Özgün adı: “Memory and Consciousness”
Önsöz
Bilinç hiç şüphesiz bilimin karşılaştığı en çetrefilli ve açıklaması güç konulardan biri. Düşünce tarihi boyunca hakkında çeşitli fikirler ve spekülasyonlar öne sürülmüş olan bu olgu, 20. yüzyılda doğabilimleri farklı konulardaki mistisizme karşı birer birer galip geliyorken, kendi sırasını bekliyordu. Fakat gerek o dönemin psikologları gerekse zihne yeni yeni matematiksel bir açıdan yaklaşmaya başlamış bilişsel bilimciler, konunun karmaşıklığı ve ele avuca gelmezliği dolayısıyla, bilimsel metotları kullanarak onunla yüz yüze gelmekten imtina ediyorlardı.
Tulving’in 1985 tarihli bu makalesi, işte bu çekimserliği atmak ve bilinç olgusunu belki kapsamlı ve olması gerektiği kadar doğru şekilde değil, ama yine de bir ucundan başlamak suretiyle bilimsel metotla mercek altına almayı hedefliyor. Bu çabasında Tulving, kendi çalışma alanı olan öğrenme ve bellek sistemlerinden hareketle farklı bilinç durumlarını nasıl kategorize edebileceğimizi öne sürüyor.
Binlerce atıfa sahip bir makale olması açısından literatürde bir klasik olan Tulving’in bu çalışması da, bilinç çalışmaları da 2020 senesine değin çok farklı noktalara evrildi. Fakat klasikleşmiş bir eser olarak Türkçe’de bulunmasının Türkçe’nin akademik ve entelektüel haznesine bir katkı olmasını umuyoruz.
Keyifli okumalar,
CogIST
Özet
Farklı bellek (memory) sistemleri (prosedürel, semantik ve epizodik)[1] ve bunlara karşılık gelen bilinç çeşitlerine yönelik, özellikle epizodik belleğin ve zorunlu karşılığı olarak otonoetik bilincin (autonoetic consciousness) vurgusunu taşıyan, deneysel gözlemlerle destekli tahminler öne sürülmektedir. Bu tahminlerle ilgili kanıtlar, belli açılardan bilinçli (conscious), haricinde bilinçsiz durumdaki amnezik bir hastanın vaka çalışması ile, normal katılımcılarla geri çağırma (recall) ve tanıma (recognition) üzerine gerçekleştirilen basit deneylerden elde edilmiştir. Otonoetik (self-knowing, öz-bilen)[2] bilinç, bir bireyin kişisel geçmişinden şu ana, şu andan kişisel geleceğine uzanan öznel zaman içerisinde kendi varlığına ve kimliğine yönelik farkındalığına aracılık eden bilinç türünü ifade etmektedir. Bu, hatırlama deneyimine karakteristik fenomenal niteliğini sağlamaktadır. Otonoetik bilincin, kelimelerin hatırlanması ve tanınması etkinliklerine ne ölçüde dahil olduğu, sonuçları bu etkinlikler hakkındaki bilginin geri kazanımının gözlemlendiği koşullarla sistematik olarak ilişkili iki gösterim deneyi ile ölçülmüştür.
Doğanın tüm gizemleri içerisinde hiçbiri insan bilincinden daha büyük değildir. Hepimize çok yakından tanıdık olan, evren üzerine kafa yorma ve de uzay ve zamanın sonsuzluğunu kavrayabilme kabiliyetimiz, ve bunu yapabildiğimizi biliyor oluşumuz, çözümlenmeye karşı gösterdiği direnci ve anlaşılmaktan kaçışını sürdüregelmiştir.
Bir epifenomen olarak davranışçı psikoloji tarafından sürgün edilişinin ardından bilinç kavramı yakın zamanda yeniden psikolojinin temel problemi ilan edilmiştir (Hilgard, 1980; Miller, 1980; Neisser, 1979). Bir kısım psikolog bilinç kavramıyla gelen çeşitli problemlerle mücadele etmeyi üstlenmişse de, çağdaş psikoloji insan zihninin bu eşsiz niteliğine karşı aldırış etmemeyi genellikle sürdürme halindedir.
Bilincin iyi niyetli ihmali, hiçbir yerde insan belleği çalışmalarında olandan daha belirgin değildir. Birinin “bilinç” ifadesiyle bir kez dahi karşılaşmadan bellek üzerine art arda makaleler okuyup, kitaplardan istifade etmesi mümkündür. Böylesi bir durum merak uyandırıcı olsa gerek. Belleğin hatırlama ile ilgili olması gerektiği düşünülebilir ve hatırlama bilinçli bir deneyimdir. Bir olayı hatırlamak, daha önceki bir durumda olan bir şeyin şimdi bilinçli olarak farkında olmak demektir. Bununla birlikte, bilişsel psikolojinin güncel altın çağı dahil olmak üzere, psikoloji alanındaki bellek araştırmaları büyük ölçüde bilinçli farkındalığın hatırlamadaki varlığını hesaba katmadan ilerlemiştir.
Bilinç üzerine olan literatür, filozofların (ör. Dennett, 1969), psikologların (ör. Gray, 1971; Mandler, 1975; Natsoulas, 1978,1981; Posner & Klein, 1973; Shallice, 1972; Underwood, 1982; Underwood & Stevens, 1979,1981), sinirbilimcilerin (ör. Eccles, 1977; Sperry, 1969), ve birçok başka kişinin daha (ör. Globus, Maxwell, & Savodnik, 1976; Griffin, 1976, 1984; Josephson & Ramachandran, 1980) katkılarıyla zengin bir haldedir. Ancak Peter Dodwell’in (1975) duruma uygun ifadesini ödünç alacak olursak, bu katkıların birçoğu deneysel gerçeklik yönünden karşılıksız kalan “epistemolojik, metafiziksel ve varoluşsal” kuramlaştırmalardan oluşmaktadır. Gazzaniga ve LeDoux’dan gözlemleyebileceğimiz üzere bilinci beyin faaliyeti ile ilişkilendirmeye yönelik girişimler dahi durumu daha iyi bir hale getirmemektedir: “Kaçınılmaz bilinç konusuna modern beyin araştırması ışığında yaklaşıldığında, deneyimli bir öğrenci, kendini verinin aksine birinin kişisel deneyimlerinin ve konu üzerindeki fikirlerinin hoş sesini duymaya hazır etmelidir” (1978, s. 141).
