İçeriğe atla
Instagram Twitter Linkedin Youtube
  • Home
  • Activities
    • Events
    • Publication
  • This paragraph should be hidden.

  • Who are we?
  • Upcoming Events
  • Contact
  • TR
  • Home
  • Activities
    • Events
    • Publication
  • This paragraph should be hidden.

  • Who are we?
  • Upcoming Events
  • Contact
  • TR

Sevinç Gözyaşları: Hayatın Anlamının Duygusal Dışavurumu — Paoli, Giubilei, De Gregorio

Çevirmen: Kaan Hamurcu
Editör: Begüm Öztürk

Özgün Adı: Tears of Joy as an Emotional Expression of the Meaning of Life

Yazarlar: Bernardo Paoli, Rachele Giubilei ve Eugenio De Gregorio

Bu makalede çift biçimli bir duygusal dışavurum olan sevinç gözyaşlarının[1] incelenmesi üzerine yürütülmüş bir araştırma projesinden söz edilmiştir. Nitel bir araştırmadan meydana gelen bu süreçte 24 yarı-yapılandırılmış görüşme[2] yapılmış ve bunu takiben MAXDQA yazılımı kullanılarak veri analizi yapılmıştır. Mevcut hipoteze göre sevinç gözyaşları olağanüstü bir neşe halinin alışılmadık bir dışavurumu değildir. Fazla neşe duygusunun düzenlenmesi için organizma tarafından karşıt duygunun (üzüntü) ifadesi de değildir. Bunların aksine sevinç gözyaşları, özel bir işlevi olan başlı başına uyumsal[3] bir duygusal deneyimdir ve tamamen neşe ile kesişmez. Çoğunlukla Hindistan ve Japonya’da olmak üzere gerçekleştirdiğimiz, kültürlerarası nitelikteki görüşmelerden şu olasılığa vardık: Sevinçten ağlamak bunu yaşayanlar için hayatın anlamını, varlıklarının en önemli istikametini gösteren bir işaret olabilir mi? Elde ettiğimiz bulgular bu çıkarımı doğrular nitelikte.

Introduction

Deneyimlediğimiz ve ifade ettiğimiz duygularımızın hepsinin uyumsal işlevleri vardır. Bizi çevreleyen ortamlarda daha iyi yaşamamızı ve belirli durumlara (örnek olarak korkunun sonucu olarak tehlikeden kaçmak verilebilir) özgü tepkiler vermemizi sağlarlar. Duygular, çoğunlukla kendi kendini düzenleyen ve bilinçsiz bir sürecin sonucu olarak meydana gelirler.

Bu süreçte yapıları, yoğunlukları ve ortaya konma biçimleri ayarlanır. Neredeyse hiçbir zaman duygulara verilen tepkiler aslında olabilecekleri kadar şiddetli ya da güçlü değillerdir, bundan ötürü bir insanın bütün iç ve dış geri dönütleri göz ardı ederek aklını kaybetmesi nadiren rastlanan bir durumdur. Duygular aynı zamanda otomatik düzenlemede yer alırlar (Matarazzo ve Zammuner, 2009). Bizler, duygularımızı hedeflerimiz ve arzularımızla kesiştirebilmek için bilinçli girişimlerde bulunarak belirli bir zorluk karşısında korkmanın mantıklı olup olmadığını kendimize sorarız. Durumu gözlemlemek için kullandığımız perspektifi değiştirerek korkuyla baş edebiliriz. Duygu düzenlemeleri kişinin kendi halini düzenleyebildiğini ya da aciliyetlerini hafifletebildiğini gösterir. Genel olarak duygu düzenlemeleri kişinin çevrenin gereklerini ve kendi kaynaklarını inceleyebildiğini, bu şekilde kişinin çevrenin gereklerine esnek ve uyumlu bir şekilde cevap verebilmesini ifade eder. Düzgün bir şekilde ayarlandıklarında duygular sosyal ilişkileri ve bireysel esenliği[4] iyileştirebilirler. Ağlamanın hem kendi kendini düzenleyici (gerginliği azaltmak ve psikolojik dengeyi düzeltmek) hem de diğer insanların dikkatini çekici (bu insanların yardım ve ilgisini istemek) amaçları vardır. Ağlamak bir yandan da önceki tanımın tam tersi bir duygunun ifade biçimi olabilir: Kişinin çok mutlu olduğu anlarda ağlaması gibi. Sevinç gözyaşlarının ikili dışavurumu özgün ama saf bir deneyimdir: Kişi, üzüntüyle birleşmemiş yalın bir sevinç hisseder. İnsanlar hayatlarındaki çok önemli anlarda sevinç gözyaşları dökerler. Bu anlar en çok diğer insanlarla derin ilişkilerin algılandığı ve kişisel başarının adımlarının hissedildiği zamanlarda karşılık bulur.

Nitel araştırmamızın başlangıç noktası önceki çalışmalardan elde ettiğimiz bu bulgulardır. Alışılmadık bir şekilde (yazarlardan birinin Hindistan ve Japonya’ya yaptığı geziler) başlayan bu araştırma, duygular ve duygusal dışavurum üzerindeki kültürel etkileri keşfetmeyi ve bunların ötesinde sevinç gözyaşları ile insanların hayatın anlamı[5] olarak yaptıkları tanımlar arasındaki bağlantıları bulmayı hedeflemiştir. Önceki çalışmalardan bildiğimiz üzere duygusal dışavurumların kontrolünde kültürel farklılıklar vardır. Kolektivist kültürlerde grubun iyiliği bireyin iyiliğinden önce gelir, bu nedenle bu kültürlerin sosyal kanunları insanları duygularını doğrudan ifade etmemeye iter. Grubun uyumunu bozabilecek olumsuz duygulardan özellikle kaçınılır.

Diğer yandan bireysel kültürlerde yoğun duyguların (öfke) ifadesi, öz olumlamadan[6] ötürü daha serbesttir; çünkü bireyin iyiliği grubun iyiliğinden önce gelir. İlginç bir şekilde, bir duygusal dışavurum olarak ağlamak bireysel kültürdeki demokratik ülkelerde daha çok yer bulur. Bu ülkelerde refah düzeyi yüksektir ve politik özgürlük mevcuttur. Araştırmanın odak noktası olan ikinci nokta için de mevcut çalışmalar, hayatlarında diğer insanlara göre daha fazla anlam bulan kişilerin pozitif ruh hallerinde olduklarını ve bireysel esenliğe daha çok eriştiklerini göstermektedir. Ya sevinç gözyaşlarının uyumsal hedefi, hayatın anlamını onu deneyimleyen insanlara işaret etmekse? Önceki çalışmalar bu iki temayı daha önce hiç birbirleriyle ilişkilendirmemiştir. Mevcut çalışma olası bir ilişkiyi incelemeyi hedeflemektedir.

Duyguların Uyumsal İşlevi

Evrimsel bir açıdan bakıldığında, duyguların insanlara hayatın onların karşısına çıkardığı çeşitli durumlara karşı mücadele etmek ve uyum sağlamak hususunda yardımcı olduğu tespit edilmiştir (cf.[7] Lazarus, 1991; Plutchik, 2001). Duygular tetiklendiklerinde aynı anda farklı sistemleri etkinleştirirler ve algısal, dikkat ve nörofizyolojik denebilecek bu sistemler insanları belirli davranışlara hazırlar (Tooby ve Cosmides, 2008). Örnek olarak öfke, sempatik sinir sistemini etkinleştirir ve ilgili duruma dinamik bir cevap verebilmek için gerekli enerji akışını başlatır. Bu cevap meşru müdafaa ya da baskıyı azaltmak olabilir. Diğer yandan korku; bireyin mevzubahis uyarana karşı saldırı, sakınma ya da kaçış tepkilerinden birini verebilmesi için gerekli nörofizyolojik etkinleştirmeyi yerine getirir. Önceki araştırmalarda (Fredrickson, 1998; Ruini, 2017) olumlu duyguların uyum sağlamakla ilgili işlevlerde olumsuz duygulardan daha önemli olduğu tespit edilmiştir. Neşe, ilgi veya memnuniyet gibi duygular kişinin düşünce ve eylem biçimlerini değiştirme kabiliyetine sahiptir. İnsanların bilişsel, davranışsal ve sosyal becerileri bu duygular aracılığıyla iyileştirilebilir ve bu beceriler gelecek için değerli kaynaklar haline gelebilir. Fredrickson (1998), olumlu duyguların kritik uyumsal işlevlerinin öneminin bu olumlu duyguların olumsuz duyguları dengelemekten ve bu dengenin sonuçlarından geçtiğini belirtmiştir. Bu dengeleme sayesinde bireylerin zihinsel ve fiziksel sağlıklarının iyileştiği, bireylerin kendi esenlikleri için çalışma güdüsü geliştirdikleri belirtilmiştir.

Duyguların Düzenleyici İşlevi: Duygusal Öz Düzenleme

Bireyin sosyal yetkinliğinin, fiziksel esenliğinin ve zihinsel sağlığının korunması (cf. Gross and John, 2003) için duyguların kendini kontrol edebilmesinin önemi geniş çevrelerce kabul görmüştür. Duygu düzenlemesi kişinin kendi duygusal deneyimleriyle baş edebilme, bunları gözlemleyebilme ve ayarlayabilme becerisi olarak tanımlanabilir. Bu tanım aynı zamanda iç ve dış uyaranlara karşı duyguların yoğunluğunu, süresini ve ifade edilmesini eşgüdümleyen davranışsal ve bilişsel süreçlere işaret eder (Gross, 1998; Gross, 2007). Kendimizi bizde korku uyandıran durumlarda bulduğumuzda pekala dikkatimizi bizi en çok rahatsız eden etmenlerden uzaklaştırabilir ve bunun yerine daha az tehlikeli bulduğumuz etmenlere odaklanarak an içinde hissettiğimiz duygu yoğunluğunu düzenleyebiliriz. Gross (2001) öncül odaklı ve tepki odaklı stratejiler arasında bir ayrıma gider: Öncül odaklı stratejiler bireylerin duygusal tepkiye yol açabilecek etmenler ortaya çıkmadan yapılanları kapsar. Örnek olarak rahatsız edici olarak algılanan yerlerden ve kişilerden uzak durarak olumsuz duyguların ortaya çıkışını engellemeye çalışmak verilebilir. Tepki odaklı stratejiler ise kişilerin duygusal tepki an içerisinde yaşandığında aldıkları önlemleri kapsar. Mesela öfkeli gözükmek yerine sakin kalmak için çaba sarf etmek ve hissedilen duygunun ifade edilmesini bastırmak, tepki odaklı bir stratejidir. Farklı stratejiler duygusal deneyimleri yatıştırabilir[8] ya da yükseltebilir[9]. Yatıştırıcı stratejiler duygusal tepkiyi söndürmeye çalışırken yükseltici stratejiler bu tepkileri arttırmaya ve uzatmaya gayret ederler. Yatıştırıcı ve yükseltici stratejilerin bu özellikleri, ilgili duygunun olumlu ya da olumsuz olmasından bağımsız olarak işlev görürler.

Mevcut araştırmaların büyük çoğunluğu olumsuz duyguların düzenlenmesine odaklanırken, mutluluk ve gurur gibi olumlu duyguların nasıl düzenlendiğini anlamak amacıyla yapılan çalışmaların sayısı oldukça azdır. Olumlu duygu düzenleme, kişilerin ilgili zamanda hissedilen olumlu duygusal deneyimlerin arttırılması ve sürdürülmesi için uyaranlara karşı verdikleri tepkileri nasıl ayarladıklarını ifade eder (Bryant ve Veroff, 2007). Mevcut çalışmalar (cf. Langston, 1994), insanların çok olumlu deneyimler (bir yarışmada zafer kazanmak ya da önemli bir hedefe ulaşmak gibi) yaşadıkları zamanlarda mevcut mutluluğu korumaya yönelik davranışlar sergileyebildiklerini göstermektedir. Güzel haberi arkadaşlarla ve akrabalarla paylaşmak olumlu deneyimi uzatmaya yönelik bir tutumdur[10]. Olumlu duygu düzenleme stratejileri “tatlandırma”[11] içerirler (Bryant, 1989). Tatlandırma, insanların hayatlarındaki olumlu deneyimleri arttırma ve yoğunlaştırma becerisidir (Bryant ve Veroff, 2007). Bryant ve arkadaşları (2005) üç çeşit tatlandırmadan söz ederler:

Yaşanmak üzere olan olumlu bir durumu tatlandırma,

Güncel olarak deneyimlenen olumlu bir anı uzatan ve destekleyen tatlandırma,

Olumlu deneyimler içeren yoğun anıları bu anılarla ilişkili duyguları tekrar deneyimlemek amacıyla tatlandırma.

