Özgün Adı: The Language of Thought Hypothesis
Düşünce dili hipotezi (the language of thought hypothesis/LOTH), zihinsel temsilin bir dil yapısına sahip olduğu, başka bir deyişle, düşüncenin bir zihin dilinde gerçekleştiği hipotezidir. Bazı durumlarda, düşünceler kafanın içindeki cümlelerdir, iddiasıyla da ifade edilir. Bu hipotez, düşünce ve düşünmenin doğasına ilişkin bir teori öne süren bir dizi hipotezden biridir. Diğer hipotezler; zihinsel süreçlerin nedensel-sözdizimsel teorisi (the causal-syntactic theory of mental process/CSMP) ve temsili zihin teorisidir (the representational theory of mind/RTM). İlki, zihinsel süreçlerin, zihinsel temsillerin sözdizimleri üzerinden tanımlanan nedensel süreçler olduğu hipotezidir. İkincisi, önermesel tutumların (propositional attitudes), özne ve zihinsel temsil arasındaki ilişkiler olduğu hipotezidir. Birlikte ele alındığında bu hipotezler, insan beyni gibi fiziksel bir objenin nasıl rasyonel düşünce ve davranış üretebildiğine dair bir açıklama ortaya koyar. Kısaca, bu açıklama, beynin bir bilgisayar olduğu ve düşünmenin hesaplamalı bir süreç olduğudur. Bundan dolayı bu hipotez grubu çoğunlukla hesaplamalı zihin teorisi (The Computational Theory of Mind/CTM) olarak adlandırılır.
Düşünce dili hipotezi ilk olarak, Jerry Fodor’un 1975 yılında çıkan Düşünce Dili (The Language of Thought) kitabında ortaya konulmuş ve sonrasında Fodor ve çeşitli iş arkadaşları tarafından daha da detaylandırılmış ve savunulmuştur. Fodor’un düşünce dili hipotezi için orijinal argümanı, (o sırada) kabul edilebilir olan psikolojik modellerin zihinsel temsillerin dilsel olarak yapılandırılmış olduğunu varsaydığı iddiasına dayanır. Fodor ve iş arkadaşları, insan bilişinin varsayılan özellikleri olan üretkenlik, sistematiklik ve çıkarımsal tutarlılığa (inferential coherence) dikkat çekerek, bu özelliklerin ancak düşünce dili hipotezinin doğru olması halinde en iyi şekilde açıklanabileceğini öne sürmüştür. Düşünce dili hipotezine gelen en önemli itirazlar, zihnin bağlantıcı ağlarla (connectionist networks) en iyi şekilde modellenebileceğini öne sürenler ve (en azından bazı) zihinsel temsillerin harita ve imgeler gibi farklı biçimlerde gerçekleştiğini öne sürenler tarafından gelmiştir.
Bu makale üç ana bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde düşünce dili hipotezinin yanı sıra, zihinsel süreçlerin nedensel-sözdizimsel teorisi, temsili zihin teorisi açıklanmış ve bu üçünün birleşiminin bizi hesaplamalı zihin teorisine götürmesinin önemi ele alınmıştır. İkinci bölümde düşünce dili hipotezi lehindeki en önemli argümanlar açıklanmıştır. Üçüncü bölümde düşünce dili hipotezinin en önemli problemleri ve hipoteze gelen itirazlar ele alınmıştır.
İçindekiler
1. Düşünce Dili Hipotezi
a. Birleşimsel Sözdizimi ve Bileşimsel Anlambilim (Combinatorial Syntax and Compositional Semantics)
b. Nedensel-Sözdizimsel (Causal-Syntactic) İşlemler Olarak Zihinsel İşlemler
c. Temsili Zihin Teorisi ve Önermesel Tutumlar
d. Hesaplamalı Zihin Teorisi
e. Anlam Teorileri
2. Düşünce Dili Hipotezi İçin Argümanlar
a. Türünün Tek Örneği (The Only Game in Town)
b. Üretkenlik (Productivity)
c. Sistematiklik (Systematicity)
d. Çıkarımsal Tutarlılık (Inferential Coherence)
3. Problemler ve İtirazlar
a. Bireyselleştirme Sembolleri (Individuating Symbols)
b. Düşüncenin Bağlam Temelli Özellikleri (Context-Dependent Properties of Thought)
c. Zihinsel İmgeler (Mental Images)
d. Zihinsel Haritalar (Mental Maps)
e. Bağlantıcı Ağlar (Connectionist Networks)
f. Analog ve Dijital Temsil (Analog and Digital Representation)
4. Kaynakça ve İleri Okuma
1. Düşünce Dili Hipotezi
a. Birleşimsel Sözdizimi ve Bileşimsel Anlambilim
Düşünce dili hipotezi, zihinsel temsilin dilsel bir yapısı olduğu iddiasıdır. Bir temsil sistemi, birleşimsel sözdizimi (combinatorial syntax) ve bileşimsel anlambilim (compositional semantics) bulundurması halinde dilsel bir yapıya sahiptir (dilsel yapılanmanın bu açıklaması için bakınız [1]).
Bir temsil sistemi;
(i) atomik temsil (atomic representation) ve bileşik temsil (compound representation) olmak üzere iki tür temsil bulundurması ve
(ii) bileşik temsilin bileşenlerinin bileşik veya atomik olması halinde birleşimsel sözdizimi bulundurur.
Bir temsil sistemi,
(iii) bir temsilin anlamsal içeriğinin; onun sözdizimsel bileşenlerinin anlamsal içeriğinin, genel temsil yapısının ve genel yapı içindeki bileşenlerin düzenlenmesinin bir işlevi olması halinde bileşimsel anlambilim bulundurur.
Biçimsel diller hem birleşimsel sözdizimi hem de bileşimsel anlambilime sahip dillere verilebilecek iyi örneklerdir. Örneğin, tümcesel (sentential) mantık (önermeler [propositional] mantığı) basit bildirim ifade eden cümleleri temsil etmek için (genellikle büyük harfler “A”, “B”, “C”…) semboller ve mantıksal bağlantıları temsil etmek için (genellikle ‘ve’ için ‘·’, ‘veya’ için ‘v’, ‘eğer… o zaman…,’ için ‘→ ‘ vb.) semboller bulundurur. Böylece; “A”, “Gail uzundur” cümlesinin; “B”, “Alan keldir” cümlesinin ve “C”, “Amanda komiktir” cümlesinin atomik temsili olabilir. Bu durumda, “(A · B) v C” gösterimi, “Ya Gail uzundur ve Alan keldir ya da Amanda komiktir” cümlesinin bileşik temsilidir. Bu bileşik temsilin bileşenleri: “(A · B)” bileşik temsili ve “C” atomik temsilidir. Kısaca, tümcesel mantık hem atomik hem de bileşik temsili bulundurur ve bu bileşik temsilin bileşenlerinin kendileri atomik veya bileşiktir. Böylece, birleşimsel sözdizimini bulundurmuş olur.
Buna ek olarak, (genellikle doğruluk değeri-DOĞRU veya YANLIŞ- olarak ele alınan) tümcesel mantık dahilindeki bir temsilin anlamsal içeriği, genel yapı ve temsilin düzenlenmesiyle ve birlikte sözdizimsel bileşenlerin içeriğinin bir işlevidir. Örneğin, “A”nın doğruluk değerinin YANLIŞ veya “B”nin doğruluk değerinin DOĞRU olması halinde “A → B” formundaki bir temsilin doğruluk değeri DOĞRU’dur. Parçaların düzeninin değiştirilmesi (B → A), genel yapının değiştirilmesi (A · B) veya elemanların değiştirilmesi (A → C) halinde bütünün doğruluk değeri de değişecektir. Bu sebeple, temsilin aynı zamanda bileşimsel bir anlambilim bulundurduğu söylenebilir.
Düşünce dili hipotezi, zihinsel temsilin hem birleşimsel sözdizimi hem de bileşimsel anlambilim bulundurduğu fikrine denk düşmektedir. Bu fikir, düşüncelerin, (“düşünce dili” veya sıklıkla “mentalense” olarak ifade edilen) biçimsel zihin dilinde gerçekleştiğidir. Çoğunlukla, “düşünceler aslında kafadaki cümlelerdir” iddiası olarak kalıplaştırılır. Tezin bu şekilde açıklanması hem faydalı hem de yanıltıcı olabilir.
İlk olarak, cümlelerin birçok farklı türde araç yoluyla uygulanabileceğini ve doğal dilde yazılabileceğini veya herhangi bir sembolik dilde kodlanabileceğini belirtmek önemlidir. Örneğin bunlar; kâğıda yazılmış, taşa kazınmış veya bir dizi elektrik anahtarının çeşitli konumlarında kodlanmış olabilir. İngilizce, Fransızca, birinci derece mantık veya Mors Alfabesi ile yazılmış olabilir. Düşünce dili hipotezi, üst seviye soyutlama seviyesinde beynin, bir biçimsel dilin cümlelerini kodlayan olarak doğru bir şekilde tarif edilebileceğini iddia eder.