Bellek ve bilinç ilişkisi problemiyle ilgili psikolojik literatürde yaşanan fikrî ve olgusal kıtlık, onu genel bilinç literatüründen ayırmaktadır. Burada birincil belleğin (primary memory) bilinçle özdeşteşleştirilebileceği, (ör. Craik & Jacoby, 1975; James, 1890), birincil bellekte bilginin provasının (rehearsal) bilinçli bir süreç olduğu (ör. Atkinson & Shiffrin, 1971; Wickelgren, 1977) ve örtük bellek izlerinin bilinçsiz, faal halde olanların ise bilinçli olarak anlaşılması (ör. Underwood, 1979) fikri dışında pek bir şey görülmez. Bellek ve bilinçle ilgili olguların neredeyse hemen hepsi, test edilecek materyallerin bilinçli farkındalık seviyesinin manipüle edildiği gölgeleme (shadowing) deneylerinden gelmektedir (ör. Eich, 1984; Moray, 1959; Norman, 1969).
Bu makale, bellek ve bilinci klinik gözlem ve laboratuvar deneyi yoluyla elde edilen veriler açısından ilişkilendirme girişimi sunmaktadır. Bu makalenin temel kuram öncesi varsayımı, bilimsel bilinç anlayışındaki ilerlemenin — epistemolojik, metafiziksel ya da deneyimsel anlayışların aksine — yalnızca farklı bilinç türlerinin varsayımını ve tanımlanmasını değil, aynı zamanda bunların deneyimin bir yönü veya bağımlı bir değişken olarak ölçülmesini de gerektirdiğidir.
Bu makale altı bölümden oluşmaktadır. İlk olarak farklı bellek çeşitlerinin farklı bilinç çeşitleri ile ilişkilendirildiği varsayımsal bir şema sunulmaktadır. İkinci olarak, bir vaka çalışması üzerinden klinik gözlemler ve beraberinde başka kaynaklardan ilintili olan kanıt ve fikirler, otonoetik (öz-bilen) bilinç olarak da ifade edilen spesifik bir bilinç ve bilinçli farkındalığı tanımlamak üzere kullanılmıştır. Üçüncü kısımda otonoetik bilinçli farkındalık detaylandırılmıştır. Dördüncü kısımda otonoetik bilinç, geri çağırma (recall) ve tanımanın (recognition) sinerjistik ekfori modeli ile ilişkilendirilmiştir (Tulving, 1982, 1983). Beşinci bölümde, otonoetik farkındalığın ölçüldüğü, geri çağırma ve tanımanın gözlemlendiği koşullara göre sistematik olarak değiştiği gösterilen iki gösterim deneyi anlatılmaktadır. Son olarak epizodik belleğin ve otonoetik bilincin biyolojik yararlılık sorusu kısaca tartışılmıştır.[3]
Bellek ve Bilinç Çeşitleri
Prosedürel, semantik ve epizodik olmak üzere üç farklı bellek türünün, ya da üç farklı bellek sisteminin olduğunu varsayalım. Bu bellek ifadeleri edinilmiş (acquired) ve tutulu (retained) haldeki bilginin kullanımını mümkün kılmaları yönünden birbirine benzemektedir. Ancak ele aldıkları bilgi türü ve farklı türdeki bilgilerin edinilme veya kullanılma şekillerinde farklılık gösterirler.
Prosedürel bellek (Anderson, 1976; Tulving, 1983; Winograd, 1975) bir işin yapılmasıyla ilgili algısal, bilişsel ve motor becerilerin edinilme, tutulma ve kullanılma[4] durumlarıyla ilgilenmektedir. Semantik bellek — bir diğer adıyla jenerik (Hintzman, 1978) ya da kategorik (categorical) bellek (Estes, 1976) — organizmaların dünya hakkında sahip oldukları sembolik olarak temsil edilebilir bilgilerle uğraşmaktadır. Epizodik bellek ise kişisel olarak deneyimlenen olay ve durumlara aracı olmaktadır (Tulving, 1972, 1983).
Belirtilen üç bellek sistemi arasında bulunan ilişkilere yönelik fikirler değişmektedir. Yakın bir zamanda (Tulving, 1983) üç sistemin bir hiyerarşide iki farklı seviyeyi temsil ettiği düşüncesi tarafımdan sunulmuştur: bir bütün olarak bellek, prosedürel (procedural) ve edatsal (prepositional) olmak üzere -epizodik ve semantik belleğin, edatsal belleğin birbiriyle etkileşen ve örtüşen iki paralel alt sistemi konumunda olduğu- iki genel türe ayrılmıştır. Ancak son zamanlarda bu görüşe yapılan bir dizi eleştiri, beni, epizodik belleğin semantik bellekte ayrık bir alt sistemi oluşturduğu görüşünün, epizodik ve semantik sistem arasındaki ilişki hakkında daha makul bir varsayım sağladığı düşüncesine ulaştırdı (Tulving, 1984).
Bu düşünceyi üç bellek sistemini kapsayacak şekilde genişletmek ve aralarında prosedürel belleğin özel bir alt kategori olarak semantik belleği, semantik belleğin ise özel bir alt kategori olarak epizodik belleği gerektirdiği bir sınıfa-katma hiyerarşisi olduğunu varsaymak makuldür. Bu şemaya göre, bir organizmanın karşılığı olan semantik belleği bulundurmadan epizodik belleğe sahip olması ve benzer şekilde, karşılığı olan prosedürel belleği bulundurmadan semantik belleğe sahip olması imkansızdır. Buna karşın, semantik bellek sistemleri epizodik sistemlere; prosedürel sistemler semantik sistemlere bağlı kalmadan var olabilmektedir.
Üç sistemin her biri, belirtilen farklılıklarına ek olarak farklı bilinç türleriyle nitelenmektedirler. Bu üç bilinç türü tarafımdan anoetik (bilmeyen), noetik (bilen) ve otonoetik (öz-bilen) olarak addedilecektir. Bu bilinç türlerinin birbiriyle ve üç bellek sistemiyle olan ilişkisi Tablo 1’ de verilmiştir.[5]
Prosedürel bellek anoetik bilinç ile nitelendirilmektedir. Anoetik bilinç zamansal (temporal) ve uzamsal (spatial) olarak mevcut duruma bağlıdır. Bahsi geçen üç bilinç türünden yalnızca anoetik bilince sahip olan organizmalar, mevcut çevrenin hem dış hem de iç yönlerini algısal olarak kaydetme (registering), içsel olarak temsil etme (representing) ve davranışsal olarak yanıt verme yeteneğine sahip olmaları çerçevesinde bilinçlilik gösterirler. Anoetik bilinç, dünyanın mevcut olmayan durumlarından ve organizma-dışı uyaranlarından bir emare bulundurmaz.
Semantik bellek, noetik bilinç ile nitelendirilmektedir. Noetik bilinç (noetic consciousness) nesne ve durumların yokluğunda bir organizmanın bunların ve aralarındaki ilişkilerin farkında olmasını, bunlarla bilişsel olarak işletim sağlamasını mümkün kılmaktadır. Organizma, dünyanın bu türden sembolik bilgisi üzerinde esnek bir şekilde hareket edebilir. Semantik belleğe bilgi girişi ve yine buradan bilgi temin edilişine noetik bilinç eşlik etmektedir.
