İçeriğe atla
Instagram Twitter Linkedin Youtube
  • Home
  • Activities
    • Events
    • Publication
  • This paragraph should be hidden.

  • Who are we?
  • Upcoming Events
  • Contact
  • TR
  • Home
  • Activities
    • Events
    • Publication
  • This paragraph should be hidden.

  • Who are we?
  • Upcoming Events
  • Contact
  • TR

Zaman Algısı: Geçen Zaman Herkes İçin Aynı Şekilde mi Akar? — Rabia Kurşun

Yazar: Rabia Kurşun
Editör: Berkay Tarım

Rabia Kurşun, İstanbul Üniversitesi psikoloji öğrencisi, akademik hayatını biliṣsel nörobilim alanında ilerletmek istiyor.

Zaman, “Bir işin, oluşun içinde geçtiği, geçeceği ve geçmekte olduğu süre, vakit, belirlenmiş olan an” olarak tanımlanmaktadır (Türk Dil Kurumu, 2019). Aristo, öncelik ve sonralık bakımından hareketin sayısı olarak tanımlar zamanı (Topakkaya, 2012).

Yüzyıllardır üzerine düşünülen bir konu olan zaman, alanyazında iki farklı şekilde tanımlanır. Birincisinde zaman; gerçek, yanılgısız, tüm bedene hitap eden bir iç zaman ve nesnel bir olgudur, biyolojik saat, sirkadiyen ritimler bu kategoriye girmektedir. İkincisi ise William James’in (1890) de dediği gibi psikolojik bir değerlendirmedir ve bireysel olarak değişkenlik gösterir. Lewin (1951) “zamansal bakış açısını (temporal perspective)” kişinin şimdi, gelecek ve geçmiş hakkında oluşturduğu bakış açılarının bütünü olarak öne sürer. Bu bize bakış açılarının bireysel farklılıklardan ayrı düşünülemeyeceğini, dolayısıyla kişinin zaman algısının da bireysel bir fenomen olarak ele alınabileceğini göstermektedir. Zimbardo ve Boyd (1999) ise Lewin’in izinden giderek zaman perspektifini bireyin deneyimsel yaşam akışının geçmiş, şimdi ve gelecek olarak zamansal sınıflandırmaya tabi tutulmasıyla oluşan bir olgu olarak tanımlamıştır. Zimbardo ve Boyd (2018) bireyin belirli bir zaman perspektifi oluşturmasında deneyimlerinin, kültürün, eğitimin, yaşanılan çevrenin yapısının, coğrafyanın etkisi olduğunu öne sürmüşlerdir. Zaman perspektifi bu etkenlerle birlikte bir rutin haline gelir ve sürekli olarak hayatın içinde olan bu perspektif kişinin duygu, düşünce ve davranışları üzerinde anlık rol oynayan önemli bir parametredir (Holman ve Zimbardo, 2009). Bu etkiler göz önünde bulundurulduğunda kişinin temel bilişlerinin zamanın ele alınmasında çok mühim olduğunu anlayabiliyoruz. Öyle ki kişinin anlık duygu durumu dahi zamanın o anki geçişini nasıl algıladığında etkileyici bir unsur olabilmektedir. Zamanın içselleştirilmesi için kişinin kendilik algısıyla da bütünleşmesi gerekir. Kişinin mizacı, bilişsel şemaları zaman algısı ile bütünleşerek bir doğal seyir kazanır (Yahyaoğlu, 2013). Böylelikle kişi yaşamı ile uyum halinde ruhsal bütünlüğünü koruyabilir.