İlk çeşide örnek olarak keyifli bir olaydan önce heyecan beklentisine girmek verilebilir. An içerisinde hissettiklerimizi bizim için değerli insanlarla paylaşmak ikinci çeşit tatlandırmaya örnektir. Bir olayın en güzel anlarını hatırlamak da üçüncü çeşit tatlandırmanın bir ifadesidir.

Bryant ve Veroff (2007); kendini bilişsel, davranışsal ve insanlar arası düzeylerde gösteren ve odağında tatlandırma becerisini geliştirmek olan bir takım stratejiler tespit ettiler. Bu stratejileri şu şekilde listeleyebiliriz:

Bir olayın kalıcı olarak hatırasını oluşturmak. Olayın zihinsel bir fotoğrafını çekmek ya da günlük tutmak bu stratejiye örneklerdir.

Olumlu hisleri katlamak[12] amacıyla hayatımızda önemli yer tutan bir şey başardığımızda kendimizi kutlamak.

Olumlu duyguları insanlarla paylaşmak.

Yaşanan deneyimin kıymetini bilebilmek için daha kötü olan bir başka deneyimle kıyaslamak.

Düşüncelerimizi geçmiş ya da geleceğe çevirmeden mevcut anın içinde kalmak ve yaşadıklarımızı odaklanmış bir biçimde deneyimlemek. Bir diğer adıyla “odaklanmış emilim”e[13] başvurmak.

Algısal keskinliği kullanmak. Belirli bir deneyimin yarattığı koku ya da ses gibi duyusal uyarılara odaklanmak.

Davranışsal dışavurum. Memnuniyet döngüsü oluşturmak amacıyla mutlulukla ilişkili fiziksel ifadeleri kullanmak (gülmek, zıplamak, alkışlamak gibi).

Geçiciliğin farkına varmak. İçinde bulunduğumuz anın sonsuza kadar sürmeyeceğini anımsayarak daha çok tadını çıkarmak.

Şükretmek. Olumlu bir deneyim yaşamak için bulduğumuz fırsat için müteşekkir olmak.

Neşe kaçırıcı düşüncelerden kaçınmak. Zor zamanlarda olayın sadece olumsuz kısımlarına odaklanmamak.

Tatlandırma stratejilerinin kullanımı ile bireysel esenliği yansıtan değişkenler (özgüven, hayata karşı memnuniyet ve iyimserlik) arasında olumlu bir bağlantı mevcuttur. Tatlandırma stratejilerinin yokluğu ise depresif hislerle, umutsuzlukla ve anhedoni (keyif alamama) ile ilişkilendirilmiştir (Bryant, 2003; Joormann ve Stanton, 2016).

Kişilerarası Duygu Düzenleme

Bireyler duygusal durumlarını düzenlemek için çoğunlukla diğer bireylerin tesellisine ve desteğine başvururlar. Bu süreç kişilerarası duygu düzenleme olarak adlandırılır (Zaki ve Williams, 2013). Bireyin hislerine empati, beraberlik ve paylaşım çerçevesinde kulak verilmesi; kişinin deneyimlediği duyguların yoğunluğunun düzenlenmesi hususunda değerli bir yardımdır. Zaki ve Williams (2013) kişilerarası duygu düzenlemeyi destekleyecek iki ayrı süreç tespit etmişlerdir. Bunlar cevaptan bağımsız ve cevaba bağımlı süreçlerdir. Cevaba bağımlı süreçler duygunun paylaşıldığı kişiden alınan dönütün kalitesiyle ilintilidir. Başka bir deyişle kişi, üzüntüsünü ya da neşesini bir başka kişi ile paylaştığı zaman ancak karşı tarafın da paylaşım isteğine olumlu tepki vermesi ile memnun olabilir. Paylaşımın muhatabının ilgisizliği durumunda ise duygu düzenleme başarısızlıkla sonuçlanır. Cevaptan bağımsız süreçlerde ise duygusal paylaşımın muhatabının herhangi bir biçimde dönüt vermesi beklenmez: Paylaşımın yapılmış olması, duyguların tanımlanması ve kaynaklarının belirlenmesi bile bireyin duygularının düzenlenmesi için pekala yeterlidir. Tıpkı kendi kendine düzenlemede olduğu gibi kişilerarası düzenlemede de ilgili duyguyla alakalı amaçlarla ilintili olarak farklı stratejilere başvurulabilir. İletişim ortağımızın paylaştığı duygusal deneyimlerin yoğunluğunu söndürecek ve davranışsal tepkilerini azaltacak yönde dönüt verdiğimizde yatıştırıcı süreçlere başvururuz. Pauw ve arkadaşları (2019), deneysel bir çalışmada katılımcılara aldatılmış bir adamın ağladığı videoyu izlettikten sonra katılımcılardan bu adama destek amaçlı video çekmelerini istediler. Mevcut durum acil bir şekilde duygusal yatıştırma gerektiriyorsa (başlamak üzere olan bir işe alım mülakatından önce hazır olmak gibi), katılımcılar karşıdaki bireyin duygularını düzenlemek için dikkat dağıtma ve bastırma stratejileri kullanarak ilgili duygusal deneyimden kopuş yaratmayı hedeflediler. “Şimdilik onun (eşin) hakkında düşünmemeye çalış.” ya da “Duygularına yenik düşme.” gibi telkinlerde bulundular.

Diğer taraftan mevzubahis bireyin hayatındaki kıymetli insanlarla (akrabalar, arkadaşlar, partnerler) paylaştığı olumlu olaylar olduğunda ve bu kıymetli insanlar deneyimlenmiş olumlu duyguların ve faydaların süresini uzatmaya ve arttırmaya çalışmak olduğunda “sermayelendirme”[14] olgusuyla karşı karşıya kalırız (Gable ve arkadaşları 2004; Gable ve Reis, 2010; Reis ve arkadaşları, 2010). Gable ve arkadaşlarının (2004) bulgularına göre olumlu durumları hayatımızdaki değerli insanlarla paylaşmak, kişide esenliğin artmasını ve günlük bir olumlu etki görülmesini sağlamaktadır. Yazarlar aynı zamanda bu değerli kişilerin etkin ve yapıcı bir biçimde “sermayelendirme” girişimlerine geri dönüş vermesi halinde görülecek faydaların daha da artacağına vurgu yapmaktadır. Çiftlerde bu olgu, ilişkinin önemli etmenlerinden olan günlük düzeyde evlilik memnuniyetinde ve samimiyette artan esenliğe karşılık gelmektedir.

Mevcut Çalışmalarda Ağlamanın Yeri

Ağlamak, insanların duygularını sergilemek ve paylaşmak için başvurduğu en yaygın ve evrensel olarak kabul görmüş ifade biçimlerinden biridir. Ağlama, psikobiyolojik, bilişsel ve sosyal süreçler arasındaki etkileşimden (cf. Vingerhoets ve arkadaşları, 2000) doğar ve birçok amaca hizmet eder. Mevcut çalışmalarda ağlamak, gerginliğin azalmasında (cf. Vingerhoets ve arkadaşları, 2009) ve psikolojik dengenin düzelmesinde (Rottenberg ve arkadaşları, 2003; Hendriks ve arkadaşları, 2007) rol oynar; buna karşın deneysel bulgular bu hipotezlerin çeliştiğine işaret etmektedir. Bazı araştırmacılar bu duygusal ifadenin, ağlamanın kişilerarası etkilerini incelediler. Hendriks ve arkadaşları (2008) bireylerin ağlayan bir insanla karşılaştıklarında ne tepki verdiklerini anlamak amacıyla bir araştırma düzenlediler. Bu ankette katılımcılara sosyal durumları yansıtan altı kısa betimleme okuttular. Bu betimlemelerin üçü olumsuz durumları göstermekteydi (cenazede biriyle konuşmak ya da bir araba kazasına sebep olmak gibi). Diğer üç betimleme ise hoş durumlarından söz etmekteydi (yeni çocuk sahibi olmuş biriyle tanışmak gibi). Her bir betimlemede katılımcıların kendilerini bir tutacakları bir ana karakter ve bu ana karakterle birlikte ağlayan ve ağlamayan bir başka karakter yer almaktaydı. Katılımcılar, ağlayan bir karakterle muhatap oldukları çoğu durumda bu karaktere karşı daha az olumsuz hisler besleyeceklerini ve daha fazla duygusal destek göstereceklerini ifade ettiler. Buradan hareketle ağlamanın dikkat çekmek, yardım ve destek talebinde bulunmak ve diğer insanların duygusal desteğini tetiklemek amacıyla kullanıldığını ve bu şekilde sosyal bağ oluşumuna olanak sağladığını söyleyebiliriz (Frijda, 1997; Kottler ve Montgomery, 2001).

Duygusal Dışavurumda Kültürel Farklılıklar

Duyguların ifade edilişinde kültürel farklılıkların etkisi birçok çalışma (cf. Matsumoto, 1989, 1990; Safdar ve arkadaşları, 2009) tarafından incelenmiştir. Bu hususta Ekman ve Friesen (1969); Ekman (1972) sosyal kurallarını varlığını öne sürmüşlerdir. Sergileyiş kuralları[15] olarak da ifade edilen bu kurallar, farklı kültürel gruplarda duyguların dışavurumunu idare etmektedir. Bu kurallar bireyler tarafından sosyalleşme sürecinde öğrenilir. Bu kurallar, duygusal dışavurumu ilgili kültürde bunun ne kadar kabul edilebilir olduğuna (Matsumoto ve arkadaşları, 1999) dayanarak ve kişinin ne şekilde ve hangi bağlamlarda duygularını ifade etmesi gerektiğini temellendirerek yönlendirir.

Sergileyiş kurallarının varlığı hakkında ilk bulgular Ekman (1972) ve Friesen (1972) tarafından yürütülen çalışmalarda ortaya konmuştur. Bu bulgular psikoloji tarihi için mihenk taşı niteliğindedir. Yazarlar Amerikalıların ve Japonların bağlama göre duygularını nasıl farklı biçimlerde ifade ettiklerini vurgulamışlardır. Film izlenirken bir yabancının varlığı sözkonusuysa Amerikalarının aksine Japonlar olumsuz duygularını ifade etmemeye yatkındırlar. Bu olumsuz duygularını gülümseyerek gizlerler. Bir yabancının varlığı Japon katılımcılarda olumsuz duyguların ifade edilmesini düzenleyen, yazılı olmayan ve kültürel olarak öğrenilmiş bir takım kuralların devreye girmesine neden olmuştur. Matsumoto (1992), Ekman ve Friesen’in çalışmalarına devam etmiştir. Matsumoto bu çalışmalarda Amerikalı ve Japon katılımcıların yüz ifadelerini tanıma üzerine olan bir görevde verdikleri yanıtları kıyaslamış ve önceki çalışmalarla uyumlu sonuçlar elde etmiştir. Matsumoto aynı çalışmada Japon katılımcıların olumsuz duyguları tespit etmekte Amerikalı katılımcılardan daha zayıf olduğunu görmüş ancak olumlu duyguların tespit edilmesinde önemli bir farklılığa rastlamamıştır. Matsumoto, sonuçlardaki bu farklılığı açıklayabilmek için bireysellik ve kollektivizm kavramlarına odaklanarak Birleşik Devletler ve Japonya arasında kültürel farklılıkları araştırmıştır. Batılı kültürlerin çoğunun örnek teşkil ettiği üzere bireysel etmenler içeren kültürlerde temel değerler bireysel bağımsızlık, kişisel çıkarlar ve başarıdır. Temel değerlerin bu yönde var olması, bu kültürlerdeki çoğunluğa riayetin azlığını ve bağımsızlık yatkınlığının fazlalığını açıklamak için kullanılabilir. Duygular öncelikle bireyin kişisel deneyimleri olarak yaşanır, pekala bunların dışavurumu da bireyin kendi hakkıdır. Bu kültürlerde sosyal olarak uygun bir biçimde ifade edildiği sürece öfkenin dışavurumu da kabul görür ve hatta bu dışavurumun birey için yararlı bir işlevde olduğu düşünülür (Eid ve Diener, 2001). Kolektif kültürlerde ise çoğunluğa riayet gözetilir ve toplumsal ihtiyaçlar bireysel ihtiyaçların önüne geçer. Kolektif kültürler bireyi toplulukta bütünlüğü ve uyumu korumak konusunda teşvik eder. Bireyselliğin tasdiki geri planda kalır (Matsumoto, 1991; Noon ve Lewis, 1992). Bu kültürlerde duygular sosyal bağlamı yansıtır; aynı zamanda duygular bireysel değil, bunun aksine etkileşimsel deneyimler olarak kabul edildikleri için de dışavurumları kontrol altında tutulmalıdır. Özellikle olumsuz duygular grup bütünlüğünü tehlikeye atar ve bu nedenle bireyler bu yönde duygulardan caydırılır. Öfkenin ve kibrin dışavurumu, grubun nüfuzunu ve uyumunu tehdit ettiği için kabul görmez (Miyake ve Yamazaki, 1995).

