İçeriğe atla
Instagram Twitter Linkedin Youtube
  • Home
  • Activities
    • Events
    • Publication
  • This paragraph should be hidden.

  • Who are we?
  • Upcoming Events
  • Contact
  • TR
  • Home
  • Activities
    • Events
    • Publication
  • This paragraph should be hidden.

  • Who are we?
  • Upcoming Events
  • Contact
  • TR

Ortak Bellek Yanılması Üzerine: Mandela Etkisinin Ardında Yatanlar — Caitlin Aamodt

Çevirmen: Deniz Tokgöz
Editör: Mert Can

Özgün Adı: On Shared False Memories: What Lies Behind the Mandela Effect

Caitlin Aamodt, Los Angeles California Üniversitesi’nde sinirbilim alanında doktora adayıdır. İlgi alanları davranışsal epigenetik, bilişsel evrim ve nörofarmakolojidir.

Diğer tüm hatıralarınız kadar gerçek hissettiren bir hatıranıza güvenebilir misiniz? Peki ya diğer insanlar da hatırladıklarıyla sizi onayladığı halde belleğin yanıldığı ortaya çıkarsa ne olur? Bu durum, kendisini “medyum” olarak tanımlayan Fiona Broome tarafından, Güney Afrikalı sivil haklar savunucusu Nelson Mandela’nın 1980’lerde hapishanedeyken öldüğünün (yanılmış) belleğini başka insanların da paylaştığını keşfettikten sonra “Mandela etkisi” olarak adlandırıldı.

Öyleyse, paylaşılan bellek yanılması “Matrix’teki bir bozulma”dan mı kaynaklanıyor yoksa olan bitenin başka bir açıklaması mı var? Broome, bu durumu kuantum mekaniğinin “çoklu evren” yorumuna bağlamaktadır. Elektronlar ve diğer atom altı parçacıklar, doğrudan gözlemlenmediklerinde dalgalar gibi kırınım yapar, fakat yalnızca ölçüm yapıldığında parçacık gibi davranırlar. Esasen bu parçacıklar, sanki doğrudan gözlemlenene kadar birden fazla yerde aynı anda var oluyormuş gibi hareket ederler. Nobel ödüllü fizikçi Erwin Schrödinger, bu ilginç konsepti 1935’te yaptığı “Schrödinger’in kedisi” isimli düşünce deneyi üzerinden açıkladı. Bu deneyde; bir kedi, küçük bir şişe zehir ve radyoaktif bir kaynakla birlikte kapalı bir kutuya bırakılır. Radyoaktif kaynağın bir saat içinde ışıma ihtimali ışımama ihtimaline eşittir. Eğer içerideki sensör, radyoaktiflik algılarsa mekanizma çalışacak ve içinde zehir olan küçük şişeyi kıracaktır. Böylece, radyoaktif ışıma ihtimaline bağlı olarak biri kedinin hayatta olduğu, diğeri ise kedinin öldüğü iki eş zamanlı makroölçekte gerçeklik ortaya çıkar. Aslında kedinin ölü veya diri olduğunu gözlemleyerek anlayabiliriz. Fakat çoklu evren yorumunu ilk öneren Hugh Everett III gibi bazı kuantum fizikçikleri, her iki gerçekliğin de var olduğunu, ancak birbirinden ayrı iki paralel evren halinde var olabileceği yorumunu yapmışlardır.

“Çoklu evren” yorumunun Mandela etkisini açıklamak için değil, fizik deneylerinin sonuçlarını açıklamak için ortaya konulduğunu göz önünde bulundurmamız önemlidir. Buna rağmen Broome, paylaşılan belleğin hatalı olmadığına, aslında kendisinin ve kendisiyle farklı bir geçmişi hatırlayan diğerlerinin şimdiki zamanla bir şekilde kesişebilen farklı zaman çizgilerindeki paralel gerçekliklerden geldiklerini öne sürmektedir. Buna istinaden, yakın zamanda Reddit ve diğer web sitelerdeki kullanıcılar, bir çocuk kitabı dizisi olan “The Berenstain Bears”’ın eskiden “Berenstein Bears” olarak yazıldığı ve 1990’larda başrolünde ABD’li komedyen Sinbad’ın bulunduğu “Shazaam” isimli bir filmin gösterime girdiği gibi ortak anıların dahil olduğu Mandela etkisinin başka örneklerini ortaya koydular.

