucu olarak ele alır ve bunu analiz ederek bir sonraki davranışı yapmaya karar verirler: Bunu yapmam iyi ya da kötü gibi. İlk sosyal becerinin de bu yaşlarda kazanıldığını görüyoruz. Topluma adapte olma süreci de bu şekilde başlıyor. Gelişimsel öyküye baktığımızda ilk 6 ay karşılarındaki insanın basit duygularını ayırt edebilir ve duruma uygun, ötekinin duygusal uyarılarına karşılık veren davranışlar sergileyebiliyorlar. (Herba ve Philips, 2004, s.1195). Doğumlarından itibaren henüz 36 saat geçmiş bebeklerle yapılan bir araştırmada üzgün, mutlu ve şaşırmış yüzleri taklit ettikleri gözlenmiştir (Field, Woodson, Greenberg ve Cohen, 1982, s.119). Bu iki örnek ile gördüğümüz üzere “doğuştancı” bakış ile “deneyimci” bakış yan yana yürüyen iki süreci temsil ediyor bizlere. Bu 6 ay içerisinde duygu tanımayı gözlemlemek adına pek çok çalışma yapılarak bebekler ay ay takip edilmiş ve duyguları ayırt etmede nasıl bir süreç izledikleri takip edilmiştir. Örneğin Young-Browne, Rosenfeld ve Horowitz (1977) çalışmalarında, üç aylık bebeklerin üzgün ile şaşırmış yüz arasında ayrım yapabilirken mutlu bir yüzü üzgünden ayırt edemediklerini bulmuşlar. LaBarbera, Izard, Vietze ve Parisi (1976), dört aylık çocukların mutluluk gösteren bir ifadeye, öfke ifadesine ya da nötr ifadelere kıyasla istatistiksel olarak anlamlı şekilde daha uzun süre baktıklarını bildirmiştir; öfke ifadesi ile nötr ifade arasında ise anlamlı bir fark bulmamışlar. Bu çalışma, bebeklerin yaşamın ilk zamanlarında mutlu ifadeleri diğer ifadelere kıyasla daha çabuk tanıdığına yönelik bir kanıt oluşturabilir. Bakım verenin bebeğe yönelik tutumuna göre de değişmekle birlikte bebek, bu evrelerde oluşan yoğun ilgi sonucu da taklit yoluyla bu yetiyi daha hızlı kazanmış olabilir. Diğer yandan bebeğin henüz tanımadığı bir davranış gerçekleştirildiğinde bebek bunu tanıyamaz ve şok tepkisi gerçekleştirebilir, bu ağlama olarak da sunulabilir. Kuchuk ve arkadaşları (1986); bu dönemdeki bebeklerin aynı ifadenin farklı yoğunluklardaki karşılıklarına da yanıt verebildiklerini ve ayrım yapabildiklerini belirtmiştir: Örneğin dişleri gözüküyor çok mutlu ya da hafif tebessüm az mutlu gibi.

