İçeriğe atla
Instagram Twitter Linkedin Youtube
  • Home
  • Activities
    • Events
    • Publication
  • This paragraph should be hidden.

  • Who are we?
  • Upcoming Events
  • Contact
  • TR
  • Home
  • Activities
    • Events
    • Publication
  • This paragraph should be hidden.

  • Who are we?
  • Upcoming Events
  • Contact
  • TR

Öznelik Yanılgısının Sosyal ve Önemli Bir Rolü Var — Chris Frith

Çevirmen: Berkay Havuk
Editör: Mehmet Ali Sevim

Özgün adı: “Our illusory sense of agency has a deeply important social purpose”

Chris Frith, University College London’daki Wellcome Trust Nörogörüntüleme Merkezi’nde nöropsikoloji alanında emeritus profesördür[1]. Zihin ve beyin arasındaki ilişki, algı, inanç ve irade çalışmaları ile ilgilenmektedir. Son kitabı Şizofreninin Bilişsel Nöropsikolojisi’dir (Cognitive Neuropsychology of Schizophrenia, 2015). Uta Frith’le beraber Kraliyet Topluluğu, İngiliz Akademisi ve Tıp Bilimleri Akademisi’nin üyesidir.

Fransız kaptan Zinedine Zidane, Almanya’daki 2006 Dünya Kupası finalinde kırmızı kartla oyun dışına gönderildi. Fotoğraf: Shaun Botterill/Getty

Bu yazıyı yazmaya konsantre olmaya çalışıyorum, ama yan odadaki iki torunum kâğıt uçak yapmayı bıraktı ve tartışmaya başladı. Freya “Beni tekmeledin!” diye bağırdı. Kardeşi Ben, bunun bir kaza olduğu konusunda ısrar ediyor. “Tekmelemek istemedim! diye yakarıyor.

Bu neden bir bahane olsun ki, diye merak ediyorum. Her iki durumda da acı aynı.

Ancak Freya acıdan çok Ben’in niyetiyle ilgileniyor. “Bunu kasten yaptın” diyor. “Acaba Ben ona bilerek mi vurdu? Bunu nasıl bilebiliriz ve bu neden önemli olsun ki?

Biz insanlar kendimizi düşünceli (mindful) yaratıklar olarak düşünmeyi severiz. Öznel deneyimimiz hakkında canlı bir farkındalığa ve nasıl davranacağımızı seçebileceğimize -diğer bir deyişle, davranışımıza neden olanın bilinçli hallerimiz olduğuna- dair bir hissiyata sahibiz. Daha sonra istersek ne yaptığımızı ve neden yaptığımızı açıklayabiliriz. Ancak eylemlerimizi gerekçelendirme şeklimiz, ilk etapta ne yapacağımıza karar vermekten temeli itibariyle farklıdır.

Acaba öyle mi? Bilinçli kontrol algımız çoğu zaman bir yanılsamadır. Pek çok sinirbilimsel ve psikolojik araştırma, genellikle beynin sürücü koltuğunda “otomatik pilotunun” oturduğunu ve ne olup bittiğinin farkında olmamıza neredeyse hiç ihtiyaç duymadığını belirtiyor. Yine de garip bir şekilde, bu durumlarda ne yaptığımızın kontrolünün bizde olduğu şeklindeki yoğun bir hissi muhafaza ediyoruz, bu his bir eylemin öznesi olma hissi (sense of agency) olarak adlandırılabilir. Peki bu his nereden geliyor?

Kesinlikle eylemlerimizin (actions) altında yatan beyin süreçlerine erişim sağlamaktan gelmiyor. Ne de olsa, sinirlerimin nasıl ateşleme (firing) yaptığına veya nörotransmitterlerin beynimden ve kan dolaşımımdan nasıl geçtiğine dair elektrokimyasal ayrıntılara dair hiçbir fikrim yok. Bunun yerine eylemin öznesi olma deneyimimiz, ham duyusal verilere dayanarak, eylemlerimizin nedenleri hakkında yaptığımız çıkarımlardan geliyor gibi görünüyor. Bununla birlikte çıkarıma dayalı her türlü algıda olduğu gibi, deneyimlerimiz de kandırılabilir.

Şu domino resmine bakın:

Bir ekrana baktığımız gerçeğine rağmen, açıkça beş tane dışbükey buton ve üç tane içbükey oyuk görüyoruz. Beynimiz bu illüzyonu yaratıyor çünkü genellikle ışığın yukarıdan geldiğini düşünürüz ve böylece 3D şekilleri gölgelendirme sebebiyle çıkarsayabiliriz. Gölge üstteyse, bir boşluk görürüz. Altta ise bir buton görürüz. Ama aynı nedenle, resmi ters çevirirseniz, üç buton ve beş oyuk göreceksiniz.

Eylem özneliği deneyimimizde de aynısı oluyor. Çıkarımlarımız yanlış olabilir. Aslında başka biri eylem halindeyken, eylemde bulunanın kendim olduğuna inanabiliyorum. Bu, aksi durumlarda da böyle olabiliyor.