Felsefe alanında alanyazını incelediğimizde Kant ve Husserl’in karşıt fikirleri de karşımıza çıkıyor. Kant’ın zaman kavramı, nesnel zamanın düz bir çizgi halinde kronolojik olarak dizimiyken, Husserl’in zamanı ise; geçmiş, gelecek ve şimdi deneyiminin bilincine ait bilgisi olarak geçer. Husserl, “içsel zaman bilinci (internal time-consciousness)” olarak tanımladığı bu bilinci bellekte saklama ve geri çağırmanın etkileşimi ile ifade eder. (Ricoeur, 1985; Kurtar, 2009). Bilinçli bir insan beyninin varlığı ile birlikte zamanın bilinci de başlamış olur. Buna insandan önceki evrenin zamansal bir zemine oturtulmaması örnek verilebilir. Evren, insanın varlığıyla birlikte anlam kazanır, içi doldurulur. Zamandan bahsederken hep bir deneyim ağına gideriz, 6 yıl öncesini hatırlamak için okul yıllarımıza gideriz ve zamanı ona göre anlamlandırırız. Alzheimer bozukluğunda da bu zaman algısı değişime uğrar, kişi burada deneyim ağına gidemez, dolayısıyla zamanı sınıflandırırken oraya bir anı atayamaz. Yani o birey için 5 yıl öncesiyle 15 yıl öncesi arasında fiziksel değişim haricinde bir fark olmaz. Zaman yalnızca bizi değiştirmez, etrafımızdaki her şey zamanla birlikte değişime uğrar. Herakleitos’a göre zamanın akıp geçmesini deneyimlememiz çevrenin de değişimine bağlıdır (Klein, 2011). “Aynı nehirde iki defa yıkanılmaz” sözüyle bunu desteklemiştir, kişi aynı yerde dursa bile çevresi değişir.

Zaman algısından bahsetmeden önce biraz algı (perception) konusuna girmek istiyorum. Algı, kişiden kişiye değişen, deneyimsel dünyamıza göre şekillenen, yanılsamalara açık bir bilgi girdisi olarak tanımlanabilir. Burada girdinin ne denli açık olduğu, büyüklüğü, şiddeti ve tekrarı algının bilinç düzeyinde oluşmasında önemlidir (Cüceloğlu, 1991). Algı bireysel bir süreç olduğu için, girdinin niteliği kadar alıcının özellikleri de oluşumunda önem oluşturmaktadır. İki kişi aynı nesneyi farklı şekillerde algılayabilir, buna bir zamanlar popüler olan mavi-gri elbise örneğini verebiliriz. Veriyi her ne kadar duyu organlarıyla elde etsek de girdiyi alırken veriyi işleyen süreçler kişiden kişiye farklılık gösterebilir. Zihinde halihazırda var olan istekler, deneyimler, önyargılar ve diğer her şey algının tanımlanmasında etkilidir (Sayar, 2008). Nesnede olan bu yanılsama zaman için de geçerlidir. Zamanın algısı; kişisel özelliklere, çevreye, emosyonel duruma göre değişiklik gösterir.

Zaman algısı yaşantıların, duyguların ve deneyimlerin süresinin öznel olarak tahmin edilebilmesini, algılanmasını ifade etmektedir. Zaman algısı diğer algılarla karşılaştırıldığında farklı bir boyutta işlenebilir. Öncelikle zaman soyuttur, elle tutulur bir yanı yoktur, bir olayın oluşu veya bitişi zamanı deneyimlemeyi anlamamıza yardımcı olur. Bir başlangıç ve bitiş anından söz edemediğimiz için belli kısıtlı anları zamanı sınıflandırmak için kullanırız. Bu saatler, takvimler gibi bir somutlaştırmayla da mümkün olabilir. Zaman algısı sayesinde geçmiş ve şimdi arasında köprü kurarız, şimdi deneyimlenen dünyayı geçmişteki zaman algısının yoğun birikimi ile yaşarız. Hapishanede tek hücreli bir odada tutulan mahkumun zamanı algılaması ancak ışıkların kapatılması, yemeklerin verilişi üzerinden kurduğu mantıkla mümkün olabilir. Aynı şekilde bazı araştırmalarda görüldüğü üzere bir uyaranın sunulma süresini uzun ya da kısa algılamamız, uyaran öncesi aktiviteye, uyaranın niteliğine, sunulan ortama göre değişebilmektedir.