Olumlu duygular söz konusu olduğunda bireysel kültürlerde mutluluk arayışına ve bu arayışın bireysel dışavurumuna özen gösterilir: Olumlu duyguları ifade etmemek bir çeşit başarısızlıktır. Mutsuzluğun ise oldukça olumsuz bir çağrışımı vardır. Tam tersine kolektif kültürlerde ise sergileyiş kuralları, tıpkı olumsuz duygularda olduğu gibi olumlu duyguların da dışavurumunu yoksayabilir. Buna gerekçe dışavurumun kimi zaman sakıncalı bulunmasıdır (bkz. Eid ve Diener, 2001).

Safdar ve arkadaşlarının (2009) bir çalışması Amerikalılarda, Kanadalılarda ve Japonlarda yedi temel duyguda sergileyiş kurallarını incelediler. Araştırmanın amacı kültürler arasında ve kültürlerin kendi içinde duygusal dışavurumda sergileyiş kurallarını kıyaslamaktı. Araştırmacılar, Kanadalıların ve Amerikalıların öfke ve tiksinti gibi olumsuz duyguların dışavurumunu Japonlara göre daha çok tasvip ettikleri varsayımında bulundular. Mutluluk ve sürpriz gibi olumlu duyguların dışavurumunda da Japonların diğer iki gruba göre daha az tasvip edici tutum sergilediğini tahmin ettiler. Son olarak üzüntü ve korku gibi duyguların dışavurumunda ise önemli farklılıklar görülmediğini varsaydılar.

Araştırmacılar, sonuçların kurdukları hipotezle uyumlu olduğunu tespit ettiler. Sonuçlara göre Japon katılımcılar Amerikalılara ve Kanadalılara göre olumsuz duyguları daha az dışavurmaktaydılar. Japonlar, mevzubahis olumlu duyguların dışavurumu olduğunda ise Kanadalılardan çok daha geride kalmaktaydılar. Üzüntü ve korkunun dışavurumunda ise Japonlar ve Kuzey Amerikalılar arasında bir farklılık tespit edilmedi.

Duygusal bir dışavurum olarak ağlamanın üzerine bazı araştırmacılar kültürler arası çalışmalar yürüttüler (bkz. Kraemer ve Hastrup, 1986; Vingerhoets ve Becht, 1997). Williams ve Morris (1996), Birleşik Krallık ve İsrail’den 448 katılımcının ağlama davranışlarını incelediler. Sonuçlar Britanyalıların İsraillilerden daha sık ağladığını ve genel olarak kadınların erkeklere göre daha yoğun ve daha sık ağladığını ortaya koydu. Van Hemert ve arkadaşları (2011) ağlamaya yatkınlığı incelemek için Afrika, Asya, Karayipler, Avrupa, Ortadoğu, Kuzey Amerika, Okyanusya ve Güney Amerikadan 37 ülkeyi içeren bir çalışma düzenlediler. Sonuçlar üzerine tahliller, ağlamanın sadece algılanan stres düzeyine değil, öznel esenlik hissine bağlı olduğunu gösterdi. Daha mutlu ülkelerde ağlama ile ilgili daha fazla dışavurum bildirilmekteydi. Bireysel kültüre sahip, demokratik ve dolayısıyla refah içinde, politik olarak özgür ülkelerde ağlamanın daha yoğun olarak görüldüğü tespit edildi.

Sevinç Gözyaşları

Sevinç gözyaşları, birey kendisini büyük neşe ile dolduran anlar deneyimlediğinde şekil bulan bir ağlama biçimidir. Sevinç gözyaşları, üzerine oldukça az araştırma yapılmış bir duygusal deneyimdir; bu durum o kadar vahimdir ki 156 insani duyguyu (Watt Smith, 2015) içeren bir atlasta sözü dahi edilmemiş, Cowen ve Keltner (2017) tarafından California-Berkeley üniversitesinde yürütülen ve 27 farklı, birbirine bağlı duyguyu tespit eden çalışmadaki bir videonun (bu çalışmada farklı duygusal dışavurumların video kayıtları kullanılmıştır) ancak neşe duygusuna ayrılmış kısmında yer alabilmiştir. Mevcut çalışmalar arasında sevinç gözyaşlarına odaklananlar bu dışavuruma olumlu duyguların iki biçimli bir dışavurumu (cf. Aragón ve arkadaşları, 2015; Aragón, 2017; Aragón ve Clark, 2017) olarak yaklaşmış, deneyimlenen şiddetli duygunun (neşe) farklı, pekala zıt duyguları (üzüntü, acı) yansıtan bir dışavurum ile (ağlamak) ortaya konmasına dikkat çekmişlerdir. Buna örnek olarak olimpiyat sporcularının altın madalya kazandıktan sonra döktükleri gözyaşları verilir: Neşeleri o denli fazla ve kontrol edilemez niteliktedir ki ağlamaklı bir tepkiye neden olurlar. Aragon ve arkadaşlarının sunduğu hipoteze göre iki biçimli dışavurumlar, duygu durumları düzenleyici rol üstlenmektedirler: Bireyler olumlu hislerle dolup taştıklarında bu hislerin yoğunluğunu yönetilemez biçimde algılarlar ve bu fazlalığı dengelemek amacıyla deneyimlenen duygunun tersi değer taşıyan duyguyu ifade ederler. Bu bağlamda Aragón ve Clark (2017), sevinç gözyaşlarının aynı zamanda kişilerarası duygu düzenlemede de işlev gördüklerini ortaya koymaktadırlar. Yürüttükleri altı deneysel çalışma doğrultusunda araştırmacılar, katılımcı için değerli olan insanların iki biçimli olarak ifade ettiği neşenin varlığında bu katılımcıların yatıştırıcı süreçlere başvurdukları, ilgili duygunun yoğunluğunu bastırmayı ve bu duyguyu baş edilebilir bir seviyeye getirmeyi amaçladıklarını tespit ettiler. Aragón (2017), iki biçimli dışavurumların karışmış duygusal dışavurumlarla karıştırılmaması gerektiğini vurgulamaktadır. Çalışmasında da gösterdiği gibi iki biçimli dışavurumlar mevcut olayın münferit değerlendirmesinden kaynak bulur. Bu iki biçimli dışavurum, tek bir duygusal deneyime karşılık gelir ancak dışarıdan iki farklı dışavurum olarak gözlemlenir: Olumlu değerlikli (gülümsemek) dışavurum ve olumsuz değerlikli(ağlamak) dışavurum.

Bunun aksine karışmış duygusal dışavurumlar, bir olay aynı anda hem olumlu hem olumsuz değerlendirmeleri ve duyguları tetiklediğinde ortaya çıkar (neşe ve üzüntü gibi). Bu durumda da birbirine zıt anlam taşıyan iki duygusal dışavurum gözlemlenir (Larsen ve arkadaşları, 2001; Larsen ve McGraw, 2014). Aragon, az önce söz açılan çalışmasında katılımcılara cömert bir adamın yardımda bulunduğu bir video izletmiştir. Aynı videoda bu cömert adamın genç yaşta bir trafik kazasında hayatını kaybettiği de belirtilmiştir. Araştırmacı; videoyu izleyen katılımcılarda eşlenmiş (neşe/üzüntü, gülümsemek/ağlamak) olumlu ve olumsuz değerlendirmeler, duygular ve dışavurumlar olduğunu ortaya koymuştur. Videonun cömert adamın trafik kazasında ölmediği ve uzun bir ömür yaşadığı yönünde bilgi verilen versiyonunu izleyen katılımcılar ise, çoğunlukla olumlu değerlendirmeler ve olumlu duygular yönünde geri bildirimde bulundular. Aragón ve Bargh (2018), iki biçimli dışavurumların aynı zamanda belirli güdüleyici yönlendirmeleri yansıttığını önermişlerdir. Bu duruma yönelik verdikleri örnekler şunlardır:

Öfkenin dışavurumu ile ifade edilen mutluluk, amaca ulaşmaya yönelik iştah açıcı deneyimleri aktarabilir.

Üzüntünün dışavurumu (gözyaşları gibi) ile ifade edilen mutluluk, tamamlayıcı deneyimleri aktarabilir. Bu deneyimler, amaca ulaşıldığında hissedilen hazsal memnuniyeti yansıtır.

Bu iki durum bir basketbolcu örneğinde birleştirilebilir. Oyuncu, maç esnasında sayı yaptığında agresif dışavurumlarla mutluluğunu yansıtır (iştah açıcı durum). Aynı oyuncunun maçı kazandığında (ilgili amaca ulaştığında) ise sevinç gözyaşları dökmesi görülebilir (tamamlayıcı durum).

Hoffman ve arkadaşları (2013), sevinç gözyaşlarının hangi deneyimler sonucunda ortaya çıktığına dair bir tasnif çalışması yürütmüşlerdir. Hintli yetişkinlerden oluşan bir örneklem üzerinde yaptıkları sistematik çalışma sonucunda araştırmacılar sevinç gözyaşlarının şekil bulabileceği 15 çeşit durum tespit etmişlerdir: Romantizm dışı sevgi, kişisel başarılar, çocuk sahibi olmak, kavuşmak, romantik aşk, kendini bir filmle/mecra ile özdeşleştirmek, bir çocuğu izlemek, hayat üzerine düşünmek, sevilen birinin hastalıktan/sakatlıktan kurtulması, kişinin kendinin hastalıktan/sakatlıktan kurtulması, estetik doyum, maddi kazanç, bireysel dini deneyim, kişilerarası kahkahalar, iyi bir davranışa tanık olmak.

Bu durumlar arasında romantizm dışı sevgi ve kişisel başarı, sevinç gözyaşlarının deneyimlendiğinin en çok bildirildiği başlıklardır. En az bildirilen başlık ise dini deneyimlerdir. Zickfeld ve arkadaşları (2020) tarafından yürütülen daha incelikli bir çalışmada ise sevinç gözyaşları, dört farklı genel sınıf ortaya koymuştur: Sevgi gözyaşları (evlilikte dökülen gözyaşları), başarı gözyaşları (sportif bir başarı için dökülen gözyaşları), güzellik gözyaşları (olağanüstü derecede güzel bir şey algılandığında dökülen gözyaşları) ve eğlence gözyaşları (kişinin katıla katıla güldüğü anlarda dökülen gözyaşları). Bazı uluslararası çalışmalar ruh hali üzerinde, olumsuz duygular tarafından tetiklenen gözyaşlarının ve olumlu duygular tarafından tetiklenen gözyaşlarının farklı etkileri olup olmadığını incelemiştir. Bu çalışmalar aynı zamanda olumlu duygusal ağlamanın faydalı işlevlerini tespit etmeye çalışmıştır. Ishii ve Shinya (2021)’ya göre kişinin duygudurumunu sakinleştirmek konusunda olumlu ağlama, olumsuz ağlamadan daha etkilidir. Benzer şekilde Hoffman ve arkadaşları (2016) da sevinç gözyaşlarının sıklığının bireyde geçici stresin daha az algılanmasında, neşe dolu ağlamadan sonra fiziksel esenlik hissinde ve bireyin kendi sağlığı üzerine olan algısı hakkındaki geri dönüşlerde oldukça önemli rol oynadığına işaret etmektedir.

Hayatın Anlamı Üzerine Mevcut Çalışmalar

Hayatın anlamı konusuna da değindikten sonra kaynak taraması kısmını tamamlıyoruz. İncelediğimiz yazarların klinik deneyimi, katılımcıların sevinç gözyaşlarını hayatlarının anlamıyla bağdaştırmaya yatkın olduğunu gözler önüne sermiştir. Çalışmalar (cf. King ve arkadaşları, 2006; Datu, 2015), kişinin kendi hayatının anlamı üzerine fikir sahibi olmasının bireyde daha yoğun esenlik duygusu ve olumlu etkiler deneyimlenmesiyle bağlantılı olduğunu göstermiştir. King ve arkadaşları (2006), bir günü anlamlı kılan etmenin gün içinde deneyimlenen olumlu duygusal durumların sıklığı olduğunu öne sürmektedirler. Emmons, 2003; McDonald ve arkadaşları, 2012; Machell ve arkadaşları, 2015 ise hayatın anlamını bireyin kişisel amaçlarının başarımı ile ilişkilendirmişlerdir. Bireyler bu eylemlere anlam yüklerler, bu sebepten ötürü bu eylemlerin başarılması kişinin eylemlerine anlam kazandırır. Bu amaçların başarımı kişide öz-yeterlik hissini arttırır ve esenlik hissinin gelişimi ile sürdürülmesini sağlar (cf. Diener, 1984; Emmons, 1986). Machell ve arkadaşları (2015) ise sıradan olayların kişilerin anlam algısını günlük olarak nasıl etkileyebileceğini incelemişlerdir. Bu amaçla araştırmacılar 162 üniversite öğrencisinden hayatın anlamı, olumlu ve olumsuz sosyal etkinlikler ve edinimler[16] ile hayatlarındaki olumlu ve olumsuz etmenler üzerine araştırmacılara fikir verebilecek günlük raporlar yazmalarını istediler. Sonuçlar, sosyal etkinliklerin ve olumlu edinimlerin daha yüksek bir hayat anlamı algısıyla örtüştüğünü; yine sosyal etkinliklerin ve olumsuz edinimlerin ise daha düşük bir hayat anlamı algısıyla örtüştüğünü ortaya koydu. İnsanların varoluş hissi de pekala sosyal ilişkiler ve diğer insanlarla olan bağlantılar aracılığıyla anlam kazanıyor olabilir. Bu hususta Lambert ve arkadaşları (2013), sosyal ilişkilerin en çok hangi etmeninin kişilerde hayatın anlamı üzerine bir sezinleme oluşturduğunu incelediler. Amerikalı ve azınlıkta da olsa Hintli katılımcıları içeren bir çalışma kapsamında yöntem olarak dört farklı yaklaşımla yürütülen araştırmalar; yoğun bir aidiyet duygusunun hayatı daha anlamlı bulmakla ilişkili olduğunu, bu ilişkinin hayatı anlamlandırma üzerine dayanışma ve sosyal değerden daha etkili olduğunu gösterdi.