Bu tür yanılsamalar, yalnızca çok iyi tasarlanmış laboratuvar ortamlarıyla sınırlı değildir. 1970’lerde, kolaylaştırılmış iletişim (facilitated communication), veya destekli yazım, otizmli insanların daha geniş bir dünyayla iletişim kurmasına yardımcı olmak için bir öğretim stratejisi olarak tanıtıldı. Çocukların parmakları tuşlara kondu ve bir kişi kolaylaştırıcı (facilitator) rolüyle, çocuğun amaçladığı hareketlerini algılayarak yazmasına yardımcı oldu. Bu teknik, ‘iletişimin’ çocuktan değil kolaylaştırıcı kişiden geldiğinin birçok kez sergilenmesinin ardından, nihayetinde itibarını yitirdi. Ancak çarpıcı olan, kolaylaştırıcı kişilerin çoğu bu eylemlerin failleri olmadıklarına içtenlikle inanmalarıdır. Özgür irade, sahip olduğumuzdan çok hissettiğimiz bir histir.

Bu gözlemler, bilinç konusunda temel bir paradoksa işaret ediyor. Bir şeyleri ne zaman yaptığımızı ya da yapmadığımızı seçebildiğimiz şeklinde güçlü bir izlenimimiz var ve sonuç olarak, insanları eylemlerinden sorumlu tutuyoruz. Yine de dünyayla karşılaşma biçimlerimizin çoğu herhangi bir bilinçli işlem gerektirmez ve eylem özneliği hissimiz derinden yanıltıcı olabilir.

Eylem deneyimimiz o anda yaptığımız şeyi gerçekten etkilemiyorsa, o zaman ne işe yarar? Neden var? Pek çok insanın aksine, eylem özneliğinin (agency) yalnızca harekete geçtikten sonrasında -birbirimize kendimizi haklı çıkarmaya ve açıklamaya çalışmamızla- olanlarla ilgili olduğunu düşünüyorum.

Bu görüşü destekleyen birkaç ipucu var. Öznel akıcılık deneyimini (experience of fluency) ele alalım: Bir şeyi yapmak ne kadar kolay geliyorsa (feel), eylemin kontrolünün sizde olduğunu düşünme olasılığınız o kadar artar. Fakat bu gibi hisleri yorumlamayı öğrenmeliyiz ve insanların bize söyledikleri şeyler, yanıt verme şeklimizi değiştirebilir. Zor bir zihinsel çalışma gerçekleştirirkenki çaba sarf etme algımız oldukça güçlüdür. Bu, yorgun olacağımız ve dinlenmeye ihtiyacımız olacağı anlamına mı geliyor, yoksa enerjimizi toplayacağımız ve devam etmeye hazır olacağımız mı? Biri bize kendimizi tükenmiş hissedeceğimizi söylerse, kötü performans sergileriz. Ama enerjik hissetmemiz gerektiği söylenirse, daha iyi bir performans sergileriz. Aynı şekilde, belirli eylem deneyimlerini bir eylemin öznesi olma hissiyle ilişkilendirmeyi öğreniyoruz ve sorumlu hissettiğimiz şey de bu tür eylemlerdir.

Eylemin öznesi olmak ve karşılıklı sorumlu tutulabilirlik (accountability) arasındaki bağ, en azından M.Ö. 300’e kadar uzanıyor. Yunan filozofları, Epikür ve Stoacılar, evrenin doğa kanunları tarafından önceden belirlenmiş olduğuna inanmalarına rağmen, özgür irade fikrini savunmak istediler. Özgür iradenin iki temel özelliği var dediler. Birincisi, kontrolde olma hissidir: “Bu olayın sebebi benim.” İkincisi, karşı olgunun kavranmasıdır: “Ben aksini seçebilirdim.” Pişmanlık sancıları -hepimizin deneyimlediği bir şey- farklı bir şey yapabileceğimize inanmadıkça hiçbir anlam ifade etmiyor. Dahası, Epikür bu sorumluluk hissini başkalarından aldığımız övgü ve suçlamalar yoluyla edindiğimize inanıyordu. Ayrıca Epikür’e göre, akranlarımızı ve yaşlılarımızı dinleyerek, dünyadaki değişimi etkileme kapasitemize uyum sağlamış oluruz.

Bilinçli deneyimimiz, bu dersleri almamızı sağlayan şeydir. Belki eylemlerimizin çoğu için ihtiyaç fazlası olabilir, ancak hayatımızı derinlemesine düşünürken ve bunu diğer insanlarla tartışırken kesinlikle bilinçliliğe ihtiyacımız var. Örneğin, çocuklara genellikle pişmanlık duymasınlar diye harekete geçmeden önce düşünmeleri hatırlatılır. Ayrıca çocuklar, “kazaların” kasıtlı yanlışlardan daha çabuk mazur görüldüğünü öğrenirler. Yani torunum Ben, Freya’yı yanlışlıkla mı yoksa kasıtlı olarak mı tekmelediğinden emin olamayabilir, ancak tekmenin kasıtsız olduğunu iddia ederse, bundan kurtulma şansının daha yüksek olduğunu bilir. Bu şekilde, eylemlerimizin “kasıtlı” olmasının nasıl “hissettirdiğini” yavaş yavaş tespit ederiz ve her şey yolunda giderse, kendi güçlerimiz hakkında sorumluluk duygusu olan yetişkinlere dönüşürüz.

