İçeriğe atla
Instagram Twitter Linkedin Youtube
  • Anasayfa
  • Faaliyetler
    • Etkinlik
    • Yayın
  • Yazılar
  • Biz Kimiz?
  • Duyurular
  • İletişim
  • EN
  • Anasayfa
  • Faaliyetler
    • Etkinlik
    • Yayın
  • Yazılar
  • Biz Kimiz?
  • Duyurular
  • İletişim
  • EN

“Bırak Salınsın Ruhun” : Zihinsel Gezinti Yaratıcılığı Nasıl Canlandırıyor — Christensen, Giglioni, Tsakiris

Çevirmen: Asude Firdevs Eraçıkbaş
Editör: Işıl Sanusoğlu

Özgün adı: “‘Let the soul dangle’: how mind-wandering spurs creativity”

Julia Christensen
Londra Warburg Enstitüsü’nde Psikoloji alanında, Londra Şehir Üniversitesi’nde Bilişsel Nörobilim alanında doktora sonrası araştırmacısıdır.

Guido Giglioni
Londra Warburg Enstitüsü’nde neo-Latin kültürel ve entelektüel tarihi alanında Cassamarca öğretim görevlisidir.

Manos Tsakiris
Londra, Royal Holloway Üniversitesi’nde Psikoloji profesörü. Sosyal biliş ve öz-farkındalığın nöral ve bilişsel mekanizmalarını inceliyor. Helena De Preester ile beraber The Interoceptive Mind: From Homeostasis to Awareness (2018)’in eş editörüdür.

Rönesans ressamı Albert Dürer, arkadaşları tarafından zihinsel-gezinti sanatının ustası olarak görülürdü. Alman hümanist Willibald Pirckheimer’ın yazdığına göre, Dürer’in zihni kendi hoş düşünceleriyle öylesine “sarılı” olurdu ki, böyle zamanlarda ‘dünyanın en mutlu insanı gibi gözükürdü’.

Çoğumuz zihinsel gezinti halinin erteleme, tefekkür etme, meditasyon, hayallere dalma, kendini kamçılama gibi çeşitli biçimlerde kendini göstermesine oldukça aşinayız. Her ne kadar zihnimizin kıvrımlarında dolaşmak çoğu zaman faydalı gibi gözükse de bu gezintinin bizi maksimum potansiyelimize ulaştırmaktan alıkoyan kötü bir alışkanlık tarafının var olduğu da bir gerçektir.

Hülyalara dalmak (reverie), elbette gerçekliği kabullenmekten bir kaçış, bir sığınış ya da ilham kaynağı olabilir. Fakat, özellikle depresyon, anksiyete veya takıntının pençesinde olduğumuz zamanlarda zihnimizin kendi haline bırakıldığında faydasız ve acı verici düşünceleri tekrar tekrar önümüze sunmaya meyilli olduğunu da bir o kadar iyi biliyoruz.

Peki, sanatın kendisi, bizi daha faydalı duygulara ve zihinsel durumlara doğru itecek bir katalizör görevi görebilir mi? İster bir edebiyat eseri formunda olsun, ister rap müziği, isterse soyut bir yağlı boya tablosu, çoğumuz sanat üzerine düşünerek düşüncelerimizin akışını olumlu bir yöne çevirebileceğimizin farkındayız. Almanların başıboş bir zihne sahip olmanın faydaları üzerine çok güzel bir deyişleri vardır: “die Seele baumeln lassen,”yani “bırak salınsın ruhun.” Şimdilerdeyse, gelişmekte olan nöroestetik bilimi bu tarz bir “salınma” eyleminin ardında yatan biyolojik süreçleri gözler önüne seriyor.

Öncelikle, modern bilişsel bilim zihinsel durumların bedenin geri kalanıyla neden-sonuç dalgacıkları aracılığıyla iletişim içerisinde olduğuna dair oldukça fazla sayıda kanıt sundu. Lezzetli bir çikolatalı pasta fotoğrafına baktığınızda ağzınızın nasıl sulandığını, ya da bir gerilim dizisi izlerken kendinizi nasıl gergin hissettiğinizi düşünün. Düşünceler, hisler ve duygular, amaçsız ya da bilinçli olmalarından bağımsız olarak, pek çok biyolojik olayın bedensel ileticisidir. Sanat da, işte tam olarak bu ileticiden istifade eder.