Bu makalenin özel ilgi alanı, epizodik bellekle ilişkili olarak otonoetik bilinçtir. Otonoetik bilinç (autonoetic consciousness) kişisel olarak deneyimlenen olayların hatırlanması için elzemdir. Kişi böyle bir olayı hatırladığında, olayın kendi geçmiş varoluşunun gerçek bir parçası olduğunun farkındadır. Geçmiş olayların hatırlanmasına fenomenal niteliğini kazandıran otonoetik bilinçtir; keza bu nitelik hatırlamayı algılama, düşünme, zihinde canlandırma (imagining) ve rüya görme (dreaming) gibi süreçlere eşlik eden farkındalık çeşitlerinden ayrıştırır.
Otonoetik bilincin kanıtı, aşağıda anlatılan amnezik bir hastanın klinik gözlemlerinden elde edilecektir. Diğer iki çeşit bilinç arasındaki ayrım varsayımlara dayalı haldedir. Ancak bu, örneklerinin olmadığı anlamına gelmemektedir. Örneğin, genellikle anlamsız hecenin (nonsense syllable) mucidi olarak düşünülen ve psikolojinin ezbere dayalı öğrenmeyle (rote learning) uzun süredir meşgul olmasından sorumlu tutulan Hermann Ebbinghaus tarafından önerilen farklı bellek türlerinin sınıflandırmasını düşünün. Ebbinghaus, “bir zamanlar bilinçte mevcut olan ve sonra oradan kaybolan zihinsel durumların” üç tür etkisini ayırt etmiştir (1885, s. 1). Ona göre görünüşte kaybolan, akabinde “daha önce deneyimlenen durumlar olarak tanınan” durumları bilince geri çağırabiliriz (1885, s. l): hatırlarız (remember). İkinci durumda -Ebbinghaus, bunun zihinsel bir durumu “istemsiz olarak” yeniden ürettiğimizde meydana geldiğini aktarır- eşlik eden bilinç yetersiz durumda olabilir ve “‘şimdi’nin ‘o zaman’ ile aynı olduğu yalnızca dolaylı olarak anlaşılır” (1885, s. 2). Üçüncü durumda ise daha önceki süreçler, “benzer süreçlerin ortaya çıkmasını ve ilerlemesini” kolaylaştıran sonuçlar veya etkiler bırakır, ancak bu etkiler “bilinçten gizli kalmaktadır” (1885, s. 2). Ebbinghaus’un ifade ettiği ilk durumun otonoetik, ikinci durumun noetik, ve üçüncü durumun anoetik bilince denk düştüğü düşünülebilir.
Otonoetik Bilinci Olmayan Adam: Vaka İncelemesi
Otonoetik bilinç ile ilgili kanıt, meslektaşım Daniel Schacter ile birlikte Toronto’da yer alan Bellek Bozuklukları Birimi’nde[6] incelediğimiz amnezik bir hastanın vaka incelemesinden gelmektedir. Burada N.N. olarak bahsedilecek bu genç kişi birkaç yıl önce geçirdiği trafik kazası sonucu kapalı kafa travması yaşamıştır.
N.N.’nin kişisel olaylara yönelik amnezisi kuvvetli durumdadır. Bu durumun etkisi kaza öncesi ve sonrası zamanı kapsamıştır. N.N.’nin dikkatinin dağılması, kendisine söylenmiş şeyleri anında unutmasına neden olmaktadır. Her ne kadar anlık bellek uzamı (immediate memory span) 8 birim[7] olsa da, normal katılımcıların %60–70 oranda doğru yanıtladığı resim-bellek tanıma testinde (picture-memory recognition test) N.N.’nin skoru sıfır olmuştur. Aynı zamanda kategorize kelimeleri içeren ipucuyla hatırlama testinde (cued-recall test) doğru cevapları ve kategori ihlallerini ayırt edememiştir. Her ne kadar geçmişinden belli parçaları biliyor olsa da -örneğin ailesinin şu an yaşadıkları eve ne zaman taşındıklarını, gittiği okulların ismini, gençken yazlarını nerede geçirdiğini- geçmişinden tek bir olayı ya da hadiseyi hatırlayamamaktadır. Cermak and O’Connor (1983) tarafından tanımlanan hasta S.S. gibi, N.N. için de geçmişi, dünyanın kalanına yönelik bilgisi gibi gayri şahsi bir deneyimsel nitelik taşımaktadır.
N.N.’nin dil becerileri ve yaygın bilgi durumu nispeten zarar görmemiş durumdadır. “Kaçamak”, “somut”, ve “çeper”[8] gibi kelimeleri tanımlayabilmekle birlikte, bir restorana gitme veya uzun mesafeli bir telefon görüşmesi yapma “senaryosunun” oldukça iyi bir sözlü tanımını yapabilir; bir üniversite öğrencisinin tipik günlük aktivelerini betimleyebilir, Kuzey Amerika kıtasının ve Özgürlük Heykeli’nin neye benzediğini bilip ana hatlarını çizebilir. Ayrıca, N.N. “bilinç” kavramının anlamını da bilmektedir. Bilincin ne anlama geldiği sorulduğunda “Kim ve ne olduğumuzun, nerede olduğumuzun farkında olmaktır.” cevabını verir.
N.N. kronolojik zaman konseptini kavramakta zorluk yaşamamaktadır. Zaman birimlerini ve aralarındaki ilişkiyi çok iyi şekilde bilmektedir ve kronolojik zamanın grafiksel temsilini doğru bir şekilde yapabilir. Ancak soyut zaman bilgisinin tam tersine, öznel zaman farkındalığında önemli düzeyde bozulma gözlemlenmektedir. N.N.’ye şu an bulunduğu yere gelmeden önce ya da bir gün önce ne yaptığı sorulduğunda bilmediğini söyler.
Benzer şekilde “buradan” ayrıldıktan sonra, ya da “yarın” ne yapacağı sorulduğunda da aynı cevap alınmaktadır. Aşağıda kendisiyle yaptığım görüşmenin bir dökümü verilmiştir:
E.T.: “Gelecekle ilgili soruyu tekrar deneyelim. Yarın ne yapacaksınız?”
(15 saniyelik duraklama olur)
N.N. hafifçe gülümser ve “Bilmiyorum.” der.
E.T.: “Soruyu hatırlıyor musunuz?”
N.N.: “Yarın ne yapacağım hakkındakini mi?”
E.T.: “Evet. Bunu düşünmeye çalışırkenki ruh halinizi nasıl tanımlarsınız?”