İkinci olarak, düşünce dili hipotezinin varsaydığı sembolik dilin, konuşulan herhangi spesifik bir dil değil, insan düşüncesindeki genel dilsel yapı olduğunu belirtmek de bir o kadar önemlidir. Fodor [2]’un düşünce dili hipotezi ile ilgili orijinal argümanının bir bölümü, konuşulan bir dili öğrenmenin halihazırda içsel bir zihinsel dile sahip olmayı gerektirdiği ve bunun türün tüm üyelerinde ortak olduğudur.
Üçüncü olarak, farz edilen dilin düşünen özne için içsel olarak erişebilir olması uygun olarak düşünülmemiştir. Başka bir deyişle, düşünürler, düşünürken olup bitenlerin (örneğin “zihin gözünde” görülebilecek olan görseller, kelimeler vb.) çoğuna erişebiliyorken, düşünce dili bunlar kadar “görünür” değildir. Daha doğrusu, düşünür tarafından erişilebilir olan süreç sırasında ve bunun “arka planında” beyin tarafından işlenmiş ve simgelenmiş olan temsiller olarak düşünülebilir. (Ancak, içsel olarak erişilemiyor olmamaları, davranışın üretiminde nedensel bir etkilerinin olmadığı anlamına gelmemektedir. Tam tersine, bu teori rasyonel davranışın üretimini açıklamak içinse, mutlaka bir etkiye sahip olmalıdırlar.)
Düşünce dili hipotezini kafanın içindeki cümleler fikri olarak kalıplaştırmak eğer; düşünür tarafından erişilebilir olmayan, beynin işleyişinde kodlamış ve tür çapında genel bir biçimsel dilin cümleleri olarak doğru uygun bir şekilde anlaşılacaksa kullanışlı olabilir.
b. Nedensel-Sözdizimsel İşlemler Olarak Zihinsel İşlemler
Birleşimsel sözdizimi ve bileşimsel anlambilime sahip temsil sistemleri, her halükârda bu sistemlerinin anlamlarındaki kısıtlılıklara itibar edecek temsil sistemlerinin sözdizimleri üzerinden tanımlanması işlemlerine imkân vermesinden dolayı oldukça önemlidir. Örneğin, tümcesel mantık çıkarımının standart kuralları- modus ponens gibi, ‘A É B’ formunun bir temsilinden ‘A’ formunun bir temsili ve ‘B’ formunun bir temsiliyle birlikte çıkarım yapmaya olanak sağlayan kurallar- temsillerin sözdizimleri üzerinden tanımlanırlar. Bununla birlikte, kurallar takip eden anlamsal kısıtlılığa itibar etmektedir: gerçek öncülleri verildiği takdirde, bunların doğru uygulanması sadece doğru sonuçlar doğuracaktır.
Buna ek olarak, temsillerin sözdizimi üzerinden tanımlanmış işlemler (processes), nedensel işlemler olarak fiziksel sistemlere uygulanabilir. Böylece hem birleşimsel sözdizimi hem de bileşimsel anlambilim bulunduran temsil sistemleri, uygulanan temsil sisteminin anlamsal kısıtlılıklarına itibar edecek şekilde davranan fiziksel sistemlerin yapılandırılmasına olanak sağlar. Yani, rasyonel olarak “düşünen” makinelerin yapılmasına olanak sağlar. Modern dijital bilgisayarlar bu tür makinelerdir: dilsel olarak yapılandırılmış sistemler ve bu sistemlerin sözdizimleri üzerinden tanımlanmış, nedensel işlemler olarak uygulanmış işlemler bulundururlar.
Düşünce dili hipotezinin zihinsel temsillerin hem birleşimsel sözdizimi hem de bileşimsel anlambilime sahip olduğu iddiası olması; zihinsel işlemlerin, zihinsel temsillerin anlamsal kısıtlılıklarına itibar edecek şekilde bu temsillerin sözdizimi üzerinden tanımlanmış nedensel işlemler olduğu şeklindeki ileri bir iddiaya olanak sağlar [2] [1]. Getirilen bu ileri iddia zihinsel işlemlerin nedensel-sözdizimsel teorisidir (causal-syntactic theory of mental processes/ CSMP). Düşünce dili hipotezi ve zihinsel işlemlerin nedensel-sözdizimsel teorisi birlikte, tıpkı dijital bir bilgisayar gibi, beynin temsillerin sözdizimine duyarlı olacak şekilde dilsel olarak yapılandırılmış temsilleri işlediğini öne sürerler. Doğrusu, dijital bilgisayarların geliştirilmesi hesaplamalı zihin teorisine ilham vermiştir. Bu konu daha detaylı bir biçimde ilerde tartışılacaktır.
c. Temsili Zihin Teorisi (RTM) ve Önermesel Tutumlar
Düşünce dili hipotezi, temsili zihin teorisinin bir özelliğidir. Temsili zihin teorisi, sağduyulu zihinsel durumların; inanma, arzulama, umma, dileme ve korkma gibi önermesel tutumların (propositional attitudes), özne ve zihinsel temsil arasındaki ilişkiler olduğu tezidir. Temsili zihin teorisine göre, bir önermesel tutum, içeriğini düşünenin ilişkili olduğu temsilin içeriğinden devralır. Örneğin; Angie, ancak ve ancak Angie ve David çikolata çaldı içerikli bir zihinsel temsil arasında bir inanç ilişkisi olması halinde David’in bir çikolata çaldığına inanır. Bu durumda, ‘φ’ bir önermesel tutum, “p” bu önermesel tutumun içeriği olacak şekilde, temsili zihin teorisinin teknik tercümesi şu şekildedir:
(R1) Ancak ve ancak bir R φ ilişkisi ve S’nin R φ’yi P’ye taşıyan bir P zihinsel temsili varsa ve P buradaki p anlamında ise bir S φ öznesi p’dir.
Temsili zihin teorisine göre, Angie’nin David’in çikolata çaldığına inanması ve David’in çikolata çaldığını umması arasındaki fark, onun David çikolata çaldı içerikli aynı temsil arasındaki farklı ilişkilerdendir. Bu durumda, (R1) bir şemadır. Spesifik önermesel tutumlar için, şemada ‘φ’ yerine tutumun adı geçecektir. Örneğin, inanç durumu şu şekildedir:
(R1B) Bir S öznesi, ancak ve ancak bir Rinanç ilişkisi ve Rinanç’yi P’ye taşıyan bir P zihin temsili varsa ve P buradaki p anlamında ise p’ye inanır.
Temsili zihin teorisi, önermesel tutumların organizmaların gerçek durumları olduğu ve özellikle olgun bir psikolojinin, davranışın açıklanmasında bu tür durumlara referans yapacağı görüşü olan yönelimsel gerçekliğin (intentional realism) bir türüdür. Bu konudaki bir tartışma için bakınız [3] [4] [5]. Temsili zihin teorisinin önemli bir özelliği, bir önermesel tutumun (özellikle bir inancın) doğruluğu ve yanlışlığı arasındaki farka dair bir açıklama sağlayabilmesidir. Bu açıklamada, bir inancın doğruluğu veya yanlışlığı ilgili temsilin doğruluğu veya yanlışlığından devredilir. Eğer, David çikolata çalmadığı halde, Angie ve David çikolaya çaldı içerikli temsil arasındaki inanç ilişkisi devam ederse bu durumda Angie yanlış inanca sahip olmuş olur. Bu açıklama aynı zamanda; bir öznenin bir isimle bilinen bir nesnenin bazı özelliklere sahip olduğuna inanırken, aynı nesnenin farklı bir isimle bilinmesi durumunda aynı özelliklere sahip olduğuna inanma konusunda başarısız olması olan “Frege durumları”na (Frege cases) dair bir yorum sağlar (bakınız [6]).
d. Hesaplamalı Zihin Teorisi
Temsili zihin teorisi, düşünce dili hipotezi ve zihinsel işlemlerin nedensel-sözdizimsel teorisi bir yandan modern mantığın gelişiminden ve özellikle mantıksal çıkarımın biçimselleştirilmesinden (yani, sözdizimine duyarlı ama anlamsal kısıtlılıklara itibar eden çıkarımların gelişiminden) ilham almıştır. Diğer bir taraftan, Alan Turing’in, biçimsel prosedürlerin mekanize edilebileceğini ve böylece fiziksel makinelerde nedensel işlemler olarak uygulanabileceğini gösteren çalışmasından ilham almıştır. Bu iki gelişme modern dijital bilgisayarın gelişimine yol açmıştır ve Turing [7] bu tür bir makinenin (teletip makinesi aracılığıyla) diyaloğa dayalı davranışının bir insanınkinden ayırt edilemeyeceğini ve böylece bu makinenin düşünen bir makine olacağını iddia etmiştir. Temsili zihin teorisi, düşünce dili hipotezi ve zihinsel işlemlerin nedensel-sözdizimsel teorisinin kombinasyonu bir bakıma bu son iddianın zıttıdır. Bu iddia, zihnin bir bilgisayar olduğu ve düşünmenin de hesaplamalı bir süreç olduğu fikridir. Bu şekilde, bu tezlerin kombinasyonu Hesaplamalı Zihin Teorisi (the Computational Theory of Mind/CTM) olarak bilinir hale gelmiştir.