İkinci yüzyıl Antik Yunan hekimlerimden Galen, beden ve zihin arasındaki bağlantının farkındaydı. Zihinsel gezintinin, fiziksel ve zihinsel bitkinlik halinden kaynaklandığını düşünmüş, tedavisi için de mantık kullanımını gerektirecek, zor ve belirli bir plana göre ilerleyen bir işle uğraşılmasını tavsiye etmişti. Galen’in “Tembellik vücut sıvılarını çoğaltır.”[1] dediğine inanılıyor. Onun varsayımına göre, yalnızca bir işle meşgul olup dikkati o işte toplamak, başına buyruk zihinlerimizin ve bedenlerimizin kontrolden çıkmasını önlemek için üzerinde çalışmamız gereken bir çeşit psikobiyolojik disiplin yöntemidir.

Öte yandan, Antik Yunan’da daha eskilere dayanan, hayal kurmayı iyi olma halini pekiştiren bir eylem olarak gören bir düşünce de hüküm sürmekteydi. Galen’in Hipokrat ataları zihinsel gezintinin, aslında, bizi sağlıklı mental durumumuza geri döndürecek en iyi strateji olduğunu savunuyorlardı. Gelişim psikolojisindeki modern araştırmalar çeşitli zihinsel gezinti biçimleriyle meşgul olan çocuk ve yetişkinlerin daha fazla bilişsel esneklik gösterebildiğini, problem-çözme, planlama, düşünceleri ve hisleri düzenleme gibi yürütme işlevleri yapmaları istendiğinde ise daha iyi bir performansa sahip olduklarını gösterdi.

Beyni eylem halindeyken “görme”nin bir yolu olan Nörogörüntüleme, bu zihinsel durumlarla ilişkili olan beyin süreçlerini açığa çıkarmaya başladı. İnsanların beyinlerinden, düz kalmaları ve hiçbir şeyi düşünmeleri istendi ve beyinlerinde varsayılan Mod Ağının (Default Mode Network-DMN) aktive olmaya devam ettiği görüldü. Bu aktivasyonların özellikle öz-gönderimsel düşünceyle, benlik deneyimiyle ve sezgiyle yakından alakalı olduğu biliniyor. Bununla beraber, önemli yürütücü işlevlerle ilişkilendirilmiş olan prefrontal kortekste (PFC) de aktivasyona rastlandı. Çarpıcı bir biçimde, beynin bu iki kısmındaki ilişki, yani sezgi ve yürütücü işlevler arasındaki ilişki ne kadar kuvvetliyse kişinin bir probleme bulduğu çözümün de o ölçüde yaratıcı olduğu ortaya çıktı. Beyin görüntüleme çalışmaları yalnızca bir korelasyonu gösterir, nedensellik belirtmez. Öyle olsa bile yine de hülyalara dalma eyleminin, bir şekilde benlik düşüncemizi güçlendirerek, zihnimizi ve bedenimizi düşünce ve biyolojik eylemler silsilesiyle bir araya getirerek, bizi hem üretken hem yaratıcı düşünmeye ittiği ihtimaline işaret ediyor.

Sanat bu tarz bir hülyalara dalma eylemi için bir katalizör görevi görebilir, ama aynı zamanda onu düzenlemek ya da kontrol etmek için bir araç olarak da kullanılabilir. Sanatın hem temel özellikleri (majör ya da minör perde, resimde kullanılan renkler), hem içeriğinin karmaşıklığı (şarkı sözleri, tablodaki insanın yüz ifadesi) derin düşüncelere ve duygulara yol açabilir, yine aynı şekilde bedenimizin fizyolojisini etkileyebilir. Yaratıcı düşünce ve sanat eserleriyle meşgul olma eylemlerinin her ikisinin de, özellikle insanlar estetik deneyimlerinin kendileri için çok güçlü ve anlamlı olduklarını söylediklerinde, DMN aktivitesiyle bağıntılı olduğu bulundu. Görünüşe göre, böyle anlarda sanatla olan karşılaşmamız “ben faktörlü” bir deneyim akışı olan otobiyografik düşleri tetikliyor.

Elbette, sanat bizi faydasız ve bir yere varmayan arzulara da itebilir. O şarkıyı tekrar tekrar dinlemek, kalp kırıklığınızın üstesinden gelmenize yardımcı olmayabilir. Yine de sanat kaynaklı üzgünlük halinin sizi her zaman negatif zihinsel döngülere daldıracağını söyleyemeyiz. Aslında, sanat bizim için, karşılaşacağımız ani acılara adapte olmamızı sağlayacak bir duygusal katarsisin kaynağı olabilir. Hepimiz saatlerce ağladıktan sonra gelen o garip, hoş, iç rahatlatan hissi biliyoruz. Bu deneyimin bağışıklık sisteminin güçlü olması durumunda ve başka insanlarla bağ kurduğumuzda ortaya çıkan prolaktin hormonunun salgılanması sonucunda oluştuğu düşünülmekte. Sanat bu açıdan bize, bu tarz bir duygusal nöbeti geçirebileceğimiz, gerçek hayatta deneyimlediğimiz bizi ağlatan durumlara göre daha güvenli bir alan sunuyor. Üzücü veya rahatsız edici sanat eserleri bile zihinsel gezinti yoluyla elde edilebilecek bir çeşit pozitif psikobiyolojik arınmaya yardımcı olabiliyor.