Zaman, gündelik hayatta kolaylıkla algılayamadığımız bir olgudur. Her şey zamanın içinde olur, doğal bir süreç içerisinde zamanı deneyimleriz. Deneyimlenen dünyada her an içli dışlı olduğumuz bir unsur olduğu için çoğu zaman bu deneyimi yaşarken bunu fark etmeyiz, fark ettiğimizde ise zaman olduğundan daha yavaş ya da daha hızlı geçebilir. Sevdiğimiz derslerin ile sevmediğimiz derslerin geçme hızı buna örnek gösterilebilir. Sevdiğimiz bir işi yaparken, sevdiğimiz biriyle konuşurken zamanın nasıl geçtiğini anlamayız, peki bu tam tersiyse ne olur? Izdıraba dönüşür. Zaman algısı için özelleşmiş bir duyu organımız yoktur. Tüm duyusal modalitelerle fiziksel zaman ve algısal zaman arasındaki fark olarak hissederiz zamanı. Dikkat, hafıza, uyarılma ve duygusal durumlar dahil olmak üzere birçok faktörün zaman algısını etkileme potansiyeli vardır (Eagleman, 2008). Zaman algılama becerisi, birçok davranışın gerçekleşmesinde yardımcı rol oynar, planlamayı kolaylaştırır. Organizmaların zamanı etkin kullanmak için yararlandığı, farklı hassasiyetleri olan sistemleri vardır; 24 saat döngüsü olan sirkadiyen ritimler, milisaniye-saniye-dakika düzeyinde zaman aralığı tahmini bunlar arasında sayılabilir. Yaşantımızı yöneten zaman değil zaman algısıdır. Zamanı sınıflandırabiliriz ama ancak farkındalık eylemi zamanı algılamamızı sağlar. Bunu yakalayamayan insan yalnızca akıp giden zamanın içinde süzülür; anlam atfedilmeyen zaman, bilinçliliğe ulaşamadan geçer.

Zaman algısı çalışmaları, algılanan süreyi tahmin etme üzerine yapılmaktadır. Algılanan süre ne kadar gerçek süreye yakın olursa o kadar başarılı bir zaman algısı performansı vardır. Burada iki tür paradigma karşımıza çıkar: ileriye yönelik (prospective timing) ve geriye yönelik (retrospective timing) (Grondin, 2010, Zakay ve Block, 2004). İleriye yönelik zamanlama, belirlenen görevin sonunda aradan geçen zamanın tahmininin alınmasına dayanır. Görevin başında kişilere zaman hakkında bir yargıya varacakları bildirildiğinden dikkati ve dikkati sürdürme süreçlerini de dahil eder. Geriye yönelik zamanlamada ise, görev öncesinde herhangi bir yargıya varacaklarına dair yönerge verilmez ve görevin ardından süre tahmininde bulunmaları istenir. Burada bellek süreçleri dahil edilir (Zakay ve Block, 2004).

Zaman algısının değerlendirilmesinde kullanılan 4 yöntemden söz etmekte fayda var.

Bunlardan ilki sözel tahmindir (verbal estimation). Bu yöntemde katılımcılara uyaran sunulup aradan geçen zamanı milisaniye ya da saniye cinsinden ifade etmeleri istenir.

İkincisi zamanı yeniden üretmedir (time reproduction). Bu yöntemde katılımcılara uyaran sunulup başlangıç ve bitişleri arasında geçen zaman aralığını yeniden üretmeleri istenir. Başla ve dur arasındaki sürelerin benzer olması başarılı performans için önemlidir.

Üçüncüsü zaman üretme (time production) olarak tanımlanır. Burada ise katılımcıdan, başla ve dur gibi, belirli bir zaman aralığı üretmeleri istenir, İstenen zaman aralığını sesli ya da klavye tuşuna bu süre kadar basarak belirtmeleri istenir ve belirttikleri zaman aralığının birbiriyle benzer süreler olması beklenir.

Sonuncusu ise karşılaştırma (comparison) yöntemidir. Katılımcılara sunulan farklı süredeki uyaranları birbirlerinin uzunluk-kısalık bakımından karşılaştırmaları istenir (Grondin, 2008, 2010; Zakay, 1990). Bu yöntemlerle zaman algısı ölçümleri araştırmacılar tarafından yapılmaktadır.