Yöntemsel Arkaplan: Anlatılar ve Anlatı Psikolojisi

Araştırmamızın yöntemsel yaklaşımını açıklamaya başlamadan önce anlatılara, anlatı psikolojisine ve duygularla düşüncelerin duygusal dışavurumları üzerine olan çalışmalardaki biyografik yaklaşımlara değinmeyi uygun görüyoruz. Son zamanlarda yürütülen sosyal araştırmalar kapsamında beşeri bilimlerde anlatıların kullanılması oldukça yaygınlaşmaya başladı. Biyografiler, biyografi ve anlatı niteliği taşıyan görüşmelerden, günlüklerden ve son zamanlarda olmak üzere bloglardan ve diğer internet kaynaklarından faydalanarak elde edilen materyaller ve araştırma verileri ile birçok anlatı çözümleme yaklaşımı geliştirilmiştir. Kabaca konuşmak gerekirse anlatı çözümlemeleri, ontolojik görelilik[17] ve ontolojik oluşturmacılık[18] hususunda yapılan felsefi varsayımlardan temel alır (Smith, 2013). Bu anlatı çözümlemeleri araştırmacı ve dış çevreyle gözlemlenen bilgi (buna bilimsel bilgi de dahildir) arasında devamlı bir etkileşim olduğuna işaret eder. Çözümlemeler bu etkileşim sonucunda beraber inşa edilmiştir ve kültürel nitelendirmeler içeren ürünlerdirler.

Anlatılar; insanlar ve bağlamlar ile durumlar ve kültürler üzerine kurulmuş içeriklerdir. Bu sebepten ötürü anlatıların kullanımı beraberinde kuramsal imalar içerirler: Bu imalar kuramın yöntemi (Anlatılar nasıl kullanılır?) ve sonuçların incelenmesi sonucu kuramsal detayların içine girilmesi (Anlatılarla ne yapacağız?) ile ilgilidirler. Burada anlatı oluşturmacılığı kavramına yapılan gönderme; insanları “anlam yapıcı” varlıklar olarak ele alan ve bu anlam yapıcıların kendi deneyimlerini hikaye biçimine getirip yorumlamak, paylaşmak ve bu deneyimlerle uzlaşmak için anlatılardan faydalandığı gerçeğini (Smith ve Monforte, 2020) temel alan sosyokültürel yaklaşımları çağrıştırır. Bu bağlamda anlatı, kültürel ölçütleri takip ederek aktarılmış bir hikayedir. Her birimizin deneyimlerimiz hakkında anlattığımız hikayeler (biyografik deneyimler üzerine detaylandırılmış olanlar da dahil olmak üzere) anlatısal bir yapıdan meydana gelirler (Sarbin, 1986a; Murray, 1995). Öz anlatılar ve biyografiler arasındaki yakın ilişki, hakiki bilgi kaynaklarının (anlatı psikolojisi gibi) ve inceleme araçlarının (biyografik görüşmeler gibi) psikoloji tarihinde ve psikoloji araştırmalarında yaygınlaşmasını sağlamıştır. Mancuso ve Sarbin (1983); insanların anlatısal bir yapıya uygun biçimde düşündüğünü, algıladığını, hayal ettiğini ve rüya gördüğünü iddia etmişlerdir. Her birey, olayları sıralar ve bu olaylara bir temada yer vererek gerçekliğin anlatısal bir tasviri için gerekli temeli atmış olur.

Bruner (1990, 2002), her bir anlatının zihinsel birer kalıp temsil ettiğini ifade eder. Bu kalıplar gerçeği algılamak ve düzenlemek için bir araçtır. İnsan davranışlarını anlamak için bireyin anlatı becerisininin gizemini çözmemiz şarttır. Eylemlerimiz ve düşüncelerimiz (örnek olarak planlama ve hafıza gibi bilişsel süreçler) anlatısal yapıların yönlendirmesi altında oldukları için pekala deneyimlerimiz de anlatısal bir yapı kazanırlar. Kısaca anlatı; sosyal hadiseleri, eylemleri ve onların hikayelerini düzenlemek için kullandığımız yoldur. Bu olguya otobiyografik çalışmalarda da sıklıkla rastlanmaktadır. (Sarbin, 1986b; McAdams ve arkadaşları, 1996).

Biz bu makalede yukarıda verilen bilgilere dayanarak sevinç gözyaşları dökülmesi özelinde neşenin duygusal dışavurumunu etkileyen psikolojik ve kültürel etmenleri keşfetmeyi amaçladık. Bu hususta nitel ve anlatısal bir yaklaşım kullanarak yaptığımız görüşmelerden faydalandık. Yaptığımız görüşmelerin çözümlemelerinde iş bölümüne gittik: İkimiz metinleri yazıya geçirmeyi ve sonuçlardan çıkarım yapmayı üstlenirken üçüncü yazarımız gözetici bir görev üstlenmiştir. Çalışmamızın bütününü Tracy (2010) tarafından tanımlanan nitel araştırma geçerliliği ölçütlerini göz önünde bulundurarak yürüttük. Bu ölçütleri şu şekilde sıralayabiliriz:

A) Değerli Konu (Araştırmanın konusu anlamlı, vakitli, önemli ve ilginç olmalı)

B) Yüksek Özen (Araştırma yeterli, bol, uygun ve girift kuramsal yapılardan, bağlamsal noktalardan, veri toplama ve çözümleme süreçlerinden faydalanmalı)

C) Dürüstlük (Araştırmacı(lar)ın yöntemler ve karşılaşılan güçlükler hususunda açık bir tavrı olmalı)

D) Güvenilirlik (Araştırma geniş bir tanım, somut detaylar ve çok seslilik içermeli)

E) Yankılanma (Araştırma bazı okuyucuları ya da belirli çevreleri, halihazırda inceleme altındaki süreçleri davetkar bir biçimde işleyerek etkileyebilmeli, bunu yaparken de diğer çalışmalarda da kullanılabilir sonuçlar üretmeli)

F) Kayda Değer Katkı (Araştırma, ilgili alana önemli bir katkı sunmalı)

G) Etik Değerler (Araştırma, durumsal ya da kültürel olarak özgün etik değerleri göz önünde bulundurmalı)

H) Anlam Taşıyan Tutarlılık (Araştırma belirttiği amaçlara ulaşmalı, belirttiği amaçlara uyan yöntemler ve süreçler kullanmalı ve mevcut araştırmaları, araştırma sorularını ve bulgular ile çıkarımları anlamlı bir biçimde birbirine bağlamalı)

Nitel bir çalışmanın sonuçlarınının detaylandırılmasını sağlayan çözümleme süreci döngüseldir ve kendi kendini tekrarlar. Araştırmacının çalışması, her bir görüşme sonrasında sürekli bir ileri ve geri gitme eylemini yansıtır. Bu eylem aynı görüşmenin parçaları arasında gerçekleşir: Bir gün bazı dilbilimsel yapılara ve içeriğe odaklanırken bir başka gün diğer yapılara ve içeriğe odaklanır. Bütün bu süreç nitel bir araştırmanın giriftliği kapsamına girer. (Smith ve Monforte, 2020).

Araştırma: Sevinç Gözyaşları ve Hayatın Anlamı Arasında Bir Bağlantı Var Mı?

Mevcut araştırmamızda sevinç gözyaşlarının, yalnızca neşe duygusunun kapsamında bir duygusal dışavurum olmaktan öte kendine has özellikler taşıyan bir olgu olup olmadığını öğrenmek istedik. Bu kendine özgü özellikler taşıma durumuyla birlikte otomatik bir duygusal kendi kendine düzenlemenin haricinde belirli uyumsal işlevler görüp görmediğini anlamayı hedefledik. Araştırma hipotezimizi sevinç gözyaşlarının sadece neşe ile çakışan bir duygu olmadığı ve insanların hayatlarındaki en önemli deneyimlere eşlik eden ve bu deneyimleri işaret eden bir duygu olduğu üzerine kurduk. Bireylerin hayatlarının anlamı bu en önemli deneyimlerden anlaşılabilir, bu deneyimlerin başarılması ise kişinin bütün varoluşu boyunca kendine çizip çizebileceği en ihtiraslı yolu ifade eder. Hipotezimizi incelemek amacıyla nitel bir yaklaşım izlemeyi tercih ettik. Bu amaçla yarı-yapılandırılmış görüşmeler yaparak katılımcılarda duygusal deneyimlerin özgür bir anlatısını uyandırmayı amaçladık. Özgür anlatılardan yola çıkarak henüz araştırılmamış olası yeni etmenleri de ortaya çıkarmaya çalıştık.

Katılımcılar ve Görüşmeler

Nitel yaklaşımımız on yedisi Hindistan’dan, altısı Japonya’dan ve biri ise İngiltere’den olmak üzere yirmi dört katılımcı ile yaptığımız yarı-yapılandırılmış, kapsamlı görüşmeleri temel almaktadır. Katılımcıların bulunması kulağa alışılmadık geliyor olabilir. Bunun sebebi aslında bütün araştırmanın, arkadaşlık ilişkisi içerisinde olduğumuz iki kültürel arabulucunun[19] biz yazarlardan birini katılımcıların bir bölümüyle iletişime sokmasıyla başlamasıdır (Görüşmeler yazarlardan birinin Hindistan ve Japonya’ya yaptığı altı aylık bir gezi sürecinde gerçekleştirilmiştir). İlerleyen aşamalarda diğer katılımcıların bulunması mevcut nitel yazında kabul gören bir yöntem olan kartopu ilkesi[20] ile gerçekleştirilmiştir (Heckathorn, 1997; Morgan, 2008). Katılımcı edinimi, kartopu ilkesi ile gündelik karşılaşmaların karışımı niteliğinde bir yolla tamamlanmıştır. Her iki çözüm yöntemi de nitel araştırmada kabul gören melez yöntemlerdir. Detaylandırmak gerekirse katılımcıların sekizi tesadüf (beş Hintli, iki Japon, bir İngiliz), on ikisi Periyar Üniversitesi’nden bir profesörün üniversitenin Psikoloji Fakültesi’nden öğrencilerle ayarladığı bağlantılar (Salem, Tamil Nadu, Hindistan), dördü ise Tokyo’dan bir kültürel arabulucu sayesinde ayarlanmış bağlantılar aracılığıyla örnekleme katılmıştır. Hint ya da Japon olmamasına rağmen İngiliz adamla yaptığımız görüşmeyi araştırmaya yaptığı ilginç katkıdan ötürü kullanmaya karar verdik. Bütün görüşmeler İngilizce olarak yapıldı ve ses kayıtları alındı. İngilizce konuşmayan beş katılımcının görüşmesinde bir çevirmenden yardım alındı. Her katılımcı, bilgilendirilmiş onam formunu imzaladı. Etik ve gizlilik endişeler göz önüne alınarak katılımcıları isimsizleştirmeye karar verdik. Bu şekilde görüşmelerden makalemizde yer verdiğimiz kesitlerin bireylere değil görüşmelere bağdaştırılmasını sağladık. Cinsiyet gözetmeksizin her yerde erkek kişi zamirlerini kullandık. Katılımcıların demografik dağılımı 15 kadın (11 Hintli ve dört Japon) ve dokuz erkek (altı Hintli, iki Japon ve bir İngiliz) şeklindedir. Katılımcıların ortalama yaşı 29.2’dir. Hintli katılımcıların ortalama yaşı 23.2’ydi, Japon katılımcıların ortalama yaşı ise 42.5’ti. Bu farklılık iki milletin bütün bireylerinin ortalamaları ile aynı doğrultudadır. Hindistan’da yaş ortalaması 28.7, Japonya’da ise 48.6’dır1.