Tarih hülyalara dalmayla yaratıcılık arasındaki ilişkinin örnekleriyle dolu. Burada tam da buna uygun bir örnek olarak Alman sanat tarihçisi Aby Warburg’un 50,000 kitaptan oluşan kütüphanesi verilebilir. Zihinsel-gezintiyi teşvik etmek amacıyla kurulan bu kütüphane bizim şu an araştırmacı olarak görev aldığımız Londra’daki Warburg Enstitüsü’nün kalbi niteliğindeydi. Kütüphane’nin her dört katı da dört farklı temaya ayrılmıştı: İmge, sözcük, oryantasyon ve aksiyon. Bu temalarsa “büyü ve bilim”, “klasik metinlerin devinimi” ve “sanat tarihi” gibi alt temalara bölünmüştü. Warburg’un kitapların neye göre yan yana konacağı fikrinden yola çıkarak oluşturulmuş bu ilginç sınıflandırma biçimi 17. yy medikal kitap cildini matematik, evren ve düzen üzerine yazılmış metinlerin yanında görebilmenize olanak sağlıyordu. Bu dizilimdeki raflar, istediğinizi düşündüğünüz kitabın bir yanındakine gözünüzü kaydırdığınızda, sizi aklınıza hiç gelmemiş, çok farklı bir merak uyandırıcı fikirle ya da konuyla karşılaştıracak tatlı bir entelektüel tesadüf sunar.

Sanat bilgisi, birçok kültür ve toplumda el üstünde tutuluyor. Genel olarak zahmetli bir bilişsel eylem olarak gösterilir, ama sanatın yoğun duygusal deneyimler, pozitif zihinsel gezintiler ve psikobiyolojik öz düzenleme için bir olanak sağladığı unutulur. Beki de Dürer bu tarz bir aktif olmama halinin aktifliğini şu sözleriyle herkesten iyi bir şekilde açıklıyor: “Bir kişi kendini sanata adadığında, aylak kaldığında başına gelebilecek çoğu kötülükten korunmuş olur.”

[1] Antik Yunan ve Roma tıp geleneğindeki yaygın inanışa göre insan vücudu açık renkli safra, koyu renkli safra, mukus ve kan olmak üzere dört çeşit sıvıdan oluşurdu. Hastalıkların bu sıvılardaki değişimler sonucu ortaya çıktığına inanılırdı. (Ç.N.)

Kara Kutuyu Yorumlamak: Büyük Dil Modelleri ve Dil Bilgisi- Sözdizimi — Deniz Ekin Yavaş

10/01/2024

Son yıllarda büyük dil modelleri birçok farklı görevde elde ettikleri başarılarla büyük ilgi çekti. Bu başarılar, bizlere büyük dil modellerinin öneğitim (pre-training) süreçlerinde dilin istatistiksel bilgisinin ötesinde

Read More »

Beynimizin Çikolatalı Milkshake’i: Pikachu! — Joel Frohlich

13/02/2022

Özgün Adı: How The Cute Pikachu is A Chocolate Milkshake for The Brain Joel Frohlich, Los Angeles California Üniversitesi’ndeki Martin Monti’nin laboratuvarında bilinç üzerine çalışan bir araştırmacıdır.

Read More »

Oksitosin ile Sosyal Davranışın Düzenlenmesi: Nasıl çalışır? Ne demektir? — Patricia Churchland, Piotr Winkielman

10/10/2021

Özgün Adı: Modulating Social Behavior with Oxytocin: How does it work? What does it mean? Öz Oksitosin, vücuttaki ve beyindeki diğer rollerinin yanında, sosyal davranışı da

Read More »

Copyrights @2026 CogIST All Rights Reserved

CogIST'te Etkinlik Düzenle

Yazı-Çeviri Gönder

Gizlilik Politikası

Mesafeli Satış Sözleşmesi

Eğitim Katılım Sözleşmesi

Geri Bildirim Formu

Instagram Twitter Linkedin Youtube