Hesaplamalı zihin teorisinin önemi iki yönlüdür. İlki, düşünmenin dilsel olarak yapılandırılmış temsilleri içeren hesaplamasal işlemler olduğu fikri bilişsel bilim için asli öneme sahip olmasıdır. Yapay zekâ çalışmalarının temelleri arasında yer alır ve hala dijital bilgisayarın beyin için en iyi model olup olmadığına dair tartışma devam ediyor olsa da (aşağıda), birçok araştırmacı hala dilsel temsilin düşüncenin temel bileşeni olduğunu varsaymaktadır.
İkincisi, hesaplamalı zihin teorisinin, bir fiziksel objenin (özellikle beynin) nasıl rasyonel düşünce ve davranış üretebileceğine dair bir açıklama ortaya koymasıdır. Cevap, bunu rasyonel işlemleri nedensel işlemler olarak uygulayarak yapıyor olmasıdır. Bu cevap, (en ünlüsü Descartes olan) bazı filozofların inandıkları, insan rasyonalitesinin açıklamasının fiziksel varlığın ötesinde bir varsayım gerektirdiği inancına bir yanıt sağlar. Yani, düalizme bir yanıt sağlar (bkz. [8] ve “Descartes’in meydan okumasına” bir çözüm olarak hesaplamalı zihin teorisi tartışması için bkz. [9]). Bu nedenle, zihin felsefesinde oldukça önemli bir gelişme olarak yerini alır.
e. Anlam Teorileri
Rasyonaliteyi tamamen fiziksel koşullar dahilinde açıklamak doğallaştırılmış zihin teorisinin (naturalized theory of mind) bir görevidir. Yönelimselliği (intentionality) (zihinsel temsillerin anlamını veya “hakkındalığını”) tamamen fiziksel koşullar dahilinde açıklamak, doğallaştırılmış zihin teorisinin bir öncekiyle ilişkili fakat bundan farklı bir görevidir. Herkesçe bilindiği üzere; Brentano [10], Descartes’ın rasyonalitenin fiziksel koşullarda açıklanamayacağına inandığı gibi, yönelimselliğin fiziksel koşullarda açıklanamayacağını düşünmekteydi (“Brentano’nun meydan okuması”na bir çözüm olarak hesaplamalı zihin teorisi için bkz. [9]).
Yine de hesaplamalı zihin teorisi, kendine yönelimselliğin fizikalist bir açıklamasını sağlayabilmiştir. Burada iki genel açıklama bulunmaktadır. İçselci (internalist) açıklama, anlamı özenenin dışında kalan herhangi bir obje veya özelliğe değinmeden açıklar. Örneğin, kavramsal (conceptual) rol teorileri (bkz. örneğin [11]) zihinsel temsillerin anlamını, sistemdeki diğer temsillerle olan ilişkileri açısından açıklar. Dışsalcı (externalist) açıklama, bariz bir şekilde, zihinsel temsillerin anlamını düşünenin çevresine bağlar. Örneğin, nedensel (causal) teoriler (bkz. örneğin [12]) anlamı, çevresel özelliklerin ve zihinsel temsillerin arasındaki nedensel düzenlilik bakımından açıklar.
Fodor [13], anlamın bir tür nedensel teorisi olan ve özellikle nedensel teorilerin ana problemlerinden olan ayrıklığı (disjunction) ele alması amacıyla “asimetrik nedensel teorisi”ni (asymmetric dependency theory) ortaya koymuştur. Anlamın nedensel teorileri için problem, görünüşte bariz olan; bazı zihinsel temsillere, temsil etmedikleri objelerin neden olduğu gerçeğinden ortaya çıkmaktadır. Örneğin, geç bir saatte, bir kişi kolaylıkla bir ineği at ile karıştırabilir; başka bir deyişle, bir inek at anlamına gelen bir zihinsel temsilin işareti olabilir. Fakat ya, nedensel teorilerde olduğu gibi, bir temsilin anlamı bu temsile sebep olan obje veya objeler tarafından belirleniyorsa bu durumda bu tür bir temsilin anlamı at değil, daha ziyade at veya inek (bu tür bir temsil bazı durumlarda ineklerden bazı durumlardan atlardan kaynaklandığından dolayı) olurdu.
Fodor’un çözümü, bu tür temsillerin, bazı durumlarda ineklerden kaynaklanması genelde atlardan kaynaklandığı gerçeğine bağlı olduğundan dolayı, at veya inek anlamı değil sadece at anlamı taşımasını önermektir. Yani, eğer temsil atlardan kaynaklanmadıysa bu durumda bazı durumlarda inekler de kaynaklanmayacaktır. Fakat bu nedensellik asimetriktir: eğer temsil hiçbir zaman ineklerden kaynaklanmadıysa, bu durumda yine de atlardan kaynaklanabilmektedir. Hesaplamalı zihin teorisi ve düşünce dili hipotezi özellikle, Fodor’un açıklamasına bağlanmamalıdır. Yukarıdaki tüm örneklerin anlamı fiziksel koşullarda açıkladığı gibi, başarılı bir hesaplamalı zihin teorisinin bunlardan herhangi birinin başarılı bir versiyonuyla bileşimi, zihnin en önemli iki genel özelliği olan rasyonalite (rationality) ve yönelimselliğin (intentionality) tamamen fiziksel bir açıklamasını ortaya çıkarır.
2. Düşünce Dili Hipotezi İçin Argümanlar
Düşünce dili hipotezi bu durumda, zihinsel temsillerin birleşimsel sözdizimi ve bileşimsel anlambilim bulundurduğu- yani, zihinsel temsillerin bir zihin dilindeki cümleler olduğu iddiasıdır. Bu bölüm düşünce dili hipotezi için dört ana argümanı ortaya koymaktadır. Fodor [2], düşünce dili hipotezinin mümkün olan tüm psikolojik modeller tarafından varsayıldığını öne sürmüştür. Fodor ve Pylyshyn [1], düşünmenin üretkenlik, sistematiklik ve çıkarımsal tutarlılık özelliklerini barındırdığını ve bu özelliklere getirebilecek en iyi açıklamanın dilsel olarak yapılandırılmış bir temsil sistemi olduğunu iddia etmiştir.
a. Türünün Tek Örneği
Fodor’un [2] düşünce dili hipotezi için argümanı, biliş için “makul sayılabilecek” modellerin hesaplamalı modeller olduğu iddiasından gelişmiştir. Hesaplamalı modellerin bir temsil aracı varsayması, özellikle dilsel bir araç varsayması ve “makul sayılabilecek teorilerin hiç teori olamamasından iyi” olmasından dolayı Fodor, düşünce dili hipotezine “geçici olarak bağlı” olduğumuzu iddia etmiştir. Kısaca, bu argüman dilsel bir yapıya sahip içsel temsilleri varsayan rasyonel davranışın açıklanmasında türünün tek örneğidir.
Dolayısıyla, bağlantıcı ağların — dilsel biçimli temsil varsaymayan hesaplamalı sistemler- gelişimi bu argümana ciddi bir itiraz ortaya koyar. 1980’lerde, zeki davranışın bağlantıcı ağlara başvurarak açıklanabileceği fikri popülerlik kazanmış ve Fodor ve Pylyshyn [1] deneysel gerçeklere dayanarak, böyle bir açıklamanın işe yaramadığını ve dilsel hesaplamanın artık tek makul açıklama olmasa bile hala rasyonel davranışın açıklanmasında türünün tek örneği olduğunu iddia etmiştir. Argümanları, düşüncenin üretken, sistematik ve çıkarımsal olarak tutarlı olduğu iddiasına dayanmaktadır.
b. Üretkenlik
Üretkenlik, eğer bir sistem prensipte sonsuz sayıda farklı temsiller üretme kabiliyetindeyse temsiller sisteminin bir özelliğidir. Örneğin, tümcesel mantık genellikle, her birinin özgün atomik temsil olduğu sonsuz sayıda cümle harfine (A, B, C, …) olanak sağlar. Dolayısıyla bu sistem üretkendir. Öte yandan, bir trafik lambası sadece üç atomik temsile (“kırmızı”, “sarı”, “yeşil”) sahiptir. Bu sistem üretken değildir. Sistemlerin içindeki üretkenlik, bu temsillerin uzunluğunda herhangi bir sınır olmaksızın bileşik temsiller oluşturmak üzere bir araya geldiği sürece sonlu sayıda atomik temsille sağlanabilir. Buna verilebilecek üç örnek şu şekildedir: A, A → B ve ((A → B) · A) →B. Yani üretkenlik, birleşimsel sözdizimi ve bileşimsel anlambilim kullanılarak sonlu araçlarla elde edilebilir.