Görüşmeler yarı-yapılandırılmış bir kurallar çerçevesinde gerçekleştirildi. Çalışmamızın Ekler kısmında görüşme kılavuzumuza ulaşabilirsiniz. Kılavuz metninde de görülebileceği üzere sevinç gözyaşları ile ilgili sorular görüşmenin başına, hayatın anlamı ile ilgili sorular ise görüşmenin sonuna yerleştirildi. Böyle bir uygulama ile katılımcının iki konuyu yalnızca birbirlerini takip ettikleri için bağdaştırma olasılığının önüne geçildi. Görüşmeler diyaoglara açık bir tarzda ve katılımcıların anlatılarını takip ederek yürütüldü. Bu şekilde katılımcıların içinde yaşadıkları sosyokültürel bağlamların daha iyi anlaşılması hedeflendi. Gösterdiğimiz yaklaşım, katılımcı ve görüşmeyi yürüten kişi arasında ortak bir anlatı inşa edilmesini sağlarken katılımcının sözünü ettiği duygusal dışavurumun yaşandığı kültürel ve yerel bağlama bağlı kalınması başarıldı. Bruner (1990) tarafından belirtilen ve veri toplama aşamasında ortak inşa sürecinin önemine işaret eden hususlar araştırmamızın temel kuramsal ve yöntemsel dayanağını meydana getirmektedir.

Nitel Veri Çözümlemesi

Yarı-yapılandırılmış görüşmeleri anlatısal temalar için geliştirilmiş bir dizgi yöntemi aracılığıyla nitel içerik çözümlemesine tabi tuttuk (Ryan ve Russell Bernard, 2003; Braun ve Clarke, 2006). İçerik çözümlemesinden önce her bir görüşmenin dizgisi çıkarıldı ve katılımcıların bu dizgileri bir çevirmen tarafından gözden geçirildi. Bunun ardından yazıya dökülmüş her bir görüşmede boy gösteren temalar belirlenmeye çalışıldı. Nitel yaklaşımda temaların önemi büyüktür, çünkü bu temalar araştırma soruları ile bağlantı kurarken bir yandan da verilerle ilgili değerli çıkarım sunarlar (Braun ve Clarke, 2006). Bilgisayar destekli nitel içerik analizini yürütmek için MAXDQA yazılımından faydalandık (Kuckartz, 2013; Kuckartz ve Rädiker, 2019). Bu sayede görüşmelerimizin yapısını elekten geçirdik ve dizgilerini çıkardık. İlk aşamada görüşmeleri okuyarak başlıca temaları tespit ettik. Bu durum ana içerik çözümleme başlıklarını saptamamızı sağladı:

1. Sevinç Gözyaşları

2. Hayatın Anlamı

3. Kişisel Özellikler

Görüşmenin bu üç tematik alanla ilgili olan bölümlerini tespit ettikten sonra çözümlemeyi genişletme yoluna gittik. Bunu görüşmelerin metinlerinden ana konularla alakalı ve ayırt edilebilir içeriklerin çıkarımında bulunarak başardık:

1. Sevinç Gözyaşları: Frekans, tetikleyici olaylar, tanımlama, ilgili durumun hangi şartlarda yaşandığı, ilgili durumun hangi şartlarda yaşanmadığı, geçmiş gerginlikler, aile/arkadaş/sosyal çatışma, içsel çatışma.

2. Hayatın Anlamı: Hayatın anlamı var mı ya da yok mu, tetikleyici olaylar, hayatın anlamı nedir, ilgili kavramlar, sevinç gözyaşları ve hayatın anlamı arasındaki ilişki.

3. Kişisel Özellikler: Bireysel anlatım (şiddetli ya da sakin), duyguların nasıl deneyimlendiği (duyguları kontrol edip edemedikleri), bireylerin kendileri hakkında üçüncü şahıs olarak bahsedip bahsetmedikleri, kişisel/profesyonel farkındalık.

Yukarıda tanımlanan konuları içeren her bir görüşme parçası tekrardan dizgilendi ki katılımcıların söylemleri ile şekillenen özgün anlatı temaları daha net bir şekilde tespit edilebilsin. Her bir tema için karşılık gelen başlıklar saptandı ve tanımlandı (dizgilendi). Daha yoğun parçalar (eklemlendirilmiş, girift, çok anlamlı) ise birden fazla kodla ifade edildi[21].

Bulgular

Çalışmamızın ilk yansıması, Hintli ve Japon katılımcıların çalışmaya katılma hususunda farklı tepkilerini ilgilendirmektedir. Hintli katılımcıları çalışmaya dahil etmemiz ne kadar kolay olduysa bir yabancı tarafından bir görüşmeye alınmak konusunda rahat olan Japonları bulmamız da bir o kadar zor oldu. Japon katılımcılarda ilk başta çalışmaya gösterilen ilgi, birçok sefer yerini çekingenliğe bıraktı. İletişime en çok açık olan katılımcılar bile -biraz da İngilizce’de iletişim kurmanın güçlüklerinden ötürü- duygusal konularda konuşmamak hakkında direnç gösterdi. Gözlemlediğimiz bu durum, mevcut çalışmalarda da belirtildiği gibi Japonların duygunlarını yabancılarla paylaşmak üzerine olan suskunluğunu doğrular nitelikteydi (Nakane, 1970; Matsumoto, 1991). Görüşmelere Hintli ve Japon katılımcılar tarafından verilen duygusal yatırım arasındaki fark, nitel çözümleme esnasında atıfta bulunulan kodların zenginliği ile de gözlemlenebilir. Hintli katılımcıların görüşmelerinde her bir görüşme için ortalama 34.9 kod tanımlanmışken (sevinç gözyaşları ve hayatın anlamı temalarıyla sınırlanmış bir biçimde) Japon katılımcılarda her bir görüşme için ortalama 13.5 kod tanımlandığı görüldü. Bir diğer ilginç bulgu ise, bütün Japon katılımcıların, özellikle de Tokyo’ya komşu dağlık bir eyaletten[22] olanların, görüşmeyi yürüten kişinin sevinç gözyaşları tanımını birçok kez daha önce deneyimledikleri bambaşka bir duygusal deneyim türü ile karıştırmalarıdır. Bu hissin içten içe üzgünken dışarıya neşeli bir dışavurum sergilemekle ilgili olduğunu belirttiler (Bu durum sevinç gözyaşlarında yaşanan durumun tam tersidir[23]). Grubun sükunetini korumak uğruna olumsuz duyguları bastırmak yönündeki bu düstur, kültürel antropoloji metinlerde tanımlanan olgularla uyumlu niteliktedir (cft. Nakane, 1970).

Sevinç Gözyaşları

Görüşmeler, Hintli katılımcıların çoğunun sevinç gözyaşlarını birkaç kez yaşadığını gösterirken Japon katılımcıların hayatlarında yalnızca bir kez bu duyguyu yaşadıklarını işaret etmektedir. Sevinç gözyaşları, genel olarak bilindik bir deneyimdir, buna karşın herhangi bir katılımcı belirli bir sıklıkla sevinç gözyaşlarını deneyimlememiştir. Bu durum, katılımcıların çoğunun genç yaşta olmasıyla bağdaştırılabilir (Tablo 1). Geçmişte neşeden hiç ağlamadıklarını belirten katılımcıların kendilerini daha “sert” ve özgüvenli nitelendirdikleri (“Farklı önceliklerim var.” “İnsanları rahatlıkla silebilirim.” “Kişisel hırslarımı gizlemekte iyiyim.” “Çok hırslıyım.”) fark edilmiştir. Sevinç gözyaşlarının deneyimlendiği bağlamlar şu şekilde belirtilmiştir: Akrabalarla, bir doğum gününde, üniversitede/okulda, bir yarışma esnasında, bir haber alınca, zor işler yapınca/bir sorunu çözünce, bir çocuğun doğumunda, dini bir binada, doğada, politik bir seçimde, düğünde, birine yardım ederken, yemek yaparken, video izlerken ve yalnızken.

Katılımcılar tarafından bildirilen başlıca tetikleyiciler şunlardır: Bir başarıya ulaşmak, başkalarıyla gurur duymak, doğum, olumlu sürpriz, aile tarafından kabul görmek, bir çocuğa kişinin adının verilmesi, ruhani hayret, evlilik, ciddi bir durumu çözmek, bir grubun parçası gibi hissetmek (Tablo 2). Mevcut araştırmalardaki bulgularla tutarlı bir biçimde (Hoffman ve arkadaşları, 2013) bireysel bir başarı (bir okul ya da spor müsabakasını kazanmak, bir üniversiteye ya da işe girmek) sevinç gözyaşlarının başlıca tetikleyicilerinden biridir. Aile hayatıyla ilgili anlarla bağdaştırılan sevinç gözyaşları deneyimlerinin olmaması katılımcıların çoğunun genç yaşta olmasıyla ilişkilendirilebilir. Sevinç gözyaşları deneyimleri için kullanılan tanımlar şunlardır: Anlık, içgüdüsel, beklenmedik, kavranamaz, önemli, güçlü, duygusal, sarsıcı, karşı konulamaz[24], bağıntılı[25], büyük etkiye sahip; azamet, değişim, coşku, zafer, başarı, içgörü, derin kavrayış, sorumluluk duygusu deneyimleme; sevildiğini hissetmek, mutlu olmak, gururlanmak, diri hissetmek, özgür hissetmek, önemli hissetmek, özel hissetmek ve doğru yolda olduğunu hissetmek.

Bunların arasından öne çıkan üç terimi “mutluluk”, “beklenmedik” ve “başarı” olarak sıralayabiliriz. Tetikleyici olay, tıpkı hayattaki ve kariyerdeki önemli bir amacın başarılmasına verilen tepkinin yoğunluğunun beklenmedik olması gibi beklenmedik bir biçimde gerçekleşir. Katılımcıların sevinç gözyaşlarını deneyimlemeden önce hissettiği duygusal gerginlik, çoğunlukla kendilerinin (veya aile üyelerinin) belirli bir hedefe (“Bir şeye katıldığın zaman, özellikle bu şey bir yarışma ise her zaman kazanmak istersin; geride hep bu hırs, arzu vardır. Yine de kendinden şüphe ettiğini bilirsin”) ulaşıp ulaşamayacağı hakkındaki belirsizlikle ilişkilendirildi. Sevinç gözyaşlarının öncesindeki gerginlik, kimi zaman da kişinin kendine ya da ailesine verdiği sözlerin getirdiği kısıtlamadan (“Çok bunalmış hissediyorum”) kaynaklanmıştır. İlgili deneyimin son safhasında ise gerginlik, yerini sevinç gözyaşlarının eşlik ettiği bir özgürlük hissine bırakmıştır (Tablo 3).

Tablo 1. “Sevinç Gözyaşları” kategorisinin sıklığı
Tablo 2. “Tetikleyici Olaylar” kategorisinin sıklığı
Tablo 3. “Sevinç Gözyaşları Öncesi Gerginlik” kategorisinin sıklığı

Sevinç Gözyaşlarının Sebebi Olarak Hedeflerin Başarılması

Özellikle önemli bir amacın başarılması sonrası sergilenen sevinç gözyaşları ve kişinin bu hedefi başarıp başaramayacağı hususundaki zorluk arasında güçlü bir bağlantı bulundu. Görüşme metinlerinde bir arada en çok rastlanan kelimenin de “bilmiyorum” olduğunu belirtmekte fayda var. Bu noktada hipotezimizi ilerleterek sevinç gözyaşlarının beklenmedik mutluluğunun, bir amacı başarmayı çok isteyen ancak becerilerine tam olarak güvenmeyen insanlarda daha kolaylıkla ortaya çıkabileceğini öne sürüyoruz. Bunun yanı sıra önemli bir hedefin farkına varmakla ilişkilendirilen ve içsel bir çatışmanın farkına varılmasının (“Bir işe girmeye çalıştım ancak zihinsel olarak normal bir düzeyde değilim”), kişinin kendi duygularını kontrol edebilme yetisinin (“Sana kolay kolay ağlamadığımı söylemiştim. O yüzden insanların önünde güzel bir haber alırsam sadece mutlu olurum”) ve kişinin hayatının diğer insanlara yardım eden ve olumlu etkide bulunan yönlerinin (“Hayatımızı son zerresine kadar yaşamak ve mümkünse diğer insanlara yardım ederek yaşamak, diğer insanlarla iyi geçinmek.”) kodları ile meydana gelen sevinç gözyaşlarının arasında bir bağlantı olduğunu tespit ettik.