Sosyal ortamlara girip ötekiyle etkileşime girmeleriyle birlikte duygu tanıma yetisini daha hızlı geliştirdiklerini görüyoruz. Burada Field ve Walden’in 1982’de yapmış olduğu bir çalışmadan söz etmek istiyorum. Bu çalışma 3–5 yaş arası çocuklar arasında yapılmıştır. Çocuklardan birine görsel bir ipucu ya da fiil verilerek yüz ifadesi üretmesi istenmiş ve diğerlerinden de bu hangi duygu onu bilmeleri istenmiş. Sessiz sinemanın duygu formatı gibi düşünebiliriz bunu. Çalışma sonucuna göre çocuklar yüz ifadesini üretmede, duyguyu tanımaya kıyasla daha başarılı olmuşlar. Yani duyguyu taklit edebiliyorlar ama tanımakta hala zorluk çekiyorlar. Bu yaş aralığında çocuklardan temel duyguları tanıma, duyguyu ifade etme ve düzenleme yetilerini kullanarak sosyal çevrelerine uyum sağlamalarını bekliyoruz. 7 yaş itibariyle daha karmaşık duyguları edinmeye başlayan çocuklar ergenlik döneminin başlarında daha karmaşık bir sosyal biliş yetisi ediniyorlar (Herba ve Philips, 2004, s.1187). Burada 3–5 yaş, sosyal ortamlara adapte olmaya henüz yeni başlamış bir yaş skalası olarak karşımıza çıkıyor. Bu yaş aralığında kreş gibi kendi yaşıtlarının olduğu alanlara da girmeye ve onlarla etkileşimde bulunmaya başlıyorlar. Bu yaş öncesinde daha çok anne-baba yönetiminde bir ilişki belirlenirken çocuk bu yaştan itibaren annenin arkadaşının çocuğu, komşu gibi farklı aile tiplerinde yetişen çocuklarla da ilişkiye giriyor. Bu şekilde hem bu yeniliğe adapte oluyor hem de kendi yaşıtlarının duygularını tanırken kendininkini de tanımaya başlıyor çocuk. Tabii bu çalışmada da elde edildiği üzere henüz karşıdakinin duygusunu tanımakta, duyguyu taklit etmeye kıyasla daha çok zorlanıyor.

Korku hissinin tanınması ise genele bakıldığında da oldukça değişkenlik gösteren bir konu. Yetişkinler de dahil olmak üzere bu duygunun tanınması diğerlerine kıyasla daha zor oluyor. Çocuklar 8 yaşındayken korku hissinin %43.5, 16 yaşındayken %59’unu doğru tanımlamaktayken, yetişkinler %80 oranda başarılı olmuş (Lenti, Lenti Boero ve Giacobbe, 1999). Yani yüzdelik olarak baktığımızda yetişkinler için de tam bir tanımadan söz edemiyoruz. ki yoğunluğuna göre de oldukça değişim gösterebilecek bir duygu tanıma söz konusu olabilmekte. Abartılı bir tepki verilmediği sürece elbette duygu tanıma seviyeleri değişiyor. Söz konusu olan duygu korku olduğunda ise Ekman’ın duygu testi ele alındığında bu testin Batı toplumuna yönelik bir test olduğu düşüncesindeyim: Şöyle ki bireyselci toplumlarda bireylerin kendini tanıması bir başkasını tanımaktan daha değerli olabilmekte. Aynı şekilde duygu tanımada da kendini ve kendine yönelik hislerini bireysel özene layık görüyor. Bunun ötesinde korku duygusu da bir nevi zayıflık olarak görülebilmekte, özellikle toplulukçu kültürlerde buna sıklıkla karşılaşıyoruz. Bu tabii ki sadece bir hipotez olmakla birlikte ilgili alanda yapılacak nitel ve deneysel araştırmalar destek sağlayabilir. Gosselin ve Larocque (2000), duyguları yüz ifadelerinden tanımanın kolaylık sıralamasını yapmıştır. Mutluluk ve üzüntü ifadesinin korku ve tiksintiden, öfke ve şaşkınlık ifadelerinin tiksintiden daha kolay tanındığını; yine öfke ve şaşkınlık ifadelerinin ise mutluluk ve üzüntüden daha zor tanındıklarını öne sürmüşlerdir. Buna göre korku ve tiksinme diğer ifadelere kıyasla daha kompleks tanıma süreçlerinden geçiyor.

Duygu tanıma hem bireyin gelişimi açısından hem de sosyal birliktelik açısından oldukça önemli bir beceri. Yaşamın başından itibaren insanlara maruz kalıyoruz ve bu maruziyet etkileşimi zorunlu kılıyor. Bu etkileşim de bize kendimizle ilgili yeni kapılar açıyor. Gelişimimiz boyunca devam eden bir süreç bu, durmadan yeniliklerle birlikte çoğalarak ilerliyor. Dahası var, buradan esinlenerek sosyal robotlar da yapılmakta; duyguyu tanıyan ve kendi duygusunu da tanımlayabilen, empati yapabilen robotlar. Empati sahibi robotların nasıl olacağı merak konusu olmakla birlikte, gelişim süreçleri ele alındığında çok da uç bir noktada durmadıkları söylenebilir.