Fodor ve Pylyshyn [1] zihinsel temsilin üretken olduğunu iddia etmiş ve varlığına ilişkin en iyi açıklamasının, onun birleşimsel sözdizimi ve bileşimsel anlambilime sahip bir sistem içinde bulunması olduğunu göstermiştir. İlk olarak doğal dilin üretken olduğunu öne sürmüşlerdir. Örneğin, İngilizce sonlu sayıda kelime içerir, ama cümlelerin uzunluğunda herhangi bir üst sınır bulunmadığından dolayı, kurulabilecek özgün cümlelerin sayısında da bir üst sınır yoktur. Daha belirgin olarak, yetkin bir konuşmacının cümle kurma kapasitesinin üretken olduğunu, yani yetkin bir konuşmacının sonsuz sayıda özgün cümle kurabileceğini öne sürmüşlerdir. Tabii ki, bu prensipte bir sorundur. Herhangi bir konuşmacı belirli bir sonlu sayıdan daha fazla özgün cümle kuramayacaktır. Buna rağmen, Fodor ve Pylyshyn bu sınırlılığın (zaman gibi) sonlu miktarda kaynağa sahip olmaktan kaynaklandığını ileri sürmektedir.
Argüman, bir dilin yetkin konuşmacılarının sonsuz sayıda benzersiz cümle oluşturabilmesi gibi, aynı zamanda sonsuz sayıda benzersiz cümleyi de anlayabileceklerini belirterek ilerler. Fodor ve Pylyshyn konuya ilişkin şunları yazmıştır:
Bir sistemin kodlayabileceği belirsiz sayıda çok önerme bulunur. Ancak, bu sınırsız ifade gücü muhtemel olarak sonlu araçlarla elde edilebilmelidir. Bunu yapabilmenin yolu, temsiller sistemini genel bir kümeye ait ifadeler içeriyormuş gibi ele almaktır. Daha detaylı olarak, bir sistem ve ifade ettiği önerme arasındaki haberleşme, birçok durumda keyfi olarak, ifadenin bölümleri ve önermenin bölümleri arasından tekrar tekrar inşa edilmektedir. Fakat tabi ki, bu strateji ancak sınırsız sayıda ifadenin atomik olmamasıyla işletilebilir. Öyleyse, dilsel (ve zihinsel) temsiller [birleşimsel sözdizimi ve bileşimsel anlambilim bulunduran sistemler] oluşturmalıdır (1988, 33).
Kısaca, insanlar sonsuz sayıda özgün düşünce tasarlayabilirler. Ancak insanlar sonlu canlılar olduğundan dolayı, sonsuz sayıda özgün atomik zihinsel temsil bulunduramazlar. Bu sebeple, sadece sonlu atomik parçalarla sonsuz sayıda düşünce üretebilecek bir sisteme sahip olmaları gerekir. Bunu yapabilecek tek sistem, birleşimsel sözdizimi ve bileşimsel anlambilim bulunduran sistemlerdir. Dolayısıyla zihinsel temsil sisteminin bu özellikleri bulundurması gerekmektedir.
c. Sistematiklik
Sistematiklik, bir temsil sisteminin belirli önermeleri ifade etme yeteneği, sistemin diğer belirli önermeleri ifade etme yeteneği ile özünde ilişkili olduğunda sahip olduğu özelliktir (burada bir önermeyi ifade edebilme yeteneği yalnızca, içeriği bu önerme olan bir temsili belirtebilme yeteneğidir). Örneğin; tümcesel mantık, Bill sıkıcıdır ve Fred komiktir ve Fred komiktir ve Bill sıkıcıdır önermeleri bakımından, ilk önerme ancak ve ancak ikinci önerme de ifade edilebildiğinde söylenebileceğinden dolayı sistematiktir. Üretkenlikteki argümanlarına benzer şekilde, Fodor ve Pylyshyn [1], düşüncenin çoğunlukla sistematik olduğunu ve bunun varlığına ilişkin en iyi açıklamanın, zihinsel temsillerin birleşimsel sözdizimi ve bileşimsel anlambilim bulundurması halinde yapılabileceğini öne sürmüşlerdir.
Argüman, iki önermenin bir temsil sistemi içinde sistematik olarak ilişkili olmasının tek açıklamasının, sistem içindeki bu önermelerin ifadelerinin aynı genel yapıya ve aynı bileşenlere sahip olup, yalnızca yapı içindeki parçaların düzenlenmesi ve içeriğinin; yapı, parçalar ve yapı içindeki parçaların düzenlenmesi tarafından belirlenmesi konusunda farklılık gösteren bileşik temsiller olduğu iddiasına dayanmaktadır. Dolayısıyla, Bill sıkıcıdır ve Fred komiktir ve Fred komiktir ve Bill sıkıcıdır önermelerinin tümcesel mantık içinde sistematik olarak ilişkili olmasının sebebi, ilk önermenin temsilinin “B · F” ve ikinci önermenin temsilinin “F · B” olmasıdır. Yani her ikisi de bağlaçtır, aynı içeriğe sahiptir, yalnızca yapı içindeki içeriklerin düzenlenmesi ve her birinin içeriğinin yapıları, parçaları ve yapı içindeki parçaların düzenlenmesi tarafından belirlenmesi konusunda farklılık gösterirler. Fakat argüman, aynı içerik parçalarını bulunduran ve içeriği, yapısı, parçaları ve parçaların yapı içindeki düzenlenmesi tarafından belirlenen birçok bileşik temsil bulunduran herhangi bir temsil sisteminin birleşimsel sözdizimi ve bileşimsel anlambilim bulunduran bir sistem olduğu iddiasıyla devam eder. Bundan dolayı, sistematiklik dilsel olarak yapılandırılmış temsilleri garanti etmektedir.
Fodor ve Pylyshyn, düşüncenin çoğunlukla sistematik olması halinde dilsel olarak yapılandırılmış olması gerektiğini iddia etmiştir. John Mary’yi seviyor önermesini kabul edebilen herhangi birinin, Mary John’u seviyor önermesini de kabul edebileceğine işaret ederek, çoğunlukla bu şekilde olduğunu savunmuşlardır. Bunu açıklayan şey ise, altta yatan temsillerin bileşik olması, aynı parçalara sahip olması ve içeriğinin parçalar ve parçaların yapı içinde düzenlenmesi tarafından belirleniyor olmasıdır. Fakat zaten bu önermeleri kabul etme yetisinin altında yatan şey ise dilsel olarak yapılandırılmış bir temsil sistemidir. (Dilin ve muhtemelen düşüncenin sistematik olmadığı argümanı için bkz. [14]).
d. Çıkarımsal Tutarlılık
Bir sistem, belirli bir mantıksal çıkarım bakımından, eğer bu türün örneği bir veya birden çok spesifik çıkarımda bulunabildiği, bu türde herhangi bir spesifik çıkarım yapabildiği farz edilirse çıkarımsal olarak tutarlıdır. Örneğin; A, Emily Scranton’dadır ve Judy NewYork’tadır önermesi olsun ve B, Emily Scranton’dadır önermesi olsun. Burada A bir mantıksal bağlaç ve B birinci bağlaçtır. A’dan B’ye çıkarım yapabilen bir sistem, en azından bir durumda, iki bağlaçlı bir bağlaçtan birinci bağlacın çıkarımını yapabilen bir sistemdir. Bir sistem aynı tür çıkarımın diğer örnekleri verildiğinde aynısını yapabilir veya yapamayabilir. Bill sıkıcıdır ve Fred komiktir önermesinden, örneğin, Bill sıkıcıdır çıkarımını yapamayabilir. Eğer önermenin içeriğinden bağımsız olarak bir mantıksal bağlaçtan birinci bağlacın çıkarımını yapabiliyorsa, bu durumda, bu tip çıkarım, bağlamında çıkarımsal olarak tutarlıdır. Üretkenlik ve sistematiklikte olduğu gibi, Fodor ve Pylyshyn çıkarımsal tutarlılığın, en iyi şekilde zihinsel temsilin dilsel olarak yapılandırılmış olduğu hipoteziyle açıklanabilen düşüncenin bir özelliği olduğuna dikkat çekmiştir.