(5 Saniyelik duraklama olur)
N.N.: “Boş, sanırım.”
Farklı durumlarda, “yarın” hakkında düşünmeye çalışırkenki ruh halini karakterize eden “boşluğu” tarif etmesi istendiğinde, N.N. bunun “uykuda olmak gibi” olduğu veya “bunun büyük boşluk türünden bir şey olduğu” cevabını verir. Bu durumun neye benzediğini açıklaması için bir analoji kurması istendiğinde, “Bomboş bir odada olmaya ve birinin sana bir sandalye bulup getirmeni söylemesine benziyor, ancak odada hiçbir şey yok” der. Bir diğer durumda ise ifadesi şu şekildedir: “Bu durum gölün ortasında yüzmek gibi. Seni yüzeyde tutabilecek, tutunabileceğin, ortada herhangi bir şey yapabileceğin hiçbir şey yok”. Yarın ne yapacağı hakkında düşünmeye çalışırkenki ruh halini dün ne yaptığı hakkında düşünmeye çalışırkenki ruh haliyle kıyaslaması istendiğinde ise ikisinin de “aynı tür boşluk” olduğunu ifade etmektedir. N.N. bütün gözlemlerini hiçbir duygu belirirtisi göstermeden, sakin ve durgun bir biçimde yapmaktadır. Yalnızca dünü ya da yarını düşünmeye çalışırken “orada hiçbir şey olmadığına” şaşırıp şaşırmadığı sorulduğunda, bir an için hafif bir telaş sergileyip yumuşak bir şekilde “Vaov!” diye bağırır.
N.N. açıkça bilinçli haldedir ve iyi bir düzeyde korunmuş bir bellek kabiliyeti sergiler. Aynı zamanda bilinci ve belleği ciddi düzeyde ve son derece seçici olarak bozulma göstermiştir. Kendisi dünya hakkında birçok şeyi bilebilmektedir, bu bilginin farkındadır ve bunları görece esnek bir biçimde ifade edebilir. Bu anlamda normal bir yetişkinden farklı olmadığını söylemek mümkündür. Ancak, geniş çaplı öznel zamanı veya zamanın öznel yansımasını deneyimleme yeteneğinden yoksun (chronognosia) görünmektedir (Bouman & Grunbaum, 1929): her ne kadar şahsi kimlik sahibi olduğunu hissetse de bu kimlik geçmiş ya da geleceği içinde barındırmaz; hayatında hatırlayabildiği hiçbir olay (episode) bulunmamaktadır; bir olayı müteakip süreçte yapması muhtemel herhangi bir şeyi hayal edemez. N.N. görünüşe göre “daimi bir şimdi” içinde yaşamaktadır. Burada sunulan üç katmanlı bilinç sınıflandırmasına göre, N.N. için anoetik ve noetik bilinç barındırırken otonoetik bilinçten yoksun olduğu; epizodik belleği ciddi düzeyde bozulmaya işaret ederken prosedürel ve semantik bellek sistemlerinin nispeten zarar görmemiş olduğu söylenebilir.
Ancak, özellikle de iki amnezik hasta asla birebir aynı olmadığından, bireysel vakaların gözlemlerinden genelleme yaparken çok dikkatli olunmalıdır. Bununla birlikte, N.N.’nin geniş çaplı öznel zamanı kavrama ve düşünme yeteneğinde ciddi bir bozukluğun münferit bir oluşumu temsil etmediğine inanmak mantıklıdır. Bu vaka bizlere, amnezinin yalnızca geçmiş olaylar belleğinde bir düzensizlik olarak değil, bilinçte bir bozukluk olarak da nitelendirilebileceğini söylemektedir.
Otonoetik Bilinç, Öznel Zaman ve Epizodik Bellek
Amnezi çalışanlar, bazı amnezik hastaların “daimi bir şimdi” (ör. Barbizet, 1970, s. 33) içerisinde yaşadığını önceleri not düşmüştür. İlintili vakaların tartışma bağlamı genellikle bu hastaların geçmişlerinden bihaber olduğuna dikkat çeker. Ancak amnezi yazarları zaman zaman bu hastaların geçmişlerinden yararlanamamalarının geleceklerini de belirsiz, bulanık ve karışık kıldığını ve bu durumun bu kişileri “mevcut anda mahsur” (ör. Lidz, 1942, s.596) bıraktığını ifade eder. N.N. üzerine gözlemler, şahsi zamana yönelik bilinçli farkındalık noksanlığı çekmenin hem geçmişi hem geleceği kapsadığı fikrini pekiştirmektedir. Otonoetik bilinç barındıran normal ve sağlıklı bir kişi hem geçmişi hem geleceği üzerine farkındalık kurma kabiliyeti gösterir: kişi evreni yöneten fizik yasalarından bağımsız olarak zihinsel zaman yolculuğu gerçekleştirebilir, olan ve olabilecekleri istediği gibi gezebilir. N.N. ise bunlar için kabiliyet sergilememektedir. Bu durum ise N.N.’nin ciddi bir düzeyde ya da tamamen otonoetik bilinç barındırmadığı sonucuna zemin hazırlar.
David Ingvar sağlıklı katılımcılarda dinlenme durumundaki (resting state) bölgesel serebral kan akımını (regional cerebral blood flow) ölçmüş ve kortikal aktivasyonun “hiperfrontal” (hyperfrontal) bir model sergilediğini gözlemlemiştir (Ingvar, 1979). Ingvar gözlemlenen hiperfrontaliteyi geçmişi, geleceği ve mevcut anı kapsayan bir bilincin yansıyan özellikleri olarak değerlendirmiştir: “Anılarda temsil edilen önceki deneyimler temelinde, beyin -kişinin zihni- otomatik olarak gelecekteki olayların geçmişe dayalı öngörüsüyle (extrapolation) meşgul olur ve görünen o ki, olabileceklere hazır olmak için alternatif varsayımsal davranış kalıpları oluşturur” (Ingvar, 1979, s. 21). Ingvar aynı zamanda “gelecek belleği” için anatomik zeminin frontal loblardan müteşekkil oluştuğunu ileri sürmektedir (Ingvar, personal communication; bkz. Ingvar, 1983). Bununla birlikte, Ingvar’ın ilgilendiği bilinç türünün, bütünsel anlamda bilinçten ziyade otonoetik bilince yakınsadığını varsaymak makuldür.