Peki nörobilim, yadsınamaz bir kavram olan ortak bellek yanılmalarının varlığını kuantum fiziğinden bağımsız olarak aslında neler olup bittiğiyle ilgili alternatif bir hipotez oluşturabilir mi? Bu garip durumu açıklayabilecek birkaç kavram bulunuyor. İlk olarak belleğin, anıları depolayan nöronlarının oluşturduğu bir ağdan oluştuğunu akılda tutmamız önemlidir. Bir anının beyindeki fiziksel konumu genellikle “engram” ya da “bellek izi” olarak isimlendirilir. Bellek izi, hipokampüs gibi geçici bölgelerden konsolidasyon (bilginin kısa bellekten kalıcı belleğe dönüştürülmesi süreci) sırasında prefrontal korteksteki kalıcı depolama bölgelerine aktarılmaktadır. Mevcut öğrenme halimiz, benzer hatıraların birbirine yakın olarak depolanması için bir çerçeve oluşturmaktadır. Bu çerçeve “şema” olarak bilinir. Buna ilişkin bir bulgu, kişisel ayrıntılardan yoksun, fikir ve kavramları uzun süreli depoladığımız semantik bellek üzerine 2016’da yapılan bir araştırmadan gelmektedir. Araştırmacılar, benzer kelimelerin beyinde bitişik bölgelerde depolandığını göstermek için fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme (fMRI) aracılığıyla kortekste dilin “anlam haritası”nı oluşturdular. Yakın zamanda yapılan başka bir çalışma da paylaşılan belleğin izlerinin birden çok kişide benzer şekillerde düzenlendiğini doğruladı.

Belleği anımsadıkça güçlendiğini varsaysak da gerçek daha karmaşıktır. Bir anıyı anımsamak, bellek izini oluşturan nöronları yeniden aktive ederek onları yeni bağlantılar oluşturmaya teşvik eder. Değiştirilen devre, daha sonra tekrar kararlı hale gelir ve bellek “yeniden konsolide” edilir. Yeniden konsolidasyon, nöron bağlantılarını güçlendirerek ve yeni çağrışımların oluşumuna izin vererek zaman içinde öğrenmeyi güçlendirebilir.

Elbette, bellek izini parçalara ayırıp tekrar bir araya getirmek, o hatırayı aslına uygunluğunu kaybetmeye karşı savunmasız hale getiriyor. Örneğin eğitim hayatlarının bir noktasında birçok Amerikalı, Alexander Hamilton’un bir ABD başkanı değil, kurucu bir baba olduğunu öğrenir. Buna istinaden, bellek yanılması üzerine yapılan bir araştırmada, pek çok Amerikalının kimi ABD başkanı olarak tanıdıkları araştırılmıştır. Çalışmanın sonuçları, Hamilton’un yanlış seçilme olasılığının, gerçekten eski ABD başkanlarının yanlış seçilmesine göre daha olası olduğunu göstermiştir. Bu durumun nedeni, Hamilton hakkındaki bilgileri kodlayan nöronların, eski başkanlar hakkındaki bilgileri kodlayan nöronlarla aynı sıklıkta etkinleşmesi olabilir. Birlikte ateşlenen nöronlar birbirine bağlanabileceği için, önceki başkanlar ve Hamilton arasındaki bir bağlantı, Hamilton’u yanlış bir şekilde eski bir başkanmışçasına hatırlamanıza yetecek kadar güçlü hale gelebilir.

Hamilton çalışması, “Shaazam” gizeminde olduğu gibi, grupların neden aynı bellek yanılmalarını paylaştığını açıklamamıza da yardımcı olabilir. Örneğin, Shaquille O’Neal’ın bir lamba cinini canlandırdığı Kazaam isimli bir çocuk filmi olduğunu biliyoruz. Fakat bazı insanlar, komedyen Sinbad’in lamba cini olarak oynadığı, 1990’larda gösterilmiş, belki de Kazaam’ın bir çakması niteliğinde “Shazaam” isimli bir filmi de hatırlıyor. Bu isimde bir film hiç var olmamasına rağmen pek çok insan onu hatırladığına dair paylaşımlar ve iddialarda bulunuyor.

Bu durumun birkaç nedeni bulunmaktadır. İlk olarak genel çağrışım, bellek yanılmasının ortaya çıkma olasılığını artırır. Kazaam (1996) örneğinde olduğu gibi benzer konseptlerdeki bazı filmler özellikle 1990’larda yaygındı. Kazaam’dan sonra yine ana kahramanın şımarık bir çocuğa yardım etmesini anlatan First Kid isimli diğer bir film çıkarıldı ve yine başrol oyuncularından biri Sinbad’di. Bunun yanı sıra aynı oyuncunun bulunduğu ve 1995’te gösterime giren Houseguest adlı filmin afişinde, oyuncunun posta kutusundan çıkması, soyut olarak bir lamba cini çağrışımı yapmış olabilir. Ayrıca, Sinbad Arapça bir isim olduğundan başka bir film karakteri olan denizci Sinbad’in hikayelerinde genelde cinlerle karşılaşmasıyla ilişkilendirilir. Sinbad’in kel ve keçi sakallı görüntüsü de medya tarafından temsil edilen tipik bir cini andırmaktadır. Tabii bir de Sinbad’in yine 1990’larda yayınlanan televizyon programında bir cini canlandırması da insanların yanılmış hatıralarına fazlasıyla katkıda bulundu. Kısaca, bellek yanılmasına zemin hazırlayan benzer çağrışımların yanında, diğer ana faktörler masallama ve telkin edilebilirliktir.

EpicJourneyMan isimli Reddit kullanıcısı, 1990’larda video dükkanında çalıştığı dönemden kalan oldukça detaylı “Shazaam” anılarını anlatıyor. Bir gönderisinde, filmin iki kopyasını satın aldığını ve filmi kiralayanların hasar verip vermediğini doğrulmak için filmi birkaç defa izlediğini anlatıyor. Hatta filmin konusunu detaylıca açıklıyor.