Buradaki argüman, belirli bir tipteki çıkarım bağlamında çıkarımsal tutarlığın, ilgili temsillerin sözdizimsel yapısının temsil edilen önermelerin anlamsal yapısını yansıtıyor olması halinde en iyi şekilde açıklanabileceğidir. Örneğin, eğer tüm mantıksal bağlaçlar sözdizimsel bağlaçlar tarafından temsil edilir ve eğer sistem bu tür temsillerden birinci bağlacı ayırt edebilirse bu durumda örneğin, Emily Scranton’dadır ve Judy New York’tadır önermesinden Emily Scranton’dadır çıkarımını ve aynı zamanda Bill sıkıcıdır ve Fred komiktir önermesinden Bill sıkıcıdır çıkarımını yapabilir. Böylelikle, bu tip çıkarımlar bakımından çıkarımsal olarak tutarlı olacaktır. Eğer tüm temsillerin sözdizimsel yapısı temsil edilen önermelerin mantıksal yapısıyla eşleşirse ve eğer sistem bu temsilleri işlemek için genel kurallara sahipse bu durumda sistem, yürütebileceği her tip çıkarım bakımından çıkarımsal olarak tutarlı olacaktır.
Bununla birlikte, sözdizimsel yapısı temsil ettikleri önermelerin mantıksal yapısını yansıtan temsiller birleşimsel sözdizimi ve bileşimsel anlambilime sahip temsillerdir: Bunlar dilsel olarak yapılandırılmış temsillerdir. Böylece, eğer düşünce çıkarımsal olarak tutarlı ise bu durumda, zihinsel temsil dilsel olarak yapılandırılmıştır. Ve Fodor ve Pylyshyn şunu iddia etmektedir:
Örneğin, John ve Mary ve Susan ve Sally mağazaya gitti, John ve Mary mağazaya gitti önermelerinden John mağazaya gitti önermesini çıkarmaya hazır, ama John ve Mary ve Susan mağazaya gitti önermesinden bu çıkarımı yapamayan zihinler elde edemezsiniz. [Dilsel olarak yapılandırılmış temsiller] göz önüne alındığında, bu tür zihinleri elde edemeyeceğiniz bir gerçektir (1998, 48).
Kısaca, insan düşüncesi çıkarımsal olarak tutarlıdır. Çıkarımsal tutarlılığın herhangi bir örneği en iyi şekilde dilsel olarak yapılandırılmış temsillere başvurularak açıklanabilir. Bu sebeple, insan düşüncesindeki çıkarımsal tutarlılık en iyi şekilde dilsel olarak yapılandırılmış temsillere başvurularak açıklanır.
3. Problemler ve İtirazlar
Düşünce dili hipotezi için önemli problemler ve itirazlar vardır. İlki, en azından düşünce dili hipotezi tamamen doğallaştırılmış bir zihin kuramının bir parçası olduğu sürece veya bireyler arasında değişen psikolojik genellemelerin yapılabileceği bir çerçeve sağladığı sürece, çözülemediği takdirde düşünce dili hipotezi için ölümcül olabilecek, düşünce dili sembollerinin bireyselleştirilmesi sorunudur. İkincisi, düşüncenin hesaplamasal bir işlem olması halinde var olmaması gereken, düşüncenin bağlam temelli (context-dependent) açıklanması problemidir. Üçüncüsü, modern bilişsel bilimin, bazı düşüncelerin dilsel bir yapıya sahip olmayan zihinsel imgelerde gerçekleştiğini ortaya koymasıdır. Dördüncüsü; sistematikliğin, üretkenliğin ve çıkarımsal tutarlılığın (haritalar gibi) dilsel biçim bulundurmayan temsil sistemlerinde açıklanabilir olması, dolayısıyla bu özelliklerden yola çıkan argümanların düşünce dili hipotezini kanıtlamıyor olmasıdır. Beşincisi, dilsel temsil bulundurmayan hesaplamalı sistemler olan bağlantıcı ağların (connectionist network), klasik dijital bilgisayarlara göre insan beyninin biyolojik olarak daha gerçekçi bir modelini sağladığı argümanıdır. Son bölüm kısaca, beynin en iyi şekilde analog mu yoksa dijital makine mi olarak görüldüğü sorusunu gündeme getirmektedir.
a. Bireyselleştirme Sembolleri
Düşünce dili hipotezi ile ilgili önemli ve zor problemlerden biri, düşünce dilindeki basit sembollerin, atomik temsillerin bireyselleştirilmesidir. Bunu yapabilmek için üç olasılık vardır: sembolün anlamı bakımından, sembolün sözdizimi bakımından (sözdizimsel türün beyin-hali [brain-state] olarak ele alındığı durumlarda), sembolün hesaplamasal rolü bakımından (örneğin, sembolün diğer sembollerle ve davranışla nedensel ilişkisi).
Bazı yazarlar [15] [16] bu problemin düşünce dili hipotezi için ölümcül olabileceğini öne sürmektedir. Schneider [16], (şu ana kadar) yukarıda belirtilen önerilerin, sembollerin düşünce dili hipotezi içinde oynaması gereken rol ile uyuşmadığını ileri sürmüştür. Özellikle, sembolleri bireyselleştirmek için anlama başvurmak, yönelimselliği tamamen fiziksel terimlere indirgemez ve bu nedenle tamamen doğallaştırılmış bir zihin felsefesine karşısında yer alır. Sözdiziminin bir beyin hali olarak ele alınması, zihin temsili için tip özdeşliği (type-identity) teorisi anlamına gelir ve dolayısıyla zihinsel hallerin (mental states) genel tip özdeşliğinin karşılaştığı sorunlara eğilimli olur. Ve hesaplamalı role başvurmak, herhangi iki birey aynı hesaplamalı role sahip sembolleri bulundurmayacağından dolayı kavramların bireyler tarafından nasıl paylaşılabileceğine dair bir açıklamayı imkânsız kılar. Buna ek olarak, kavramların nasıl paylaşılabileceğini açıklamaktaki bir başarısızlık, bireyler arasında değişen doğru psikolojik genellemelerin ifade edilebilmesini imkânsız kılar. Bu soruna önerilen bir çözüm için bakınız [17].
b. Düşüncenin Bağlam Temelli Özellikleri
İlginçtir ki, Fodor’un kendisi düşünce dili hipotezinin (ve daha genelde hesaplamalı zihin teorisinin) bilişin küçük bir bölümüyle ilgili bir tez olarak görülmesi gerektiğini öne sürmüştür. Fodor’un görüşüne göre, teorinin tamamlanması halinde bile, bize düşüncenin doğasına dair bütün resmi sunmayacaktır (bkz. [18]). Bu sonuca yönelik başlıca argümanı, hesaplamanın sadece ilgili temsillerin sözdizimlerine duyarlı olmasıdır; yani eğer düşünme bir hesaplamaysa sadece zihinsel temsillerin sözdizimlerine duyarlı olmalıdır, ancak çoğu durumda bu şekilde olmadığı görülmektedir. Daha spesifik olarak, bir temsilin sözdizimi bağlamdan bağımsızdır (context-independent), fakat düşünceler sıklıkla bağlam temelli (context-dependent) özelliklere sahiptir.
Örneğin, yağmur yağıyor düşüncesi, kurak bir dönem bağlamında, bu iyi, bahçenin buna ihtiyacı vardı düşüncesini harekete geçirebilirken; doğa yürüyüşü bağlamında, belki geri dönsek daha iyi olur düşüncesini harekete geçirebilir. Ancak düşünce dili hipotezine göre, yağmur yağıyor düşüncesinin sözdizimi her iki bağlamda da aynıdır ve zihinsel süreçlerin nedensel-sözdizimsel teorisine göre, bu düşünceyi içeren herhangi bir hesaplama yalnızca kendi sözdizimine duyarlıdır. Yani, hesaplamalar bu içeriklere duyarlı olmadığı için, bu düşüncenin neden farklı içeriklerde farklı düşünceleri harekete geçirdiğine dair bir açıklama yok gibi görünmektedir. Daha genel olarak, verilen bir düşüncenin birinin düşünme sürecinde oynayacağı rol, kişinin inandığı tüm önermelerin bir işlevidir. Fodor’un terminolojisinde, bir düşüncenin karmaşıklığı bağlamdan bağımsız değildir. Ancak, hesaplamalı zihin teorisi bu şekilde olmasını gerektiriyor gibi görünmektedir. Bu sebeple Fodor’a göre, hesaplamalı seviyede anlaşılamayan çok miktarda bilişsellik vardır. Bunun aslında düşünce dili hipotezi için bir sorun olmadığına dair bir argüman için bakınız [19].
c. Zihinsel İmgeler
1970’ler boyunca, araştırmacılar zihinsel imgeleme ile ilgili bir dizi deney tasarlamışlardır. Birçoğunun ortaya koyduğu genel sonuç, zihinsel imgelemenin dilsel olarak yapılandırılmamış bir tür zihinsel temsil olduğu yönündedir. Daha spesifik olarak, dilsel temsiller bu içeriklerin mantıksal özelliklerine karşılık gelirken, zihinsel imgelerin bölümlerinin, içeriklerinin uzamsal özelliklerine karşılık geldiğine inanılmaktaydı (bkz. [20]).