N.N’den edinilen bilgiler ve Ingvar tarafından önerilen fikirler otonoetik bilincin genel doğası üzerine yorumda bulunmamızı ve de özelliklerinin farazi bir listesini oluşturmamızı sağlamaktadır. Belirtilen özellikler aşağıdaki gibidir:
1. Kişisel zamanı kapsar: geçmiş ve gelecek
2. Olayları hatırlamada gerekli bir bileşendir
3. Gelişimsel açıdan geç belirir
4. Beyin hasarı seçici bir biçimde zedelenmesine ya da kaybolmasına sebep olur
5. Bireyler ve durumlara göre farklılık gösterir
6. Ölçülebilir
İlk ifade halihazırda bu metinde tartışılmıştır: otonoetik bilinç geniş çaplı öznel zamanı -kişinin kendi geçmiş ve geleceğini kavrama yetisini- kapsamaktadır. Her ne kadar N.N. birçok açıdan bilinçli halde olsa da, mevcut zamanı kendi geçmişinin bir uzantısı ya da kendi geleceğinin başlangıcı olarak algılayamamaktadır. N.N. Jaynes’in iki-kısımlı insanlarına benzer: “bu insanların şahsi kimliklerine yönelik olarak burada anladığımız şekilde bir algıları bulunmaz ve tam anlamıyla bilinçli olmadıklarından geçmişi yadedemezler.” (Jaynes, 1976, s. 371).
İkinci öneri, otonoetik bilincin epizodik belleğin gerekli bir bağıntısı olduğunu ifade eder. Burada anlattığım şemaya göre, “farkında olmadan hatırlamak” gibi bir durum söz konusu değildir (ör. Eich, 1984; Jacoby & Witherspoon, 1982; Masson, 1984). Organizmalar (otonoetik) farkındalıkları olmadan öğrenebilir ve davranabilirler, ancak farkındalıkları olmaksızın hatırlayamazlar. Cansız madde de önceden depolanan bilgilere göre hareket edebilse de, hiçbir şey hatırlayamaz (e.g., Robinson, 1976). Çeşitli yeni beceriler edinebildiklerini bildiğimiz, literatürde bahsi geçen birçok amnezik hasta gibi (Moscovitch, 1982; Cohen & Squire, 1980; Parkin, 1982), N.N. de sözcük parçası tamamlamada (word-fragment completion) görülen ve ön-hazırlama etkisi (priming effect) olarak ifade edilen bir tür normal öğrenmeyi gösterebilmektedir (Schacter, 1984; Tulving, Schacter, & Stark, 1982). Elizabeth Glisky’nin Bellek Bozuklukları Birimi’nde ilerleyen çalışmasında da görüldüğü üzere N.N. aynı zamanda yeni kelimeleri, önceden bildiği kelimelerin yeni anlamlarını -her ne kadar daha yavaş bir şekilde olsa da- öğrenebilmektedir. Ancak hiçbir şeyi hatırlamıyor gibi durmaktadır.
Üçüncü olarak, otonoetik bilinç bireyin gelişiminde diğer bilinç formlarına göre daha geç ortaya çıkmaktadır (ör. Knapp, 1976). Birçok yazarın da önerdiği üzere küçük yaştaki çocuklar ne epizodik belleği ne (otonoetik) bilinci barındırmazlar (ör. MacCurdy, 1928; Neisser, 1978; Nelson & Gruendel, 1981). Nelson ve Gruendel’in gözlemleri temsil niteliğindedir: “Herhangi bir durumu hatırlayan bir çocuğun bunu belirli bir anda ve belirli bir zamansal bağlamda gerçekleşmiş gibi hatırladığına -yani, daha büyük çocukların ve yetişkinlerin yararlanabileceği türde bir otobiyografik bellek oluşturduğuna- yönelik bir bulgu yoktur” (1981, s. 149). Neisser küçük yaşta bir çocuğun bir nesneyi algıladığında onun bilincinde olabileceğini, ancak “kendisinin, yani belirli bir geçmişi, karakteri ve olası bir geleceği olan birinin,” nesneyi gördüğünün farkında değildir (1978, s. 172). Her küçük çocuk son derece kabiliyetli birer öğrenicidir: mevcut davranış ve deneyimlerinin gelecek davranış ve deneyimlerine yönelik sonuçları halihazırda tanımlanabilir durumdadır. Buna rağmen bu sonuçların kökeni hakkında bilinçli (otonoetik) bir farkındalıkları bulunmaz: hatırlamaya ihtiyaçları yoktur (Lockhart, 1984; Schacter & Moscovitch, 1984). Epizodik belleğin normal gelişimde semantik belleği takip ettiği gibi (Kinsbourne & Wood, 1975), otonoetik bilinç de noetik bilinçten vücut bulmaktadır.
Otonoetik bilincin dördüncü niteliği belirli beyin süreçlerine olan seçiçi bağımlılığıdır: N.N. vakası belli türdeki beyin hasarlarının diğer bilinç formlarında kıyaslanabilir bir zarara neden olmadan otonoetik bilincin zedelenmesine ya da kaybının yaşanmasına sebep olabileceğini gösterir. Beyin mekanizmalarıyla olan bu korelasyon, farklı bilinç türleri arasında ayrım yaparken daha önemli olan kriterlerden biri olarak kabul edilmelidir. Bu korelasyonlar olmasaydı ve farklı bilinç türlerinin ayrımlı bir zedelenme gösterdiği gözlenmeseydi, bilincin farklı çeşitlere göre sınıflandırılması bir başka metafiziksel egzersizden öteye geçemeyecekti.
Otonoetik bilincin beşinci niteliği bireyler arası farklılığı ve farklı durumlarda değişen tezahüratlarıyla ilgilidir (ör. Roth, 1980). Bireyler, diğer zihinsel karakteristikleri yönünden de farklılık göstermeleri sebebiyle, yüksek ihtimalle, otonoetik bilinci günlük aktivitelerinde ne ölçüde “barındırdıklarına” ve bundan ne ölçüde yararlandıklarına göre farklılık göstermektedirler. Benzer şekilde otonoetik bilincin, gözlemlendiği koşullar altında da sistematik bir biçimde farklılık göstermesi öngörülmektedir.
Son olarak, otonoetik bilinç ölçülebilir durumdadır. Her ne kadar çeşitli açılardan klişe bir vurgu olsa da, bilinç araştırmasının güncel durumu sebebiyle bundan bahsetmeye değmektedir. Şayet otonoetik bilinç hakkında kantitatif argümanlarda bulunmak mümkün olmasaydı, bilimsel bir konsept olarak kullanışlılığı büyük ölçüde azalırdı.