Madem “Shazaam” hiç var olmadı, o zaman böylesi bir anı nasıl gerçek olabilir? Bu durum büyük bir konfabulasyon, yani beynin anılarda bulunan boşlukları doldurma eğiliminin örneğidir. Yalan söylemenin aksine, konfabulasyonun aldatmak gibi bir amacı yoktur ve “hatırlanan” anıların tamamı kişiye göre gerçektir. Konfabulasyon; felç, herhangi bir beyin hasarı, Alzheimer, Korsakoff Sendromu, epilepsi ve şizofreni dahil pek çok nörolojik rahatsızlıkla birlikte, “Başkan Hamilton” örneğindeki gibi sağlıklı kişilerin de birbirini onayladığı durumlarda görülebilmektedir.

Sağlıklı insanların yaşadığı konfabulasyon vakaları yaşla birlikte artabilmektedir Özellikle hipokampüs ve prefrontal korteks başta olmak üzere medial temporal bölgedeki yaşlanmanın getirdiği değişiklerin sebep olduğu düşünülmektedir. Beynin bu bölgelerinin bilgi veya hatıraları kodlamakta ve anımsamakta büyük önem taşıdığını biliyoruz. Son yıllarda yapılan fMRI çalışmaları ise bellek yanılmalarının temelinde, bu bölgelerde yaşanan zayıflamanın yattığını öne sürmektedir.

Konfabulasyon, bir hatıranın defalarca kez içinin açılması durumunda daha sık görülür. Bir başka ifadeyle, EpicJournayMan gibi video dükkanında çalıştığı dönemde düzenli olarak çocuk filmlerini kiralayan kişilerin kasetlere hasar verip vermediklerini anlamak için defalarca kez bunları izleyen bir kişinin, bir materyalden belirli bir “anı”yı uydurma olasılığı daha yüksektir.

Telkin edilebilirlik (suggestibility), yani başkalarının doğru olduğunu öne sürdüğü şeylere inanma eğilimi, Mandela etkisini yönlendiren üçüncü bir faktör olarak değerlendirilmektedir. Yanlış bilgi ortaya çıktığında, mevcut anının doğruluğu tehlikeye girebilir. Tam olarak bu nedenle bir avukat, mahkemede yönlendirici sorulara itiraz edebilir. Bu bağlamda yönlendirici soru: “Sinbad’in oynadığı ‘Shaazam’ filmini hatırlıyor musunuz?” olacaktır, çünkü bu soru sadece böyle bir filmin gerçekte var olduğunu öne sürmekle kalmaz, onu izleyip izlemediğinize dair yanılmış bir anı bile ekleyebilir.

Her ne kadar Mandela etkisinin paralel evrenlerin varlığına ya da bulunduğumuz evrenin bozuk bir simülasyon olduğuna inandırması cazip gelse de gerçek bir bilim insanı mevcut hipotezi çürütebilecek alternatif hipotezleri de test etmelidir. Paylaşılan bellek yanılmalarına yol açabilecek bilişsel fenomenler doğrultusunda, bazılarımızın aslında alternatif evrenlerden gelmesi pek de olası değil. Yine de Mandela etkisi, insan belleğinin ilginç taraflarını vurgulayan etkileyici bir vaka çalışması olmakla beraber, zihnin nasıl çalıştığı hakkında akıl yürütmeyi sevenler için kendi gerçekliğimizin, kurgudan daha ilginç olabileceğinin de bir örneğidir.

El Jestlerinin Peripatoisinde Fikir Avına Çıkmak — Gyulten Hyusein

24/05/2023

Yazar: Gyulten Hyusein Gyulten Hyusein Koç Üniversitesi Psikoloji Bölümünde, Dil ve Biliş Laboratuvarında doktora araştırmacısıdır. Güncel çalışmaları, yaratıcı düşünme ve zihinsel imgeleme gibi süreçler ile dil modaliteleri

Read More »

Beden Fenomenolojisine Kısa Bir Giriş — Edibe Feyza Atmaca

29/11/2023

Edibe Feyza Atmaca, İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi’nde Emre Şan danışmanlığında “Lakoffçu Natüralizm ve Merleau-Ponty Fenomenolojisi Arasındaki Beden Tartışması” başlıklı tezi ile yüksek lisans derecesi almıştır.

Read More »

Özgür İradeye Karşı Gelen Ünlü Bir Argüman Çürütüldü — Bahar Gholipour

28/10/2020

Özgün adı: “A Famous Argument Against Free Will Has Been Debunked” Dönüm noktası niteliğindeki bir beyin araştırması, on yıllar boyunca kendi eylemlerimizi kontrol edip edemediğimiz

Read More »

Copyrights @2026 CogIST All Rights Reserved

Event Submission

Manuscript Submission

Privacy Policy

Distance Sales Agreement

Course Participation Agreement

Feedback Survey

Instagram Twitter Linkedin Youtube