Zaman algısının değerlendirmesi her ne kadar farklı yöntemlerle yapılıyor olsa da tartışmalı bir konudur Değerlendirmenin öz bildirime dayalı olması bu durumun en önemli sebeplerinden biridir. Kişinin içsel dinamiklerine bu denli bağlı olması zaman araştırmalarında genelleme ve tekrar edilebilirlik açısından da sorun çıkarabilmektedir. Zaman, hayatla fazlasıyla içli dışlıdır. Hayatımızı zamana göre planlar, bir dizim oluşturur gibi yaşantıları kronolojik olarak sıralarız. Bu sıralama, Interstellar filmindeki gibi dağınık bir zemin de oluşturabilir, döngüsel bir zamandan da söz edilebilir. Fakat bu konu hala tartışmalı diyebiliriz. Zaman algımızı etkileyen pek çok değişken bulunmaktadır, bu etkileşim sürekli olduğu için bir karışıklık yaratmaktan ziyade hayatı dinamik tutar. Zamanın sürekli aynı hızda geçtiği bir yaşamdansa algımızın sürekli olarak değiştiği ve davranışlarımızın, hayatımızın, aktivitelerimizin buna göre şekillendiği bir yaşam çoğumuz için daha cazip görünecektir diye düşünüyorum. Başlangıçtaki sorumuzun cevabı geçen zamanın herkes için aynı algılanmayacağıdır. Hatta kişinin her anı da aynı şekilde algılanmayacaktır. Bunu zamanın ilginç bir özelliği olarak kabul edebiliriz. Carpe Diem (anı yaşamak) dediğimiz düşünce de aslında zamanı fark etmek, algılanan zamanı hissetmek ve onu yaşamak üzerinedir. Bu şekilde zamana anlam atfedebiliriz.

Kaynakça

Eagleman, D. M. (2008). Human time perception and its illusions. Current opinion in neurobiology, 18(2), 131–136.

Green, C. D. (1997). The principles of psychology William James (1890). Classics in the History of Psychology.

Grondin S. Methods for studying psychological time. In: Grondin S, editor. Psychology of time. Bingley, UK: Emerald; 2008. pp. 51–74.

Grondin S. Timing and time perception: A review of recent behaviour and neuroscience findings and theoretical directions. Attention, Perception, & Psychophysics. 2010;72:561–582.

Grondin, S. (2010). Timing and time perception: A review of recent behavioral and neuroscience findings and theoretical directions. Attention, Perception, & Psychophysics, 72(3), 561–582.

Kurtar, S. (2009). Anlatısallaşan Zaman Ve Der Zauberberg (Büyülü Dağ) Paul Ricoeur’ün Anlatısallaşan Zamanının Thomas Mann’ın Der Zauberberg (Büyülü Dağ) Romanındaki Zaman “Aporia” larında Açımlanması.

Lewin, K. (ed.) (1951). Field Theory in Social Science: Selected Theoretical Papers by Kurt Lewin, (UK edition published 1952, ed. Dorwin Cartwright). London: Tavistock.

Ricoeur, P. (1985). Narrated time. Philosophy Today, 29(4), 259.

Topakkaya, A. (2012). Zaman Kavramı Bağlamında Platon-Aristoteles Karşılaştırması. FLSF Felsefe ve Sosyal Bilimler Dergisi, (13), 219–232.

Yahyaoğlu, R. (2013). Yaşlanma ve zaman algısı (Master’s thesis, İstanbul Arel Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü).

Zakay, D. (1990). The role of personal tendencies in the selection of decision-making strategies. The Psychological Record, 40, 207–213.

Zakay, D., & Block, R. A. (2004). Prospective and retrospective duration judgments: An executive-control perspective. Acta neurobiologiae experimentalis, 64(3), 319–328.

Zimbardo, P. G., & Boyd, J. N. (1999). Putting time in perspective: A valid, reliable individual-differences metric. Journal of Personality and Social Psychology, 77(6), 1271–1288.

Hedwig von Restorff — Kognitif VikiMaraton

17/03/2023

Bu doküman CogIST olarak, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla Vikipedi Türkiye’de, kadın bilişsel bilimcilere dair gerçekleştirdiğimiz katkıların bir arşivi niteliğindedir. Vikipedi’deki maddeler sıklıkla değiştirilebildiği

Read More »

Gerçekliği Görmek İçin mi Evrildik? — Donald D. Hoffman

15/12/2021

Özgün Adı: Did we evolve to see reality, or are spacetime and objects just our user interface?* Uzayzamanı, hayatın ve bilincin doğal bir şekilde evrildiği antik

Read More »

Marta Kutas — Kognitif VikiMaraton

17/03/2023

Marta Kutas (2 Eylül 1949), San Diego Kalifornia Üniversitesi’nde (UCSD) bilişsel bilim profesörü ve bölüm başkanıdır. UCSD Dil Araştırma Merkezi’nde yöneticilik yapmasının yanı sıra sinirbilim

Read More »

Copyrights @2026 CogIST All Rights Reserved

Event Submission

Manuscript Submission

Privacy Policy

Distance Sales Agreement

Course Participation Agreement

Feedback Survey

Instagram Twitter Linkedin Youtube