Geçmiş Hakkındaki Bilginin Geri Kazanımı
N.N.’nin gerek epizodik bellek, gerek otonoetik bilinç barındırmadığı tarafımdan tartışılmıştır. Ancak, kendisinin geçmişiyle ilgili geçerli beyanlarda bulunabildiği bir gerçektir. Belirtilen argüman ve akabinde sunulan gerçek arasındaki bu göze çarpan çelişkinin çözümlenmesi, kişilerin yalnızca semantik belleklerine bağlı kalarak da başlarından geçenlere yönelik bilgilere sahip olabildikleri ve bu bilgileri ifade edebildikleri varsayımında yatmaktadır (Schacter & Tulving, 1982; Schacter, Harbluk, & McLachlan, 1984). Şöyle ki, kişi bir olayı hatırlamasa dahi o olayla ilgili hala bildiği şeyler olabilir. Böyle bir bilgi, zamansal ve mekansal olarak genişlemiş bir dünyanın ve onun bireyden bağımsız soyut özelliklerinin bilgisinin oluştuğu gibi oluşur ve benzer nitelik gösterir.
Eğer geçmiş olaylarla ilgili bilgileri epizodik ya da semantik sistemden geri kazanmak mümkün ise, bu geri kazanıma eşlik eden fenomenal deneyim hatırlama (remembering) (otonoetik farkındalık), bilme (knowing) (noetik farkındalık), ya da ikisinin bir tür birleşimi olmalıdır. Öyleyse, otonoetik bilinci ölçmenin bir yolu kişilere daha önce karşılaştıkları ögeleri geri çağırdıkları ya da tanıdıkları zaman bunu hatırlayarak mı yoksa başka bir şekilde bilerek mi gerçekleştirdiklerini öğrenmektir. “Hatırlama” yargısının olasılığı, belirli geçmiş olaylarla ilgili bilginin geri kazanımına otonoetik bilincin ne ölçüde dahil olduğuna dair indeks görevi görmektedir.
Otonoetik bilincin farklılaşmasının beklenebileceği ve ölçümünün bilgilendirici olabileceği farklı durumlar, geri çağırma ve tanımanın sinerjistik ekfori modeli[9] açısından belirlenebilir (Tulving, 1982,1983). Modelin temel varsayımı, derleyici deneyimin (recollective experience) (geçmiş bir olayı hatırlamanın fenomenal deneyimi) hem genel doğasının hem de belirli özelliklerinin epizodik ve semantik bilgiler tarafından ortaklaşa belirlendiğidir. Modelin şematik temsili Şekil 1’de verilmiştir.
Koordinat sisteminin yatay ekseni epizodik iz bilgisini, dikey eksen semantik geri getirme bilgisini ve iki eksen tarafından tanımlanan iki boyutlu uzay, ekforik bilgi dediğimiz şeyi temsil etmektedir. Derleyici deneyimin genel doğasını ve spesifik içeriğini belirleyen, epizodik ve semantik bilginin karışımı halindeki ekforik bilgidir.
Grafikte verilen eğri çizgi, hatırlayanın zihinsel durumunun bir göstergesi vazifesi gören belirli bir açık davranış (overt behaviour) düzeyi için dönüşüm eşiğini (conversion threshold) temsil etmektedir. Bu açık davranış, ya da bellek performansı, birden fazla şekle bürünebilir. Bunlara örnek olarak, önceden gözlemenen bir olayın ismini geri çağırmak (recall) verilebilir. Bir diğeri ise, bir test ögesinin “eski” olarak tanımlanması örneğinde olduğu gibi tanımadır (recognition). Her performans çeşidinin kendine ait bir dönüşüm eşiği bulunmaktadır, ancak Şekil 1 için yalnızca bir tanesi gösterilmiştir. Dönüşüm eşiği ekforik bilgi alanını iki bölgeye ayırmaktadır. Eşik üstünde kalan ekforik bilgi gerekli performans için yeterliyken, bu durum eşik altındaki ekforik bilgi için geçerli değildir.
Model, açık bellek davranışının epizodik iz bilgisi ve semantik geri getirme bilgisinin farklı kombinasyonları tarafından nasıl desteklenebileceğini göstermektedir. Bu iki tür bilgi arasında, verimsizleşmiş epizodik izlerin daha zengin geri getirme ipuçları ile telafi edilebileceği şekilde -tam tersi de geçerli olmak üzere- bir takas (trade-off) ilişkisi vardır. Epizodik bellek ve otonoetik bilinç arasındaki varsayılmış korelasyondan, bir derleme (recollection) eylemini karakterize eden bilinçli farkındalık türünün, iz (trace) ve ipucu (cue) bilgisinin “karışımının” doğasına, yani Şekil 1’deki ekforik bilgi demetinin konumuna göre değiştiği anlaşılmaktadır.
İz bilgisi (A, B, C) ve geri getirme bilgisinin (X, Y, Z) karşılık gelen demetlerinin kombinasyonlarını temsil eden a,z, b,y ve c,x olarak belirtilen üç ekforik bilgi demetinin tümünün dönüşüm eşiğinin üzerinde olması, davranışsal tepkinin (örneğin, doğru geri çağırma) her üç durumda da eşit derecede mümkün olacağını gösterir. Ancak, burada özetlenen mantığa göre, ekforik bilgi c,x’e karşılık gelen bellek performansının altında yatan veya eşlik eden anımsatıcı deneyimin, b,y’den daha büyük bir otonoetik bilinç derecesi ile karakterize edilmesi beklenir, dolayısıyla a,z’den daha büyük bir otonoetik bilinç derecesi temsil etmesi de beklenti dahilindedir.
Otonoetik Bilinç’in Ölçümü
Bu kısımda, (a) Şekil 1’deki ekforik uzayda dönüşüm eşiğinin üzerindeki farklı noktalara karşılık gelen durumların yaratıldığı ve (b) bu farklı durumlarda geri getirmeye eşlik eden otonoetik bilinç farkındalığının değerlendirildiği iki deney ele alınacaktır.
İlk deneyde, 79 üniversite öğrencisi tek bir sunum denemesinde 27 kategori adı ve tek kategori örneklerinden oluşan (Örneğin enstrüman-KEMAN; meyve-ARMUT) bir listeyi dinlemiştir. Akabinde, üç set geri çağrılan öge veren üç ardışık test aracılığıyla öğrencilerin bellek performansları test edilmiştir. İlk test serbest geri çağırma testidir (free recall test): katılımcılardan olabildiğince örneği herhangi bir sırada geri çağırmaları istenmiştir. İkinci test ise ipucuyla geri çağırma testidir (cued-recall test): Öğrenilen örneklerin ait olduğu kategori isimleri spesifik geri getirme ipuçları olarak katılımcılara sunulmuştur. Üçüncü test de ipucuyla geri çağırma testidir: Kelimelerin ait oldukları kategori isimleriyle birlikte her kategori örneğinin baş harfi katılımcılara ipucu olarak verilmiştir.