Hayatın Anlamı: Sevinç Gözyaşlarıyla Kurulan Bağlar

“Hayatın anlamı var mı? Varsa hayatının anlamı ne? Hayatın kendine özgül bir anlamı var mı yoksa ona bu anlamı biz mi yüklüyoruz?” Görüşmelerimiz esnasında bu soru, sonlarda katılımcımızın karşısına çıktığında genellikle hazırlıksız yakalanıyorlar. Bu konunun katılımcılar için pek de alışılmış olmadığını gözlemledik. Verdikleri cevaplar da duyguların içeriklerini ilgilendiren sorulara verilen cevaplara göre çok daha özlü oluyor. Benzer şekilde, katılımcılara sevinç gözyaşları deneyimleriyle hayatın anlamına dair tanımları arasında bağlantı görüp görmedikleri sorulduğunda bu soru şaşkınlıkla karşılandı. Bu hususta daha önce hiç düşünmemiş olsalar da hem Hintli hem de Japon katılımcılar sevinç gözyaşları ve hayatın anlamı arasında bir bağlantı gördüler: Hayatın anlamı vardı (Tablo 4)!

Hayatın anlamı şu kategorilere göre tanımlanabilir: Yardımseverlik, diğer insanlar üzerinde olumlu etkide bulunmak, sevmek, iyi ilişkiler içerisinde bulunmak, önemli hedeflere ulaşmak, elinden gelenin en iyisini yapmak, hırslı olmak, kendini akışa bırakmak, mutluluk, bütüncüllük hissi, sağlıklı olmak, Tanrıya inanmak, yaratıcı olmak ve deneyimlerden geçmek. Mevcut literatürde tıpkı sevinç gözyaşlarına işaret edildiği gibi hayatın anlamı en çok yardımseverlik/olumlu etkide bulunmak, aşk/iyi ilişkiler, başarı/hırs/elinden gelenin en iyisini yapmak ile tanımlandı. Bu tanımlar genel olarak diğer insanlar ile iyi ilişkilerde olmak ve kişisel hayat hedeflerini başarmakla ilişkilendirilebilir. Hayatımızın asıl anlamıyla ilgili olduğuna inandığımız konular mevzubahis olduğunda sevinçten ağlıyoruz. Katılımcılardan “hayatın anlamı” öbeği ile ne kast ettikleri üzerine detay vermeleri istendiğinde iyi bir eylemde bulunmak, diğer insanlara bağ kurmak, Tanrı, ölüm, bir fark yaratmak, bir etkiye sahip olmak, hayatın arka plandaki anlamını bulmak, kişinin itibarı, kişinin hayalleri için kararlar vermesi, kendini geliştirmek, kişinin bakış açısını değiştirmesi, olumluluk, elde olanla yetinmek, materyalist olmayan etmenler ve kişisel hırslar terimlerini kullandılar.

Tablo 4. “Hayatın Anlamı Var mı Yok mu” kategorisinin sıklığı

Daha önce de söylediğimiz gibi katılımcılarda sevinç gözyaşları ve hayatın anlamı arasında bağlantı tespit edilmiştir. Buna karşın katılımcıların tümü bu soruyu yanıtlamamıştır, yanıtlayanlarsa evet demeye daha meyillidirler (Tablo 5). Sevinç gözyaşları ve hayatın anlamı arasındaki bu ilişki o denli mevcuttur ki kodlar arasındaki bağlantıların çözümlemesinde “Bazen sevinçten ağladım” ve “Evet, hayatın anlamı var” kodları arasında güçlü bir bağlantı saptanmıştır (Tablo 6).

Tablo 5. “Sevinç Gözyaşları ve Hayatın Anlamı Arasındaki İlişki” kategorisinin sıklığı
Tablo 6. Sevinç Gözyaşları ve Hayatın Anlamı Arasında Paylaşılan Etmenler

Tartışma ve Sonuç

Bu araştırma kapsamında katılımcıların duyguları hakkında konuşma fırsatı oldu. Görüşmelerde yer almak, onların alışılmadık duygusal ifadeleri adlandırmalarını ve hayatlarındaki belirli olaylarla ilişkilendirmelerini sağladı. Anlatısal tekniklerin kullanımı, sevinç gözyaşlarının ikili duygusal dışavurum özelliklerini vurguladı. Belirli bir sıklık gözlemlenmese de bu ikili dışavurum neredeyse bütün katılımcılar tarafından deneyimlendi. Hintli katılımcılar sevinç gözyaşlarını birkaç kez deneyimlediklerini belirttiler, buna karşın Japon katılımcıların çoğu ise bu deneyimi yalnızca bir kez deneyimlediklerini belirttiler. Bu fark Japonlara özgü kültürel yatkınlıklardan dolayı gerçekleşmiş olabilir. Onların duygusal dışavurumları üzerinde daha büyük kontrolleri vardır. Bu bağlamda daha önce hiç sevinç gözyaşları dökmediğini belirten kişilerin kendilerini katı bir biçimde nitelediklerini gözlemledik.

Görüşmelerden derlenen ortalama profil, birkaç kez sevinç gözyaşları döken ve bu sevinç gözyaşlarını hayatında önemli bir sonuç elde ederken döken bir insan suretindedir. Bulgular mevcut makalelerdeki bulgularla paraleldir. Bunun ötesinde sevinç gözyaşlarının dökülmesi, sık sık kişinin ilgili hedefe ulaşıp ulaşamayacağı konusunda şüpheye düştüğü zamanlarda kendini daha çok göstermektedir. Sevinç gözyaşlarının duygusal deneyimlenmesi ve bunu tetikleyici olay beklenmedik bir nitelik taşır (örnek olarak kişinin bir yarışmayı kazanacağını beklememesi verilebilir). Hayattaki önemli bir amaca ulaşınca deneyimlenen neşeli tepkinin gücü de daha önceden bilinmez. Katılımcıların, sevinç gözyaşlarını deneyimlemeden önce hissettiği duygusal gerilim; çoğunlukla kendilerinin veya bir aile üyelerinin bir hedefe ulaşıp ulaşamayacaklarını kestirememelerinden dolayıdır. Buradan hareketle sevinç gözyaşlarının beklenmedik mutluluğu, kişi bir hedefe ulaşmayı çok istediğinde ancak gerekli becerilere sahip olduğuna tam anlamıyla inanmadığında çok daha kolay bir biçimde erişilebilir hale gelir. Görüşmelerde profili çizilen ortalama bir kişi ise hayatın anlamı olduğuna inanmaktadır: Bu kişi aynı zamanda hayatın anlamı ve deneyimledikleri sevinç gözyaşları arasında güçlü bir bağ olduğuna inanmaktadır. Hem Hintli hem Japon katılımcıların da ortaya koyduğu gibi hayatın anlamı bir yandan diğer insanlarla iyi ilişkiler kurmak, onlara yardım etmek ve onlar üzerinde önemli bir etkiye sahip olmak; diğer yandan da kişinin elinden gelenin en iyisini yapması ve mühim hedeflere ulaşması ile bağdaştırılmıştır. İnsanların neden sevinç gözyaşları döktüğüne dair temel sebepler, kişilerin hayatlarının anlamını tarif ederken kullandıkları temalarla yakından ilgilidir.

Araştırmadan toplanan veriler doğrultusunda sevinç gözyaşlarının sadece bir çeşit ikilik sahibi neşe dışavurumu olmadığını ancak kendine münhasır özellikleri olan bir duygu olduğuna dair hipotez üzerine destekleyici etmenler tespit ettik. Bunun ötesinde mevcut araştırmalar, sanıldığından çok daha fazla insan duygularının birbirleriyle bağlantılı olduğunu ve birçok incelikleri olduğunu işaret etmektedir. Sevinç gözyaşlarının olumlu uyumsal işlevinin, insanları kendi hayatlarına anlam katan deneyimlere yönlendirerek yüksek esenlik düzeyine ulaşmaları olduğu söylenebilir. Metnimizi, bu araştırmanın nitel bir araştırmanın sahip olduğu bütün kısıtlamaları içerdiği olgusuyla bitirmek istiyoruz. Bu nitel yaklaşımla katılımcıların sayısını çok az tuttuk ve hem katılımcı hem de görüşmeyi yöneten kişi için “kendini bırakmak” hususunda daha büyük özgürlük sağladık. Bu yaklaşım, araştırmanın kimi konularını bütün katılımcılarla tartışmayacak boyuttaydı. Umuyoruz ki gelecekte sevinç gözyaşları ve ikili duygusal dışavurum araştırmalarına daha çok yer verilsin ve sevinç gözyaşları ile kişilerin hayatın anlamı tanımları arasındaki ilişki, hem nicel hem de nitel yöntemler kullanılarak daha çok incelensin.

Ekler

Yarı-Yapılandırılmış Görüşmenin Metni

Ben İtalyan bir psikoloğum. Hayatla, ilişkilerle ve önemli kararlarla ilgili psikolojik konular üzerine görüşmeler yapmak için dünyayı dolaşıyorum. Sizinle bir görüşme yapabilir miyim? Bu görüşme tamamen anonim olacaktır. Görüşmeyi kaydedeceğim. Bu görüşme 45 dakika civarı sürecek. Görüşmenin sonunda kişisel bilgilerinizi gizleyeceğimi ve koruyacağımı beyan ettiğim bir gizlilik formu imzalatacağım.

Bu görüşmenin iki yönü var: Bir taraftan uluslararası düzeyde sürdürdüğüm araştırmam için bilgi toplamayı amaçlıyorum. Diğer taraftan ise katılımcının hayatı ile ilgili daha önce hiç üzerinde durmadığı noktalara değinmesini amaçlıyorum.

Görüşmenin ilk kısmı duygulara ayrılmış durumdadır. Özellikle sevinç gözyaşlarına odaklanılmıştır. Sevinç gözyaşları özel bir duygudur, çünkü kişinin yüzüne bakınca o kişiyi üzüntüden ağlıyormuş gibi görseniz de içi pekala neşe ile dolu olabilir. Bu çeşit bir duyguyu daha önce hiç yaşadınız mı? (Eğer katılımcı bu duygunun ne olduğunu anlamazsa insanların sevinç gözyaşları döktüğü çocuğun doğumu, evlilik ya da bir yarışmayı kazanmak klasik örnekler verilir. Katılımcı halen bu duyguyu anlamıyorsa sevinç gözyaşları döken insanların olduğu iki fotoğraf gösterilir: Leone’un doğumunda Fedez ve Chiara Ferragni ile Inter formasıyla ellerini göğe kaldıran Javier Zanetti). Bu duyguyu kaç kez deneyimlediniz? Bu duyguyu deneyimlediğiniz durumlardan söz edebilir misiniz? O anda neler hissettiniz? Bu anlarda sevinç gözyaşları dökmeniz sizinle ilgili ne söylüyor?

Tam ters yönde bir başka duygu hakkında konuşmak istiyorum. Sıkılmak. Daha önce hiç sıkıldınız mı? Haftada ya da ayda kaç kez sıkılıyorsunuz? Eğer her gün sıkılıyorsanız, bir gün içerisinde hangi sıklıkla sıkılıyorsunuz? Hangi durumlarda sıkılıyorsunuz? Kendinizi neden bu çeşit durumların içinde buluyorsunuz? İlgili durumlarda sıkılıyor olmanız sizinle ilgili neler söylüyor? Sıkılma duygunuzu yönetmek için denediğiniz yöntemler oldu mu? Hangi yöntem en çok işe yarıyor?

En başta da belirttiğim gibi ben bir psikoloğum. Ben aynı zamanda da bir psikoterapistim, duygularla bu denli ilgili olmamın sebebi de bu. Psikoterapiye aşina mısınız? Psikoterapinin ne olduğunu ve nasıl yürüdüğünü biliyor musunuz? İnsanların psikoterapiyle ilgili genel kanısı nedir? İnsanların psikoterapiye hangi sorunları için başvurduğunu düşünüyorsunuz

Psikoterapide, özellikle benim kullandığım “kısa süreli psikoterapi”de[26] insanların kullandığı etkili ve etkisiz yöntemlere odaklanılmaktadır. Bu bağlamda hayatınızla ilgili iki anı öğrenmek istiyorum: Birisi mevcut durumu kontrol altına alma biçiminizle gururlandığınız bir an, diğeri ise mevcut durumu kontrol altına alma biçiminizle pek de gururlanmadığınız bir an. Bu iki anı bana biraz anlatabilir misiniz? İlk anda hangi yöntemleri kullandınız? İkinci anda hangi yöntemleri kullandınız?

Son olarak, daha önce sorduğum temalarla biraz alakasız iki tema hakkında fikrinizi merak ediyorum. İlk tema hayatın anlamı hakkında. Hayatınızın anlamı ne? Bu soruyu daha önce hiç kendinize sordunuz mu? Size göre hayat, anlamı kendi içerisinde barındırıyor mu yoksa biz bu anlamı icat ediyor ya da belirli bir anlam mı yüklüyoruz? Sevinç gözyaşları döktüğünüz anlarla hayatınızın anlamı arasında bağlantı var mı? Nihayetinde son temaya geldik. Ailenizin ya da bakıcılarınızın sizi uyutmak için söylediği bir hikayeyi, peri masalını, tekerlemeyi ya da şarkıyı hatırlıyor musunuz? Bunu benim için seslendirmek ister misiniz?