Oldukça iyi bilinen deneylerinden birinde Kosslyn ve diğerleri [21] deneklerden üzerinde birçok farklı yer ismi bulunan bir haritayı ezberlemelerini istemişlerdir. Sonrasında deneklerden bu haritayı zihinlerinde canlandırarak belirli bir yere odaklanmalarını istemişlerdir. Deneklerden, (i) haritada ismi verilen başka bir konum olup olmadığını söylemelerini ve eğer öyleyse, (ii) odaklandıkları konumdan adı verilen diğer konuma en kısa mesafeyi kat ederken hayali bir siyah noktayı takip etmelerini istemişlerdir (51). Elde edilen sonuç, orijinal konum ve adı verilen diğer konum arasındaki mesafe arttıkça deneklerin cevap verme süresinin de arttığını göstermiştir. Kosslyn ve diğerleri, “imgelerin bölümleri, temsil edilen obje veya objelerin bu bölümlere karşılık gelen bölümlerini tasvir ederler ve imgelenen obje veya objelerin bölümleri arasındaki uzamsal ilişki, bu imgenin karşılığındaki bölümlerin arasındaki uzamsal ilişki tarafından korunur” (1978, 59–60) şeklinde sonuçlandırmışlardır.
Burada deneyin, denekler tarafından iç gözlemsel olarak inceleyebileceği imgeler çağrıştıran zihinsel imgeleri içerirken, bu tartışmanınsa iç gözlemsel olmayan zihinsel temsiller ile ilgili olduğu düşünüldüğü takdirde en iyi şekilde anlaşılacağını not düşmek önemlidir. Düşünce dili hipotezi, iç gözlemsel olmayan bir bilişsel işlevle ilgili bir hipotez olduğundan dolayı, bu hipoteze getirilen anlamlı herhangi bir itirazın aynı şekilde bu işlevle ilgili olması gerekmektedir. Bu sebeple, eğer yukarıdaki ifade doğru ise, en azından düşünce dili hipotezinin kapsamı sınırlandırılmış olur. Ned Block [22] şu şekilde açıklamıştır:
Bilişsel bilimde bilgisayar metaforunun uygulanabilirliği ile görsel/betimsel tartışmasının ilgisi görünür hale gelmelidir. Bilgisayar metaforu doğal olarak betimleyici temsillerle beraber ilerler, ancak temsiller betimsel olmadığında nasıl çalışabileceği hiç de açık değildir (535).
Ancak bazı yazarlar, zihinsel imgelerle ilgili verinin düşünce dili hipotezine karşı tutarlı bir itiraz ortaya koyduğunu inkâr etmiştir. Örneğin Pylyshyn [23], bu verinin dilsel olmayan yapıya sahip temsillerden ziyade, öznesi veya mimari yapısı bir tür “örtük bilgi” bulunduran bir biliş sistemine başvurularak en iyi şekilde açıklanacağını öne sürmüştür. Tye [24], zihinsel imgelerin uzamsal özelliklere sahip olduğu tezinin doğru bir şekilde anlaşılmasının, zihinsel temsilerin dilsel yapıya sahip olduğu iddiasını (açık bir şekilde) zayıflatmayacağını öne sürmüştür. Daha ziyade Tye, zihinsel imgelerin hem dilsel hem dilsel olmayan elementler bulundurduğu iddiası olarak anlaşılması gerektiğini savunmuştur. İmge tartışması üzerine faydalı bir deneme derlemesi için bakınız [25].
d. Zihinsel Haritalar
Düşünce dili hipotezine diğer bir itiraz da dilsel olmayan, üretken, sistematik ve çıkarımsal olarak tutarlı temsil biçimleri bulunduğunu iddia eden filozoflardan gelmiştir. Örneğin, David Braddon-Mitchell ve Frank Jackson [26] haritaların önemli bir örnek olduğunu ileri sürmüşlerdir. Dikkat çekilen nokta; sistemin temsil durumları arasındaki benzerliklerin sistemin hizmet ettiği durumlar arasındaki benzerlikleri yansıtması halinde, ki yeni temsil durumları için, hangi durumları temsil etmeye hizmet ettikleri keşfedilebilir, üretkenlik, sistematiklik ve çıkarımsal tutarlılığın düşüncenin yapılandırılmış olduğunu gösterdiğidir. Şu şekilde ifade etmişlerdir:
İnanılmaz olan, çeşitli [temsili durumları] Ri arasındaki benzerliklerin, hiçbir şekilde [temsil edilen durumlar] Si arasındaki benzerliklere karşılık gelmemesidir; [Si]’nin her birinin temsil ettiği sonlu bir [Ri] kümesi hakkında yeterli bilginin, prensipte, [Si] olarak temsil edilen bazı yeni [Ri] için çalışmayı mümkün kıldığı durumda olmalıdır. R’lerin S’leri temsil etme biçiminin yapılandırıldığını söylemek, belirli bir soyutlama düzeyinde R’ler arasındaki benzerliklerin ve farklılıkların S’ler arasındaki benzerliklere ve farklılıklara karşılık geldiği anlamına gelir ve bu gerçek, S’nin temsil ettiği bazı yeni R’leri kavrama yeteneğimizin altında yatan şeydir (1996, 168–9).
Haritaların sadece bu anlamda yapılandırılmış olduğunu ve bu sebeple üretkenliği ve sistematikliği açıklayabildiğini iddia etmişlerdir (ve muhtemelen aynı şekilde çıkarımsal tutarlılığı da, ama bunu iddia etmiyorlar). Haritanın farklı bölümlerinin farklı şeyleri (şehirler için kırmızı noktalar, nehirler için mavi çizgiler, göller için mavi daireler) temsil etmek için olduğuna dikkat çekmişlerdir. Bu unsurlar göze alındığında, bir haritanın oluşturulabileceği yolların düzenlenmesi konusunda bir sınır yoktur. Braddon-Mitchell ve Jackson şu şekilde açıklamışlardır:
Haritacılık düzenlemeleri; şehirlerin, yüksek basınçlı alanların ve bu düzenlemeler bağlamında çerçevelenmiş bir haritanın temsil edebileceği benzerlerinin olası farklı dağılımlarının sayısı üzerinde bir üst sınır belirlemez. Bir harita oluşturucu, oldukça yeni bir durumu, bir sözcük ya da cümle oluşturucunun yapabildiği kadar kolaylıkla temsil edebilir (1996, 172–3).
Aynı zamanda haritaların sistematik olduğunu şu şekilde ifade etmişlerdir:
Boston’ı New York’un kuzeyi olarak temsil eden bir harita, New York’u Boston’ın kuzeyi olarak temsil edebilecek kaynaklara sahiptir ve New York’u Boston’ın kuzeyi olarak temsil eden bir harita, Boston’ı New York’un kuzeyi olarak gösteren haritanın bir tür yeniden düzenlenmesi olacaktır (1996, 172).
Ancak, haritalar ve dilsel temsiller arasında önemli farklar vardır. İlki, haritaların bölümleri olmasına rağmen atomik bölümlere sahip olmamalarıdır. Braddon-Mitchell ve Jackson’ın da dikkat çektiği gibi,
Haritadan yapabileceğiniz pek çok yapboz vardır, ancak hiç kimse, ancak ve ancak en temel birim olan parçalara sahip olduğunu iddia edemez. Bunun nedeni, haritalar söz konusu olduğunda, doğruluk açısından değerlendirilebilir temsilin doğal bir minimum biriminin olmamasıdır (1996, 171).