Buradaki mantığa göre, serbest geri çağırma (free recall) testinde geri çağrılan ilk ögelerin ekforik bilgisi (iz ve ipucu bilgisinin karışımı), Şekil 1’deki c,x ekforik demetine karşılık gelmektedir ve burada görece zengin epizodik iz bilgisi, görece zayıf durumdaki geri getirme bilgisi ile kombine durumdadır. Kategori-ipucuyla hatırlama testinde geri çağrılan ancak serbest geri çağırma testinde geri çağrılamayan ikinci set ögelerinin ekforik bilgisi Şekil 1’deki b,y ekforik demetine denk düşmektedir ve burada zengin geri getirme bilgisi, zayıf haldeki iz bilgisiyle kombine durumdadır. İkinci set ögelerinin iz bilgilerinin (trace information), ilk kısmınkilere göre daha düşük nitelikte olduğu varsayılmalıdır; aksi takdirde ikinci set ögelerinin serbest geri çağırma testinde de geri getirilmeye (retrieval) müsait olması beklenmektedir. Aynı mantığı ilk iki sette geri çağrılmayıp kategori isimleri ve baş harfler ile hatırlanan üçüncü setin ögeleri için de sürdürecek olursak, bu ögelerin ekforik bilgisi Şekil 1’deki a,z demetine denk düşmektedir ve burada görece zengin haldeki geri getirme bilgisi görece zayıf haldeki iz bilgisiyle kombine durumdadır.
Bu üç set ögede katılımcıların derleyici deneyimlerinin otonoetik bilinç ile hangi ölçüde nitelendiğini değerlendirebilmek adına, katılımcılara geri çağırabildikleri tüm ögeler için bu kelimelerin listedeki varlığını “hatırlama” yoluyla mı yoksa daha farklı bir “bilme” yoluyla mı ifade ettikleri sorulmuştur. Katılımcıların “hatırlama” yargısını verdikleri geri çağrılan ögelerin oranı, geri çağrılan üç ayrı öge seti için ayrı ayrı hesaplanmış ve derleme (recollection) sırasında otonoetik bilincin varlığına yönelik bir tahmin olarak değerlendirilmiştir. Burada, serbest hatırlama ögeleri için “hatırlama” yargısı oranının en yüksek, serbest hatırlamada geri çağrılamayan ancak kategori isimleriyle geri çağrılan ögelerdeki bu oranın ikinci en yüksek, kategori isimleri ve baş harfler yoluyla geri çağrılan ögelerde ise bu oranın en düşük sıralamada olması beklenmektedir.
İlk deneyin sonuçları Tablo 2’de verilmiştir. Bu üç set geri çağrılan öge, serbest hatırlamada verilen, kategori-ipucuyla hatırlamada verilen ancak serbest hatırlamada verilmeyen, ve de baş harf ipucu koşulunda verilen ancak diğer iki koşulda verilmeyen ögeler olmak üzere sırasıyla serbest hatırlama ögeleri, kategori-hatırlama ögeleri ve son olarak harf-hatırlama ögeleri olarak Tablo 2’de yer almıştır.
Üç set halindeki geri çağrılan ögeler için (a) ögelerin set içindeki oranı, (b) bu oranın birinci ya da ikinci testten sonra geri çağrılmak üzere kalan ögelere göre ifadesi, © katılımcılar tarafından “hatırlama” olarak değerlendirilen ögelerin ortalama oranı olmak üzere üç ayrı betimsel istatistik değeri hesaplanmıştır. Buradaki amacımız için önemli veriler son ölçümlerde verilmiştir.
Tablo 2’de de görülebileceği üzere, “hatırlanan” ögeler oranı en yüksek olanlar serbest-hatırlama ögeleri, sonraki en yüksek olanlar kategori-hatırlama ögeleri, en düşük olanlar ise harf-hatırlama ögeleri şeklinde bulunmuştur. Bu verilere göre otonoetik bilincin geçmiş olayların geri çağrılmasına katılımı, direkt olarak epizodik (trace, iz) bilginin, geri çağrılmanın dayandırıldığı ekforik bilgiye olan katkısıyla değişmektedir.
İkinci deneyin mantığı ilk deney ile fazlasıyla benzerlik gösterdiği için bu deneyden kısaca bahsetmek yeterli olacaktır. Bu deneyde 10 katılımcıdan iki adet tanıma (recognition) testi için “hatırlama” ve “bilme” yargıları toplanmıştır; bunlardan biri (ögelerin yarısı için) hatırlanmak üzere 36 kelimenin sunulduğu aynı deney oturumunda verilirken diğeri (ögelerin kalan yarısı için) 7 gün sonra verilmiştir. Buradaki mantık, epizodik iz bilgisinin 7 günlük bekleme aralığında “zenginlik” açısından gerileme yaşayacağı, otonoetik farkındalıkta da bu gerilemeye denk düşen bir azalma gelişeceği, bu nedenle de tanınan ögelerin altında yatan ekforik bilgi demetlerinin daha uzun bekleme aralıklarında semantik geri getirme bilgisi ile daha fazla ağırlıklanacağı varsayımına dayanmaktadır. Bu nedenle, “hatırlama” yargılarının oranının bekleme aralığı ile azalacağı öngörülmektedir.
Tablo 3’te özetlenen veriler bu beklentilerin teyit edildiğini göstermektedir: 7 günlük bekleme aralığında isabet oranları (İO) düşerken yanlış alarm oranları (YA) artmıştır, doğru bir şekilde tanınan kelimeler için “hatırlama” yargılarının oranı ise 8. günde 1. günden daha düşük çıkmıştır. Buna göre, otonoetik bilincin yakın zamanda rastlanan olaylarda, uzun zaman önce rastlanan olaylara göre daha açık bir biçimde bulunduğu sonucuna ulaşmaktayız.
İkinci deneyde katılımcılardan ek olarak genel güven yargıları toplanmıştır. Tablo 4’te görülebileceği gibi -“eski” test ögeleri kısa ve uzun bekleme aralıkları için birleştirilerek verilmiştir- katılımcılar “hatırlanan” olarak sınıflandırdıkları ögeleri tanımalarını “bilinen” olarak sınıflandırdıkları ögeleri tanımalarından daha güvenli bulmaya eğilimlidir, böylelikle güven ve “hatırlama” yargıları arasında pozitif bir korelasyon bulunduğu söylenebilir.
Otonoetik Bilincin Adaptif Değeri
Bu iki deneyin sonuçları, önceki olayların “hatırlanması” ve “bilinmesi” arasında kişilerin anlamlı bir fark gördüklerini, bellek performanslarına denk düşen yargılar oluşturabileceklerini ve de bu yargıların geri getirme bilgisinin dahil olduğu koşullara göre sistematik olarak değişebileceğini göstermektedir. Epizodik bellek ve otonoetik bilinç arasındaki varsayımsal korelasyondan ve sinerjistik ekfori modelinden türetilen beklentilere uyan bu deneylerin başarısı, kişilerin deneyimledikleri olaylara yönelik geri getirme işlemini, otonoetik bir “hatırlama” olmaksızın yalnızca olayın gerçekleştiğine dair noetik bir “bilgi” aracılığıyla sağlayabildikleri varsayımını desteklemektedir. Ancak burada yeni bir problem doğmaktadır. Eğer geçmiş olayların bilgisini epizodik bellek ve otonoetik bilinçten bağımsız olarak geri kazanmak mümkün ise, bunlar neden evrimsel süreçte ortaya çıkmıştır? Bunların adaptif avantajları nereden gelmektedir?