Eylem öznesi olmanın sosyal boyutları göz önüne alındığında, sorumlulukla ilgili normların önemli ölçüde değişmesi şaşırtıcı değildir. Başka bir zaman ve yerde Ben’in yanlışlıkla Freya’yı tekmelemesi bu kadar hafife alınmayabilirdi. Örneğin bazı Pasifik Ada kültürleri, diğer zihinlerin “matlığına” yani diğer insanların ne düşündüğünü ya da hissettiğini bilmenin imkansız veya en azından çok zor olduğu fikrine inanırlar. Sonuç olarak insanlar, sebebi kaza veya hata olsa bile yanlışlarından sorumlu tutulurlar. Kasıtlılığın (intentionality) kavranması onlara göre imkânsızdır ve bu nedenle büyük ölçüde konu dışıdır. Benzer şekilde, Belize ve Guatemala’daki Mopan Mayaları arasında çocuklar da yetişkinler de eylemlerinin sonucuna göre cezalandırılır.

Dahası, deneyimlerimizi dikkate alarak ve bunları başkalarıyla paylaşarak, dünyanın ve biz insanların gerçekte nasıl olduğu konusunda bir fikir birliğine varabiliriz. Elbette, fikir birliğinin çekici veya yararlı olması için doğru olması gerekmez. Uzun bir süre herkes Güneş’in Dünya’nın etrafında döndüğünde hemfikirdi. Belki de eylem öznesi olma hissimiz benzer bir numaradır: “doğru” olmayabilir, ancak ahlak için ortak bir temel oluşturarak sosyal uyumu sürdürür. İnsanların hangi davranışı neden sergilediklerini anlamamıza yardımcı olur ve sonuç olarak davranışları tahmin etmeyi kolaylaştırır.

O halde sorumluluk, bilinçli deneyimin geçer akçesidir. Buna karşılık, aynı zamanda kültürün de temelidir. İnsan sosyal bir hayvandır, ancak ne tür yaratıklar olduğumuz ve o yaşadığımız dünya hakkında anlaşamasak, toplumda iş birliği yapamaz veya geçinemezdik. Oysa deneyimlerimiz üstüne derinlemesine düşünerek, onları paylaşarak ve hesaplarını vererek böyle bir ortak zemin bulabiliriz. Bugüne kadar sürekli deney, tartışma ve tekrarlamayı içeren bilimsel yöntem, uzlaşmamızın doğruluğunu artırmak için geliştirdiğimiz en yüksek bilişsel teknolojidir. Ben ve Freya’nın eylemin anlamı hakkındaki tartışması sadece bir başlangıç.

[1] Emeritus profesör unvanı, emeklilik yaşına gelmiş ancak bilgi ve birikimini bağlı olduğu üniversite ve akademiyle paylaşan, uluslararası saygınlığını kazanmış profesörlere verilen unvandır. Bu unvana sahip profesörler ders anlatma yükümlülüğüne sahip olmaz ve diğer akademisyen ve öğrencilere yol gösterirler. (E.N.)

bedenlenmiş biliş paradigmasından benliği anlamak - ecem altuner kapak görseli cogist

Bedenlenmiş Biliş Paradigmasından Benliği Anlamak – Akhil Kumar Singh

21/03/2026

Özgün Adı: Understanding the Self from the Embodied Cognition Paradigm Özet Benlik kavramı felsefi araştırmalarda önemli bir konu olmayı yüzyıllar boyunca sürdürmüştür. Ancak psikoloji, nörobilim

Read More »

Evet, Beyin Bir Bilgisayar… Hayır, Bu Bir Metafor Değil — Blake Richards

29/03/2023

Özgün Adı: Yes, the brain is a computer…No, it’s not a metaphor Nörobilim, ulaşması zor bir seviyede disiplinler arası bilgi talep edebilen tuhaf bir disiplin. Nörobilim

Read More »

Öget Öktem Tanör ile Röportaj — CogIST

26/12/2021

Türkiye’de bilişsel bilimle ilgilenen gerek amatör, gerek öğrenci, gerekse uzmanları kapsayan bir sosyal ağ oluşturma hedefi doğrultusunda, farklı alan ve kurumlardan hocalarla kendi çalışma sahaları

Read More »

Copyrights @2026 CogIST All Rights Reserved

Event Submission

Manuscript Submission

Privacy Policy

Distance Sales Agreement

Course Participation Agreement

Feedback Survey

Instagram Twitter Linkedin Youtube