İkincisi, haritalar hiçbir zaman sadece tek bir önermeyi ifade etmemeleri bakımından “bilgi yönünden zengin” olmalarıdır. Boston New York’un kuzeyidir önermesini ifade eden herhangi bir harita aynı zamanda New York Boston’ın güneyidir önermesini de ifade etmektedir. Bu fark hakkında düşünmenin bir yolu da, mümkün olan en az sayıda inanca sahip olmaya dayanmaktadır. Örneğin, David Lewis [27], düşünmenin haritaları kullanıyor olması halinde “inanç” kelimesinin uygun bir şekilde çoğul hale getirilip getirilemeyeceğini sorgulamaktadır. Şu şekilde ifade etmiştir:
Hiçbir harita parçası, bir şey kendisine göre kesin olarak doğru olacak kadar büyük ve aynı zamanda hiçbir şey daha küçük herhangi bir parçasına göre doğru olmayacak kadar küçük değildir. Eğer zihinsel temsil harita benzeri ise… o zaman ‘inançlar’ sahte bir çoğuldur. Mavilere, kabakulaklara veya titremelere sahip olduğunuz gibi inançlarınız vardır. Ancak zihinsel temsil dil benzeri ise, bir inanç, inanç kutusuna yazılmış bir cümledir, bu nedenle ‘inançlar’ gerçek bir çoğuldur (311).
Üçüncüsü, haritaların bulundurduğu yapılanmanın dilsel temsillerin bulundurduğu yapılanmanın farklı bir türü olmasıdır. Spesifik olarak, dilsel temsiller uzamsal özelliklere önem vermez fakat, içeriğin mantıksal özelliklerine karşılık gelirken, harita bölümlerinin karşılık geldiği içeriğin özellikleri uzamsal özelliklerdir.
Dolayısıyla, eğer önerilen düşünmenin zihinsel haritalarda gerçekleştiği ise bu durumda düşünce dili hipotezine bütünlüklü bir alternatif sunar. Bununla birlikte, Braddon-Mitchell ve Jackson kısaca böyle bir argüman sunsalar da, özellikle harita biçiminde kolayca ifade edilemeyen soyut kavramlar içeren düşünce için bunu göstermek zor olabilir (1996, 172). Camp [28], insan düşüncesinin tamamı olmasa da çoğunun haritalarda ortaya çıkabileceğini, ancak yeterince sınırlı bilişsel kapasiteye sahip bir organizmanın tamamıyla haritalarda düşünebileceğini savunmuştur.
e. Bağlantıcı Ağlar
Düşünce dili hipotezine ilişkin en çok tartışılan itiraz, bağlantıcı ağların bilişe dair dilsel olarak yapılandırılmış temsilleri işleyen bilgisayar (faydalı olabilecek giriş bilgileri için bkz. [29], [30] ve [31]) modelinden daha iyi modeller sunduğu itirazıdır. Bu tür ağlar, tipik olarak girdi, çıktı ve gizli olarak düzenlenmiş belirli sayıda birbirine bağlı nodlar (nodes) bulundururlar. Her bir nod bir aktivasyon seviyesine sahiptir ve her bağlantı ağırlıklandırılır (weighted?). Bilinen bir nodun bağlı olduğu tüm nodların aktivasyon seviyesi, bu bağlantıların ağırlıklarıyla birlikte, bilinen nodun aktivasyon seviyesini belirler. Girdi nodlarındaki belirli bir aktivasyon seti, çıktı nodlarında belirli bir aktivasyon seti ile sonuçlanacaktır.
Bilinen bir nod setinin (tipik olarak girdi ve çıktı katmanları) aktivasyonu, anlamsal bir içeriğe sahip olduğu yönünde yorumlanabilir, fakat belirli bir nodun aktivasyon seviyesi bu şekilde yorumlanamaz. Bununla birlikte, bir nod setinin aktivasyonlarının yorumlanması, dilsel olarak yapılandırılmış bileşik temsillerin anlamsal içeriğinin kendi bileşik bölümlerinin sonucunda olduğu gibi (yani, birbirine bağlanma yoluyla birleşmezler), herhangi bir şey dahilindeki belirli nodların aktivasyonlarının toplanmasının bir sonucu değildir. Kısaca, bağlantıcı ağlar ne birleşik sözdizimi ne de bileşimsel anlambilim bulundururlar; ilgili temsiller dilsel olarak yapılandırılmış değildir.
Ancak bunun yanı sıra, ağların beyni andıran birçok yönü vardır ve işlevleri dijital bilgisayarların olduğundan daha yakındır (dilsel temsil işlemcisinin doğrulanmış [canonical] modeli). En aşikâr olanı, bağlantıcı makinelerin bir nodlar ağı olması gibi, beynin devasa bir nöron ağı olmasıdır ve dijital bilgisayarın bulundurduğu gibi bir ana işlemci bulundurmamasıdır. Dahası, dijital bilgisayarlarda işlemler (processing) seri (serial) ve ana işlemcide yoğunlaşmış durumdayken hem beyinde hem de bağlantıcı ağlarda işlemler dağınık (distributed) ve paraleldir. Dijital makinelerde temsiller kesintili elementlerden oluşup işlemler kesintili adımlarda gerçekleşirken hem nodlarda hem de nöronlarda aktivasyon seviyeleri sürekli sayısal değerlerle tanımlanır. Bu ve buna benzer sebeplerden dolayı, bağlantıcı modelin savunucuları, insan beyninin dijital bilgisayarlardan daha “biyolojik olarak gerçekçi” bir modelini sunmak için ağları ele almışlardır. Ancak, Smolensky [32], bağlantıcı ağların da beyinden birçok önemli açılardan (örneğin, nöronlar komşu nöronlarla daha yoğun biçimde bağlıyken, bir ağdaki nodlar eşit oranda yoğunlaşmıştır) farklılaştığını not düşme konusunda dikkatli davranmıştır ve bu sebeple “biyolojik olarak gerçekçi” görüşü yanıltıcı olabilir ve dikkatli bir biçimde ele alınmalıdır.
Bağlantıcı ağlarla ilgili tartışmanın büyük bölümü düşünce dili hipotezine gerçek bir alternatif sağlayıp sağlayamadığıyla ilgilidir. Özellikle, ağların dilsel olarak yapılandırılmış temsilleri işleyen sistemleri uygulayabileceği konusunda fikir birliği bulunmaktadır. Bu tür ağlar, düşünce dili hipotezinin çalıştığı seviyeden daha alt bir analiz seviyesinde faydalı biliş modelleri sağlayabilir-yani, daha üst bilişin beyinde nasıl uygulandığına dair bir analiz sağlayabilir. O halde soru, üretkenlik, sistematiklik ve çıkarımsal tutarlılık gibi bilişin (varsayılan) daha yüksek özelliklerinin nasıl mümkün olduğunu açıklama iddiasında olan düşünce dili hipotezinin kendisine bir alternatif sunup sunamayacaklarıdır. Dilsel olarak yapılandırılmış temsiller işleyen bir sistem uygulamadan bu özellikleri açıklayabilmeleri durumunda, düşünce dili hipotezine gerçekten bir alternatif sunmuş olurlar.
Smolensky [32], (bazı) ağlardaki temsillerin sistematiklik ve çıkarımsal tutarlılık gibi özellikleri açıklamak için yeterli bileşen yapısına sahip olduğunu iddia etmektedir. Örneğin, kahve dolu bir fincan kavramının bir temsilinin, kahvesiz fincan kavramının bir temsilinde yer almayan çeşitli “mikro özellikleri” (sıcak sıvı, yanık koku vb.) içereceğini öne sürmüştür. O halde bu mikro özellikler, yalnızca temsilin bir bileşenini oluşturmaz, aynı zamanda kahve kavramının bir temsilini de içerir. Bununla birlikte Smolensky, bu tür bileşenlerin farklı bağlamlarda birbirinin tam kopyası olmayabileceğini, bunun yerine birbirlerine “aile benzerliği” taşıyacaklarını, öyle ki, paylaştıkları özelliklerin “ortak işleme sonuçları” üretmek için yeterli olduğunu kabul etmektedir. Fodor ve McLaughlin [33], yanıt olarak, yalnızca dilsel olarak yapılandırılmış temsillerde (temsilin bileşenlerinin bu temsil simgelendiğinde simgelenmiş olmasında ve bu bileşenlerin değişen içeriklerde aynı olmasında) olduğu gibi gerçekleşen bileşenlik, sistematiklik ve çıkarımsal tutarlılığı açıklayabilir ve bu durumda, Smolensky’nin ağlardaki bileşenlik açıklaması bu özellikleri açıklayamaz. Bağlantıcılık ve onun düşünce dili hipotezi ile ilişkisi üzerine faydalı bir makale koleksiyonu için bkz. [34].
f. Analog ve Dijital Temsil
Düşünce dili hipotezi zihinsel temsilleri dijital olarak nitelendirirken, tartışılan son üç itiraz arasında ortak olan nokta, hepsinin, en azından bazı zihinsel temsiller analogdur iddiasında bulundukları yönünde makul bir biçimde tasvir edilebiliyor olmasıdır. Bu ayrım genellikle devamlılık ve ayrıklık üzerinden anlaşılır. Dijital temsiller ayrıktır (kelimeler ve cümleler gibi). Analog temsiller devamlıdır veya bir imgenin ya da haritanın bölümleri veya bir ağdaki nodların aktivasyon değerleri arasındaki uzaklık gibi sürekli değişken özelliklere sahiptir.