Veri Mevcudiyeti Bildirimi

Makalenin sonuçlarını destekleyen ham veri yazarlar tarafından koşulsuz bir şekilde erişime açılacaktır.

Etik Bildirimi

Çalışmamız doğrultusunda insan katılımcılar üzerinde araştırma yapmak için yerel mevzuata dair ya da kurumsal bir etik inceleme ya da onay gerekmemiştir. Katılımcılar tarafından yazılı bilgilendirilmiş onam formları dolduruldu.

Yazarların Katkısı

Bernardo Paoli araştırmayı tasarladı, görüşmeleri yürüttü, görüşmelerin kodlamasına katkıda bulundu, araştırma kısmını ve sonuç kısmını kaleme aldı. Rachele Giubilei mevcut makaleleri araştırdı, görüşmeleri yazıya geçirdi, görüşmelerin kodlanmasına katkıda bulundu ve makale araştırma kısmını yazdı. Eugenio De Gregorio izlenecek yöntemsel yaklaşımı tespit etti, veri çözümleme ve çıkarımı kısımlarına katkıda bulundu ve yöntemler kısmını kaleme aldı. Tüm yazarlar, metnin son sürümünü okudu ve onayladı.

Çıkar Çatışması

Yazarlar, araştırmanın olası bir çıkar çatışması olarak yorumlanabilecek her türlü ticari ve finansal ilişkinin yokluğunda gerçekleştirildiğini ilan ederler.

Yayıncının Notu

Bu makalede öne sürülen bütün iddialar yalnızca yazarlara aittir ve hiçbir şekilde ilgili oldukları kuruluşları ya da yayıncıyı, editörü ya da eleştirmenleri temsil etmemektedir. Bu makalede üreticisi tarafından değerlendirilmiş herhangi bir ürün ya da öne sürülen bir iddia yayıncı tarafından güvence altına alınmamakta ya da tasdik edilmemektedir.

Teşekkür

Rohit Bajaj (Hindistan): Hintli katılımcıların görüşme nüshalarının gözden geçirilmesi.

Sachiko Ogata (Japonya): Japon katılımcılarla dilsel iletişim.

Kadhiravan Subramanian (Hindistan): Salem Periyar Üniversitesi’nde görüşmelerin düzenlenmesi.

Jack Coulton (İngiltere) ve Caine Meyers (Kanada): Dil incelemesi.

Auriemma Vincenzo’ya (İtalya) bu özel çalışmada yer almak için sunduğu öneri için ve metnin kalitesini arttırmak için verdikleri değerli tavsiyeler için iki eleştirmenimize teşekkürlerimizi sunarız.

Notlar

[1] Tears of joy: Metnin başlığında da yer alan bu terimin özgün biçimini belirtmek istedim. (Ç.N)

[2] Bazı soruların standartlaştırıldığı, bazı soruların ise ucu açık biçimde bırakıldığı ve katılımcının görüşmenin akışını yönlendirebildiği görüşmelerdir. (Ç.N)

[3] “Adaptive” vurgusunu size de iletmek istedim. (Ç.N)

[4] Individual wellbeing. (Ç.N)

[5] Meaning of life. (Ç.N)

[6] Self-affirmation: Kişinin kendi değer yargılarını kendine hatırlatma süreci olarak tanımlanır. (Ç.N)

[7] “Confer”: Bu Latince kısaltma, kendisinden sonra verilmiş kaynakların farklı bir görüş sunduğunu ancak yine de kıyaslanmaları gerektiğini işaret eder. Bu kısaltmayı metinde çokça göreceksiniz, okurken karşıt görüşleri de incelemek isterseniz bu kaynaklara da göz atabilirsiniz. (Ç.N)

[8] Down-regulate. (Ç.N)

[9] Up-regulate. (Ç.N)

[10] Özgün metinde kullanılan “capitalization” terimi ekonomik bir terim edasıyla “sermayelendirme” olarak dilimize çevrilmiştir. Her ne kadar böyle bir çeviride anlam kaybı olduğunu düşünsem de siz okuyucularımızla bu terimi de paylaşmak istedim. (Ç.N)

[11] Savoring. Metinde tatlandırma stratejileri olarak belirttiğim bu terim “güzel bir anın, durumun, olayın tadını çıkarmak” öbeği biçiminde de düşünülebilir. (Ç.N)

[12] Amplify sözcüğünü “katlamak” biçiminde çevirmeyi uygun gördüm. (Ç.N)

[13] Attentional absorption. (Ç.N)

[14] Bkz. Dipnot 10

[15] Display rules. (Ç.N)

[16] Achievement: Bu kelimenin dilimizde doğrudan karşılığı “başarım” olsa da metin içerisindeki anlama göre “edinim” gibi bir anlam kazanıyor. Bu dipnotu takip eden cümlede bahsettiğim durumun yaşandığını göreceksiniz. (Ç.N)

[17] Ontological relativism: Gerçekliğin sonlu ve öznel bir deneyim olduğuna dair inançları temel alan felsefe alanıdır. (Ç.N)

[18] Ontological constructionism: Gerçekliği, bilgiye sahip olan öznelerin inşa ettiği olgusunu temel alan felsefe alanıdır. (Ç.N)

[19] Cultural mediator. İnsanlar arasındaki kültürel farklılıkları araştıran ve elde edilen bulguları sorun çözmede kullanan bir uzmanlık alanı olarak tanımlanabilir. Lev Vygotsky’nin Kültürel-Tarihsel Psikoloji Teorisi’nde bahsettiği temel mekanizmalardan biridir. Bkz. Cultural mediation — Wikipedia (Ç.N)

[20] Snowball principle. (Ç.N)

[21] Her ne kadar bu noktadan önce “code” kavramını “dizgi” kelimesi ile çevirmiş olsam da burada görüşmelerin parçalarının belirli noktalar özelinde belirlenmesinden bahsediliyor. “Kodlamak” fiilini kullanmaktan her ne kadar kaçınsam da burada siz okuyucularımızın rahat bir okuma yapabilmesi için böyle bir çeviri yaptım. (Ç.N)

[22] Prefecture: Düz karşılık “bölge” de olsa bahsedilen Japonya’daki alt yönetim alanları olduğu için “eyalet” karşılığını daha doğru buldum. (Ç.N)

[23] Sevinç gözyaşlarında neşe ve memnuniyet yaşanırken üzüntünün dışavurumu olan ağlama gözlemlenir. (Ç.N)

[24] Overwhelming. (Ç.N)

[25] Relevant. (Ç.N)

[26] Brief therapy. Belirli bir probleme odaklanan ve doğrudan müdahaleyi ön plana alan psikoterapi biçimi. (Ç.N)

Kaynakça

Aragón, O. R. (2017). “Tears of joy” and “tears and joy?” personal accounts of dimorphous and mixed expressions of emotion. Motiv. Emot. 41, 370–392. doi: 10.1007/s11031–017–9606-x

Aragón, O. R., and Bargh, J. A. (2018). “So happy i could shout!” and “So happy i could cry!” Dimorphous expressions represent and communicate motivational aspects of positive emotions. Cogn. Emot. 32, 286–302. doi: 10.1080/02699931.2017.1301388

Aragón, O. R., and Clark, M. S. (2017). Tears of joy” & “smiles of joy” prompt distinct patterns of interpersonal emotion regulation. Cogn. Emot. 32, 1–27. doi: 10.1080/02699931.2017.1360253

Aragón, O. R., Clark, M. S., Dyer, R. L., and Bargh, J. A. (2015). Dimorphous expressions of positive emotion: displays of both care and aggression in response to cute stimuli. Psychol. Sci. 26, 259–273. doi: 10.1177/0956797614561044

Braun, V., and Clarke, V. (2006). Using thematic analysis in psychology. Qual. Res. Psychol. 3, 77–101. doi: 10.1191/1478088706qp063oa

Bruner, J. (1990). Acts of Meaning. Cambridge: Harvard University Press.

Bruner, J. (2002). Making Stories. Law, Literature and Life. New York, NY: Farrar, Strass e Grioux.

Bryant, F. (2003). Savoring Beliefs Inventory (SBI): a scale for measuring beliefs about savouring. J. Mental Health. 12, 175–196. doi: 10.1080/0963823031000103489

Bryant, F. B. (1989). A four-factor model of perceived control: avoiding, coping, obtaining, and savoring. J. Pers. 57, 773–797. doi: 10.1111/j.1467–6494.1989.tb00494.x

Bryant, F. B., Smart, C. M., and King, S. P. (2005). Using the past to enhance the present: boosting happiness through positive reminiscence. J. Happiness Stud. 6, 227–260. doi: 10.1007/s10902–005–3889–4

Bryant, F. B., and Veroff, J. (2007). Savoring: A New Model of Positive Experience. Mahwah, NJ: Lawrence Erlbaum Associates Publishers.

Cowen, A. S., and Keltner, D. (2017). Self-report captures 27 distinct categories of emotion bridged by continuous gradients. Proc. Natl. Acad. Sci. U.S.A. 114, E7900–E7909. doi: 10.1073/pnas.1702247114

Datu, J. A. D. (2015). The synergistic interplay between positive emotions and maximization enhances meaning in life: a study in a collectivist context. Curr. Psychol. 35, 459–466. doi: 10.1007/s12144–015–9314–1

Diener, E. (1984). Subjective well-being. Psych. Bull. 95, 542–575. doi: 10.1037/0033–2909.95.3.542

Eid, M., and Diener, E. (2001). Norms for experiencing emotions in different cultures: inter- and intranational differences. J. Pers. Soc. Psychol. 81, 869–885. doi: 10.1037/0022–3514.81.5.869

Ekman, P. (1972). “Universal and cultural differences in facial expressions of emotion,” in Nebraska Symposium of Motivation, Vol. 19, ed. J. Cole (Lincoln, NE: University of Nebraska Press).

Ekman, P., and Friesen, W. V. (1969). The repertoire of nonverbal behavior: categories, origins, usage, and coding. Semiotica 1, 49–98. doi: 10.1515/semi.1969.1.1.49

Emmons, R. A. (1986). Personal strivings: an approach to personality and subjective well-being. J. Pers. Soc. Psychol. 51, 1058–1068. doi: 10.1037/0022–3514.51.5.1058

Emmons, R. A. (2003). “Personal goals, life meaning, and virtue: wellsprings of a positive life,” in Flourishing: Positive Psychology and the Life Well-Lived, eds C. L. M. Keyes and J. Haidt (Washington, DC: American Psychological Association), 105–128. doi: 10.1037/10594–005

Fredrickson, B. L. (1998). What good are positive emotions? Rev. Gen. Psychol. 2, 300–319. doi: 10.1037/1089–2680.2.3.300

Friesen, W. V. (1972). Cultural Differences in Facial Expressions in a Social Situation: an Experimental Test of the Concept of Display Rules. Ph.D. thesis. San Francisco, CA: University of California.

Frijda, N. H. (1997). “On the functions of emotional expression,” in The (non)Expression of Emotions in Health and Disease, eds A. J. J. M. Vingerhoets, F. J. Van Bussel, and A. J. W. Boelhouwer (Tilburg: Tilburg University Press), 1–14.

Gable, S. L., and Reis, H. T. (2010). Good news! Capitalizing on positive events in an interpersonal context. Adv. Exp. Soc. Psychol. 42, 195–257. doi: 10.1016/S0065–2601(10)42004–3

Gable, S. L., Reis, H. T., Impett, E. A., and Asher, E. R. (2004). What do you do when things go right? The intrapersonal and interpersonal benefits of sharing positive events. J. Pers. Soc. Psychol. 87, 228–245. doi: 10.1037/0022–3514.87.2.228

Gross, J. J. (1998). The emerging field of emotion regulation: an integrative review. Rev. Gen. Psychol. 2, 271–299. doi: 10.1037/1089–2680.2.3.271

Gross, J. J. (2001). Emotion regulation in adulthood: timing is everything. Curr. Dir. Psychol. Sci. 10, 214–219. doi: 10.1111/1467–8721.00152

Gross, J. J. (ed.) (2007). Handbook of Emotion Regulation. New York, NY: The Guilford Press.

Gross, J. J., and John, O. P. (2003). Individual differences in two emotion regulation processes: implications for affect, relationships, and well-being. J. Pers. Soc. Psychol. 85, 348–362. doi: 10.1037/0022–3514.85.2.348

Heckathorn, D. D. (1997). Respondent-driven sampling: a new approach to the study of hidden populations. Soc. Prob. 44, 174–199. doi: 10.2307/3096941

Hendriks, M. C. P., Croon, M. A., and Vingerhoets, A. J. J. M. (2008). Social reactions to adult crying: the help-soliciting function of tears. J. Soc. Psychol. 148, 22–41. doi: 10.3200/SOCP.148.1.22–42

Hendriks, M. C. P., Rottenberg, J., and Vingerhoets, A. J. J. M. (2007). Can the distress-signal and arousal-reduction views of crying be reconciled? Evidence from the cardiovascular system. Emotion 7, 458–463. doi: 10.1037/1528–3542.7.2.458

Hoffman, E., Garg, N. R., and Gonzalez-Mujica, J. (2013). Tears of joy in India. Ind. J. Pos. Psychol. 4, 212–217.