Bu sorunun -ikinci deneyde görülen güven değerlemeleri ve “hatırlama”yargıları arasındaki pozitif korelasyon ile de desteklenen- olası bir cevabı, epizodik bellek ve otonoetik bilincin adaptif değerinin böylesi bir bellek ve bilince sahip olan organizmaların bellekten geri alınan bilgiye inandıklarını ve buna göre hareket etmeye istekli olduklarını ifade eden yüksek öznel kesinlikte yatmasıdır. Çevresel düzene yönelik bir bilgi, şüphesiz adaptif değer taşımaktadır. Epizodik bellek ve otonoetik bilinç, bir organizmanın algılanan evren düzenini iyileştirerek, mevcut zamanda daha kararlı bir eylemliliğe ve gelecek için daha etkili planlamaya yol açar (krş. Griffin, 1976; Lachman & Naus, 1984). Bu bağlamda, amnezinin sıklıkla, hastaların esasen sahip oldukları anımsatıcı (mnemonic) bilgiler hakkında öznel kesinlikten yoksun olmaları ile karakterize edildiğini belirtmek gerekir (ör. Lidz, 1942; Talland, 1965; Weiskrantz, 1978).
Bize sık sık insan beyninin evrendeki en karmaşık madde olduğu söylenmiştir. İnsan bilincinin ise bu maddenin en esrarengiz tezahürü olduğunu söylemek gerekir. Bilinci, beyinden tezahüratını, insan zekası ve insan ilişkilerindeki rolünü anlamak, şayet bir gün mümkün olacaksa, ancak çok uzun bir bilimsel yolculuğun sonunda olabilecektir. Bu yazıda yapmaya çalıştığım şey ise, bu yolculuğun başlayabileceği adımlardan bazılarını tartışmaktır.
Referanslar
[1] Procedural, semantic, and episodic (Ç.N.)
[2] Bazı kelimeleri çevirirken özgün isimlerini de koruyarak parantez içinde veriyoruz. Bu süreçte Tulving’in parantez içinde verdiği, fakat çevirmemiz gereken kelimelerde çakışmalar oluşabiliyor. Bunları metinde dipnot içinde yahut (özgün adı, çevirisi) şeklinde göreceksiniz. (E.N.)
[3] Her ne kadar “bilinç” (consciousness) ve “bilinçli farkındalık (conscious awareness)” (ya da yalnızca farkındalık) ifadeleri birbiriyle yakından ilişkili olsa da, hatta kimi zaman birbirleri yerine kullanılsa da, burada verilen tartışmada farklı anlamlarda kullanılmışlardır. “Bilinç” canlı sistemlerin belirli bir kabiliyetini ifade etmektedir, “farkındalık” ise bu kabiliyeti belirli bir durumda kullanmanın içsel olarak deneyimlenen çıktısıdır. (Bu makalede kullanılmıyor olsa da, bir başka yakın anlamlı ifade olan“dikkat (attention)” organizmanın ya da çevresel durumların farkındalığın içeriğini belirlerken bilinç yönünde uygulayabileceği kontrolü yansıtmaktadır.)
[4] Acquisition, retention, and utilization (Ç.N.)
[5] “Anoetik bilinç” (Cilt. 1, s. 50) ve “noetik bilinç” (Cilt. 2, s. 11) Stout (1896) tarafından burada verilenden farklı ancak bir yönden de ilişki şekilde kullanılmıştır.
[6] Unit for Memory Disorders (Ç.N.)
[7] Bellek kapasitesine yönelik sorgulamalarda karşılaşılan bir ifade olarak bellek uzamı (memory span), kişinin belirli bir süre dahilinde geri çağırabildiği ve tutulu halde bulundurabildiği ögelerin miktarına yönelik bir anlam taşımaktadır. Bu anlamı takiben, geri çağrılabilen ve tutulu halde bulundurulabilen öge miktarını ifade etmek için ise belli birimlerden (digit) bahsetmek mümkündür. Genellikle bu birimlerden ne anlaşılması gerektiği, “istifleme” (chunking) süreciyle farklı unsurların anlamlı bölümlemeler oluşturması, dolayısıyla bu birimlerin içerisinde farklı unsurları barındırabilmesi ve belirtilen bellek kapasitenin daha iyi kullanılması yoluyla açıklanmaktadır. (Ç.N.)
[8] “evasive”, “perimeter”, and “tangible” (Ç.N.)
[9] The synergistic ecphory model of recall and recognition (Ç.N.)
İleri Okuma Önerileri
Tulving’in diğer klasikleşmiş makaleleri olan 1972 tarihli Episodic and Semantic Memory çalışmasını öneririz. Bu çalışmada Tulving bellek çalışmalarında çok temel ayrımlardan biri olan epizodik ve semantik bellek ayrımlarını ortaya koyuyor. 2002 tarihli Episodic Memory: From Mind to Brain isimli çalışmasında ise 1972 yılından 2002 yılına kadar geçen otuz senelik süre zarfında, epizodik bellek çalışmalarının ne noktaya vardığını, artık nasıl bir konuma sahip olduğunu ele alıyor. Daha az bilinen fakat daha güncel olan, 2007 tarihli Are There 256 Kinds of Memory isimli makalesinde de yine bellek sistemlerine eğiliyor Tulving.
Bellek çalışmalarının yanı sıra, bilinç alanında, 1988 yayınlanan Bernard Baars’ın A Cognitive Theory of Consciousness kitabı, bugün için nispeten eski kalsa da, emeklemekte olan bir “bilinç biliminin” ilk adımlarına şahit olmamıza olanak tanıyor. Aynı yazarın 2019’ta yayınlanan On Consciousness adlı kitabı ve Stanislas Dehaene’nin 2014 tarihli Consciousness and The Brain isimli eseri bilinç çalışmalarının güncel bir derlemesini sunacaktır.
Bunlara ek olarak yine 70’lerden ve 80’lerden itibaren artan bir yoğunlukta, bilimin belki de hiçbir zaman bilinci açıklayamayacağı ihtimali değerlendiriyor. Meraklı okura, bu alanda klasikleşmiş olanThomas Nagel’in 1974 tarihli What Is It Like To Be A Bat ve Frank Jackson’ın 1982 tarihli Epiphenomenal Qualia makalelerini önerebiliriz.