Ancak, analog ve dijital temsiller arasındaki ayrım çeşitli şekillerde anlaşılmıştır. David Lewis [33], “sayıların analog temsilleri, sayıların ilkel veya neredeyse ilkel olan fiziksel büyüklüklerle temsilidir” (325) ve “sayıların dijital temsilleri, sayıların farklılaşmış çoklu dijital büyüklüklerle (multi-digital magnitudes) temsil edilmesidir” (327) demiştir. Fred Dretske [36], “bir sinyal… s’nin F olduğu bilgisini, ancak ve ancak sinyal s hakkında, halihazırda s’nin F olduğu bilgisine yuvalanmamış ek bir bilgi taşımıyorsa, dijital formda taşır. Eğer sinyal, s hakkında s’nin F olduğu bilgisine yuvalanmış olmayan bir ek bilgi taşıyorsa, bu durumda…sinyal bu bilgiyi analog formda taşıyordur”. (137). Bunun yanı sıra, James Blachowitz [37], “analog temsilin işlevi, temsil ettiği şeyi haritalamak veya modellemektir” (83) demiştir. Ayrıca bkz. [38], [39], [40], [41] ve [42].
Analog/dijital ayrımı farklı türdeki şeylere atıfta bulunarak çizilebilir: bilgisayarlar, temsiller, işlemler, makineler, vb. Haugeland [43], tüm dijital temsillerin bazı önemli özellikleri paylaşmasına rağmen, özel olarak analog temsilleri nitelendirebilecek bir özellikler seti olmadığını öne sürmüştür. Hal böyleyse, bu durumda imgelerin, haritaların ve ağların analog olduğu fikri, bunların dijital olmamak dışında herhangi önemli bir özellikler setini paylaştıklarının göstergesi olmamalıdır. Aynı zamanda, düşüncenin dilsel olarak yapılandırılmış temsilleri işleyen bir sistem uygulayan bağlantıcı bir ağ tarafından en iyi şekilde modellenmesi olasılığı ve bazı düşünmenin imgelerde, bazılarının haritalarda, bazılarının dilsel olarak yapılandırılmış temsillerde yer alma olasılığı kaldığı için ve bazıları başka temsil biçimlerindeyken zihnin en iyi analog veya dijital bir makine tarafından modellenip modellenmediği sorusunun tekil bir yanıtı olduğunu öne sürmek yanıltıcı olacaktır.
4. Kaynakça ve İleri Okumalar
[1] Fodor, J. A., and Z. W. Pylyshyn. (1988). “Connectionism and Cognitive Architecture: A Critical Analysis.”Cognition 28: 3–71.
[2] Fodor, J. A. (1975). The Language of Thought. Cambridge: Harvard University Press.
[3] Churchland, P. M. (1981). “Eliminative Materialism and the Propositional Attitudes.” Journal of Philosophy 78,n. 2: 67–89.
[4] Stich, S. (1983). From Folk Psychology to Cognitive Science: the Case Against Belief. Cambridge: MIT Press.
[5] Dennett, D. (1987). The Intentional Stance. Cambridge: MIT Press.
[6] Fodor, J. A. (1978). “Propositional Attitudes.” The Monist 61, no. 4: 501–23.
[7] Turing, A. (1950). “Computing Machinery, and Intelligence.” Mind 50: 433–60.
[8] Descartes, R. (1637/1985). “Discourse on the Method.” In The Philosophical Writings of Descartes, Vol. 1, trans.Cottingham, J., R. Stoothoff, and D. Murdoch. Cambridge: Cambridge University Press.
[9] Rey, G. (1997). Contemporary Philosophy of Mind: A Contentiously Classical Approach. Oxford: BasilBlackwell.
[10] Brentano, F. (1874/1995). Psychology from an Empirical Perspective, ed. Kraus, O., trans. Rancurello, A., D.Terrell, and L. McAlister, 2 ed. London: Routledge.
[11] Loar, B. (1981). Mind and Meaning. Cambridge: Cambridge University Press.
[12] Dretske, F. (1981). Knowledge and the Flow of Information. Cambridge: MIT Press.
[13] Fodor, J. A. (1987). Psychosomatics: the Problem of Meaning in the Philosophy of Mind. Cambridge: MITPress.
[14] Johnson, K. (2004). “On the Systematicity of Thought and Language.” Journal of Philosophy CI, no. 3: 111–39.
[15] Aydede, M. (1999). “On the Type/Token Relation of Mental Representations.” Facta Philosophica 2: 23–50.
[16] Schneider, S. (2009a). “LOT, CTM, and the Elephant in the Room.” Synthese 170, no. 2: 235–50.
[17] Schneider, S. (2009b). The Nature of Primitive Symbols in the Language of Thought. Mind and Language, forthcoming.
[18] Fodor, J. A. (2000). The Mind Doesn’t Work That Way. Cambridge: MIT Press.
[19] Ludwig, K. and S. Schneider. (2008). “Fodor’s Challenge to the Classical Computational Theory of Mind.” Mindand Language 23, no. 1: 123–43.
[20] Kosslyn, S. M. (1980). Image and Mind. Cambridge, Massachusetts: Harvard University Press.
[21] Kosslyn, S. M., T. M. Ball, and B. J. Reiser. (1978). “Visual Images Preserve Metric Spatial Information:Evidence from Studies of Image Scanning.” Journal of experimental psychology: human perception andperformance 4, no. 1: 47–60.
[22] Block, N. (1983). “Mental Pictures and Cognitive Science.” Philosophical Review 93: 499–542.
[23] Pylyshyn, Z. (1981). “The Imagery Debate: Analog Media versus Tacit Knowledge,” in Imagery, ed. Block, N.Cambridge: MIT Press.
[24] Tye, M. (1991). The Imagery Debate. Cambridge: MIT Press.
[25] Block, N. (1981). Imagery. Cambridge: MIT Press.
[26] Braddon-Mitchell, D., and F. Jackson. (1996). Philosophy of Mind and Cognition. Oxford: Blackwell.
[27] Lewis, D. (1994). “Reduction in Mind.” In Papers in Metaphysics and Epistemology, ed. Lewis, D. Cambridge:Cambridge University Press.
[28] Camp, E. (2007). “Thinking with Maps.” Philosophical Perspectives 21, no. 1: 145–82.
[29] Bechtel, W., and A. Abrahamsen. (1990). Connectionism and the Mind: An Introduction to Parallel Processingin Networks. Cambridge: Blackwell.
[30] Churchland, P. M. (1995). The Engine of Reason, the Seat of the Soul. Cambridge: MIT Press.
[31] Elman, J. L., E. A. Bates, M. H. Johnson, A. Karmiloff-Smith, D. Parisi, and K. Plunkett. (1996). Rethinking Innateness. Cambridge: MIT Press.
[32] Smolensky, P. (1987). “The Constituent Structure of Mental States.” Southern Journal of Philosophy 26: 137–60.
[33] Fodor, J. A., and B. P. McLaughlin. (1990). “Connectionism and the Problem of Systematicity: Why Smolensky’sSolution Doesn’t Work.” Cognition 35: 183–204.
[34] Horgan, T., and Tienson, J. (1991). Connectionism and the Philosophy of Mind. Dordrecht: Kluwer.
[35] Lewis, D. (1971). “Analog and Digital.” Nous 5, no. 3: 321–7.
[36] Dretske, F. (1981). Knowledge and the Flow of Information. Cambridge: MIT Press.
[37] Blachowitz, J. (1997). “Analog Representation Beyond Mental Imagery.” The Journal of Philosophy 94, no. 2:55–84.
[38] Von Neumann, J. (1958). The Computer and the Brain. New Haven: Yale University Press. 2nd edition, 2000.
[39] Goodman, N. (1968). Languages of Art. Indianapolis: The Bobbs-Merrill Company, Inc.
[40] Trenholme, R. (1994). “Analog Simulation.” Philosophy of Science 61, no. 1: 115–31.
[41] Haugeland, J. (1998). “Analog and Analog.” In Having Thought, ed. Haugeland, J. Cambridge: HarvardUniversity Press.
[42] Katz, M. (2008). “Analog and Digital Representation.” Minds and Machines 18, no. 3: 403–8.
Yazara İlişkin Bilgi
Matthew Katz
Email: katzıma @ cmich.edu
Central Michigan University
U.S.A.