Hoffman, E., Tran, A., Compton, W. C., and Sasaki, H. (2016). Tears of joy among Japanese young adults: implications for counselling. Asia Pac. J. Counsel. Psychother. 7, 1–11. doi: 10.1080/21507686.2016.1214157

Ishii, Y., and Shinya, Y. (2021). Positive emotions have different impacts on mood and sympathetic changes in crying from negative emotions. Motiv. Emot. 45, 530–542. doi: 10.1007/s11031–021–09887–1

Joormann, J., and Stanton, C. H. (2016). Examining emotion regulation in depression: a review and future directions. Behav. Res. Ther. 86, 35–49. doi: 10.1016/j.brat.2016.07.007

King, L. A., Hicks, J. A., Krull, J. L., and Del Gaiso, A. K. (2006). Positive affect and the experience of meaning in life. J. Pers. Soc. Psychol. 90, 179–196. doi: 10.1037/0022–3514.90.1.179

Kottler, J. A., and Montgomery, M. J. (2001). “Theories of crying,” in Adult Crying: A Biopsychosocial Approach, eds A. J. J. M. Vingerhoets and R. R. Cornelius (Hove: Brunner-Routledge), 1–17.

Kraemer, D. L., and Hastrup, J. L. (1986). Crying in natural settings. Behav. Res. Ther. 24, 371–373. doi: 10.1016/0005–7967(86)90199–3

Krompinger, J. W., Moser, J. S., and Simons, R. F. (2008). Modulations of the electrophysiological response to pleasant stimuli by cognitive reappraisal. Emotion 8, 132–137. doi: 10.1037/1528–3542.8.1.132

Kuckartz, U. (2013). Qualitative Text Analysis: A Guide to Methods, Practice and Using Software. London: Sage. doi: 10.4135/9781446288719

Kuckartz, U., and Rädiker, S. (2019). Analyzing Qualitative Data with MAXQDA. Berlin: Springer. doi: 10.1007/978–3–030–15671–8

Lambert, N. M., Stillman, T. F., Hicks, J. A., Kamble, S., Baumeister, R. F., and Fincham, F. D. (2013). To belong is to matter: sense of belonging enhances meaning in life. Pers. Soc. Psychol. Bull. 39, 1418–1427. doi: 10.1177/0146167213499186

Langston, C. A. (1994). Capitalizing on and coping with daily-life events: expressive responses to positive events. J. Pers. Soc. Psychol. 67, 1112–1125. doi: 10.1037/0022–3514.67.6.1112

Larsen, J. T., and McGraw, A. P. (2014). The case for mixed emotions. Soc. Pers. Psychol. Compass 8, 263–274. doi: 10.1111/spc3.12108

Larsen, J. T., McGraw, A. P., and Cacioppo, J. T. (2001). Can people feel happy and sad at the same time? J. Pers. Soc. Psychol. 81, 684–696. doi: 10.1037/0022–3514.81.4.684

Lazarus, R. S. (1991). Emotion and Adaptation. Oxford: Oxford University Press.

Machell, K. A., Kashdan, T. B., Short, J. L., and Nezlek, J. B. (2015). Relationships between meaning in life, social and achievement events, and positive and negative affect in daily life. J. Pers. 83, 287–298. doi: 10.1111/jopy.12103

Mancuso, J. C., and Sarbin, T. R. (1983). “The self-narrative in the enactment of roles,” in Studies in Social Identity, eds T. R. Sarbin and K. E. Scheibe (New York, NY: Praeger), 233–253.

Matarazzo, O., and Zammuner, V. L. (2009). La Regolazione Delle Emozioni. Bologna: il Mulino.

Matsumoto, D. (1989). Cultural influences on the perception of emotion. J. Cross Cult. Psychol. 20, 92–105. doi: 10.1177/0022022189201006

Matsumoto, D. (1990). Cultural similarities and differences in display rules. Motiv. Emot. 14, 195–214. doi: 10.1007/BF00995569

Matsumoto, D. (1991). Cultural influences on facial expressions of emotion. South. Comm. J. 56, 128–137. doi: 10.1080/10417949109372824

Matsumoto, D. (1992). American-Japanese cultural differences in the recognition of universal facial expressions. J. Cross Cult. Psychol. 23, 72–84. doi: 10.1177/0022022192231005

Matsumoto, D., Kasri, F., and Kooken, K. (1999). American–Japanese cultural differences in judgements of expression intensity and subjective experience. Cogn. Emot. 13, 201–218. doi: 10.1080/026999399379339

McAdams, D. P., Hoffman, B. J., Mansfield, E. D., and Day, R. (1996). Themes of agency and communion in significant autobiographical scenes. J. Pers. 64, 339–377. doi: 10.1111/j.1467–6494.1996.tb00514.x

McDonald, M. J., Wong, P. T., and Gingras, D. T. (2012). “Meaning-in- life measures and development of a brief version of the personal meaning profile,” in The Human Quest for Meaning: Theories, Research, and Applications, 2nd Edn, ed. P. T. P. Wong (New York, NY: Routledge), 357–382.

Miyake, K., and Yamazaki, K. (1995). “Self-conscious emotions: the psychology of shame, guilt, embarrassment, and pride,” in Self-Conscious Emotions: The Psychology of Shame, Guilt, Embarrassment, and Pride, eds J. P. Tangney and K. W. Fischer (New York, NY: Guilford Press), 488–504.

Morgan, D. (2008). “Snowball sampling,” in The SAGE Encyclopedia of Qualitative Research Methods, ed. L. Given (Thousand Oaks, CA: SAGE Publications Inc), 816–817.

Murray, K. D. (1995). “Narratology,” in Rethinking Psychology, eds J. A. Smith, R. Harré, and L. Van Langenhove (London: Sage), 179–195.

Nakane, C. (1970). Japanese Society. A Practical Guide to Understanding the Japanese Mindset and Culture. North Clarendon, VT: Tuttle Publishing.

Noon, J. M., and Lewis, J. R. (1992). Therapeutic strategies and outcomes: perspectives from different cultures. Br. J. Med. Psychol. 65, 107–117. doi: 10.1111/j.2044–8341.1992.tb01691.x

Pauw, L. S., Sauter, D. A., van Kleef, A., and Fischer, A. H. (2019). Stop crying! The impact of situational demands on interpersonal emotion regulation. Cogn. Emot. 33, 1587–1598. doi: 10.1080/02699931.2019.1585330

Plutchik, R. (2001). The nature of emotions. Am. Sci. 89, 344–350. doi: 10.1511/2001.4.344

Reis, H. T., Smith, S. M., Carmichael, C. L., Caprariello, P. A., Tsai, F. F., Rodrigues, A., et al. (2010). Are you happy for me? How sharing positive events with others provides personal and interpersonal benefits. J. Pers. Soc. Psychol. 99, 311–329. doi: 10.1037/a0018344

Rottenberg, J., Wilhelm, F. H., Gross, J. J., and Gotlib, I. H. (2003). Vagal rebound during resolution of tearful crying among depressed and nondepressed individuals. Psychophysiology 40, 1–6. doi: 10.1111/1469–8986.00001

Ruini, C. (2017). Positive Psychology in the Clinical Domains, Research and Practice. Bologna: Springer International Publishing. doi: 10.1007/978–3–319–52112–1

Ryan, G. V., and Russell Bernard, H. (2003). Techniques to identify themes. Field Meth. 15, 85–109. doi: 10.1177/1525822X02239569

Safdar, S., Friedlmeier, W., Matsumoto, D., Yoo, S. H., Kwantes, C. T., Kakai, H., et al. (2009). Variations of emotional display rules within and across cultures: a comparison between Canada, USA, and Japan. Can. J. Behav. Sci. 41, 1–10. doi: 10.1037/a0014387

Sarbin, T. R. (1986a). “The narrative as root metaphor for psychology,” in Narrative Psychology. The Storied Nature of Human Conduct, ed. T. R. Sarbin (New York, NY: Praeger), 3–21.

Sarbin, T. R. (1986b). Narrative Psychology. The Storied Nature of Human Conduct. New York, NY: Praeger.

Smith, B. (2013). Disability, sport and men’s narratives of health: a qualitative study. Health Psychol. 32, 110–119. doi: 10.1037/a0029187

Smith, B., and Monforte, J. (2020). Stories, new materialism and pluralism: understanding, practising and pushing the boundaries of narrative analysis. Meth. Psychol. 2:100016. doi: 10.1016/j.metip.2020.100016

Tooby, J., and Cosmides, L. (2008). “The evolutionary psychology of the emotions and their relationship to internal regulatory variables,” in Handbook of Emotions, eds M. Lewis, J. M. Haviland-Jones, and L. F. Barrett (New York, NY: Guilford Press), 114–137.

Tracy, S. J. (2010). Qualitative quality: eight “big-tent” criteria for excellent qualitative research. Qual. Inq. 16, 837–851. doi: 10.1177/1077800410383121

Van Hemert, D. A., van de Vijver, F. J. R., and Vingerhoets, A. J. J. M. (2011). Culture and crying: prevalences and gender differences. Cross Cult. Res. J. Comp. Soc. Sci. 45, 399–431. doi: 10.1177/1069397111404519

Vingerhoets, A. J. J. M., and Becht, M. C. (1997). “International study on adult crying: some first results,” in Poster at the Annual Meeting of the American Psychosomatic Society, Santa Fe, NM.

Vingerhoets, A. J. J. M., Bylsma, L., and Rottenberg, J. (2009). “Crying: a biopsychosocial phenomenon,” in Tears in the Graeco-Roman World, ed. T. Fogen (Berlin: de Guyter), 439–475.

Vingerhoets, A. J. J. M., Cornelius, R. R., Van Heck, G. L., and Becht, M. C. (2000). Adult crying: a model and review of the literature. Rev. Gen. Psychol. 4, 354–377. doi: 10.1037/1089–2680.4.4.354

Watt Smith, T. (2015). The Book of Human Emotions. An Encyclopedia of Feeling From Anger to Wanderlust. London: Wellcome Collection.

Williams, D. G., and Morris, G. H. (1996). Crying, weeping or tearfulness in British and Israeli adults. Br. J. Psychol. 87, 479–505. doi: 10.1111/j.2044–8295.1996.tb02603.x

Zaki, J., and Williams, W. C. (2013). Interpersonal emotion regulation. Emotion 13, 803–810. doi: 10.1037/a0033839

Zickfeld, J., Seibt, B., Lazarevic, L., Zezelj, I., and Vingerhoets, A. J. J. M. (2020). A model of positive tears. PsyArXiv [Preprint]. doi: 10.31234/osf.io/sf7pe

Bu makale CC BY 4.0 lisansı altında Türkçe’ye çevrilmiştir. © 2022 Paoli, Giubilei ve De Gregorio

Alıntı: Paoli B, Giubilei R and De Gregorio E (2022) Tears of Joy as an Emotional Expression of the Meaning of Life. Front. Psychol. 13:792580. doi: 10.3389/fpsyg.2022.792580

Deliller Chomsky’nin Dil Öğrenim Teorisini Çürütüyor — Paul Ibbotson, Michael Tomasello

10/10/2020

Özgün adı: “Evidence Rebuts Chomsky’s Theory of Language Learning” Noam Chomsky’nin dilbilimde gerçekleştirdiği devrimin büyük bir kısmı, bizim dili öğrenme şeklimizle ilgili iddiaları da dahil

Read More »

İlgi Çekici Bir Zevk: Hüzünlü Müzikler — Rabia Kurşun

14/03/2024

Rabia Kurşun, İstanbul Üniversitesi psikoloji öğrencisi, akademik hayatını biliṣsel nörobilim alanında ilerletmek istiyor. Üzüntü, deneyimlediğimiz her duygu gibi hayatımızın olmazsa olmazı; belki her ay, belki

Read More »

İkizlerin Gizli Dili — Fatma Nihan Ketrez Sözmen

04/10/2020

Dr. Fatma Nihan Ketrez Sözmen doktorasını dilbilim alanında 2005 yılında, University of Southern California’da yaptı. Şu an İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde Karşılaştırmalı Edebiyat Bölümü’nde öğretim üyesidir.

Read More »

Copyrights @2026 CogIST All Rights Reserved

Event Submission

Manuscript Submission

Privacy Policy

Distance Sales Agreement

Course Participation Agreement

Feedback Survey

Instagram Twitter Linkedin Youtube