Kaynakça

Caron, R. F., Caron, A. J. ve Myers, R. S. (1982). Abstraction of invariant face expressions in infancy. Child Development 53(4), 1008–1015.

Ekman, P., Sorenson, E. R. ve Friesen, W. V. (1969). Pan-cultural elements in the facial displays of emotions. Science, 164(3875), 86–88.

Ekman, P., Friesen, W. V. & Ellsworth, P. (1972). Emotion in the human face. Elmsworth, NY: Pergamon Press

Denham, S. A. (1998). Emotional development in young children. Guilford Press.

Fogel, A., Nwokah, E., Dedo, J. Y., Messinger, P., Dickinson, K. L., Matusou, E. ve Holt, S. A. (1992). Social process theory of emotion: A dynamic systems approach. Social Development, 1(2), 122–142.

Field, T. M., Woodson, R., Greenberg, R., & Cohen, D. (1982). Discrimination and imitation of facial expression by neonates. Science, 218(4568), 179–181.

Gosselin, P., & Larocque, C. (2000). Facial morphology and children’s categorization of facial expressions of emotions: A comparison between Asian and Caucasian faces. The Journal of genetic psychology, 161(3), 346–358..

Herba, C. ve Phillips, M. (2004). Annotation: Development of facial expression recognition from childhood to adolescence: Behavioural and neurological perspectives. Journal of Child Psychology and Psychiatry, 45(7), 1185- 1198.

Field, T. M., & Walden, T. A. (1982). Production and discrimination of facial expressions by preschool children. Child development, 1299–1311.

Kuchuk, A., Vibbert, M., & Bornstein, M. H. (1986). The perception of smiling and its experiential correlates in three-month-old infants. Child development, 1054–1061.

LaBarbera, J. D., Izard, C. E., Vietze, P. ve Parisi, S. A. (1976). Four-and sixmonth-old infants’ visual responses to joy, anger, and neutral expressions. Child Development, 535–538.

Lenti, C., Lenti-Boero, D., & Giacobbe, A. (1999). Decoding of emotional expressions in children and adolescents. Perceptual and Motor Skills, 89(3), 808–814

Young-Browne, G., Rosenfeld, H. M. ve Horowitz, F. D. (1977). Infant discrimination of facial expressions. Child Development 48(2), 55

Filozoflar için “Sade Öngörmeli İşleme”: Öngörmeli İşleme Üzerine Bir Başucu Metni — Wanja Wiese, Thomas Metzinger

12/10/2022

Özgün Adı: Vanilla PP for Philosophers: A Primer on Predictive Processing Anahtar Kelimeler: aktif çıkarsama (active inference), dikkat (attention), Bayesci çıkarsama (Bayesian inference), çevresel tecrit (environmental seclusion),

Read More »

ChatGPT’nin En Zor İmtihanı: Şiir — Berkay Havuk

08/11/2023

Berkay Havuk, girişimci ve yazar. Teknoloji ve inovasyon alanlarında yazılar kaleme alan Havuk, girişimcilikte 5 yıllık bir deneyime sahiptir. Bir girişim stüdyosu olan StartupFabrika’nın ve

Read More »

Lisa Feldman Barrett — Kognitif VikiMaraton

08/03/2021

Bu döküman CogIST olarak, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla Vikipedi Türkiye’de, kadın bilişsel bilimcilere dair gerçekleştirdiğimiz katkıların bir arşivi niteliğindedir. Vikipedi’deki maddeler sıklıkla değiştirilebildiği

Read More »

Copyrights @2025 CogIST All Rights Reserved

CogIST'te Etkinlik Düzenle

Yazı-Çeviri Gönder

Gizlilik Politikası

Mesafeli Satış Sözleşmesi

Eğitim Katılım Sözleşmesi

Geri Bildirim Formu

Instagram Twitter Linkedin Youtube