İçeriğe atla
Instagram Twitter Linkedin Youtube
  • Home
  • Activities
    • Events
    • Publication
  • This paragraph should be hidden.

  • Who are we?
  • Upcoming Events
  • Contact
  • TR
  • Home
  • Activities
    • Events
    • Publication
  • This paragraph should be hidden.

  • Who are we?
  • Upcoming Events
  • Contact
  • TR

Descartes Yanılıyor — Abeba Birhane

Çevirmen: İlknur Eliş
Editör: Yunus Şahin

Özgün Adı: Descartes was wrong: ‘a person is a person through other persons’

Abeba Birhane, University College Dublin’de bilişsel bilim bölümünde doktora yapmaktadır. Düzenli olarak bilişsel bilime bedenlenmiş (embodied) ve etkileşimci (enactive) yaklaşımlarla ilgili yazılar yazmaktadır.

Descartes yanılıyor: ‘‘Bir insan, diğer insanlarla vardır’’

Kökenleri antik Afrika’ya dayanan Ubuntu felsefesinde yeni doğmuş bir bebek birey (person) olarak görülmez. İnsanlar doğduklarında ‘ena’ya, benliğe, sahip değildirler. Benlik, zaman içinde etkileşimler ve deneyimlerle elde edimelidir. Bu sebeple, Batı felsefesinde açıkça var olduğu düşünülen ‘‘ben’’/ ‘‘öteki ’’ ayrımı Ubuntu düşüncesinde oldukça belirsizdir. Kenya doğumlu John Mbiti’nin Afrika Dinleri ve Felsefe (African Religions and Philosophy) (1975) isimli kitabında söylediği gibi: ‘Ben’, ‘Biz’le vardır ve ‘Biz’ var olduğumuz için ‘Ben’ varım.

Günlük hayattan da bildiğimiz üzere birey, topluluk kabında kendi şeklini alır. Sahip olduğumuz ilişkiler benlik anlayışımıza dair bize bilgi verir. Kim olduğumuz, ‘diğerlerine’ –örneğin ailemize, arkadaşlarımıza, kültürümüze, iş arkadaşlarımıza– bağlıdır. Alışveriş sırasındaki ben ile doktora danışmanımla konuşurkenki ben arasında eylemler ve davranışlar açısından farklılıklar vardır. En şahsi ve kişisel düşüncelerimiz bile –bizimle aynı fikirde olan-olmayan, bizi eleştiren ya da öven– farklı insanların bakış açıları ve sesleriyle iç içedir.

Buna rağmen, değişken ve muğlak bir benlik kavramı endişe vericidir. Bu endişenin sebebini büyük ölçüde René Descartes’a bağlayabiliriz. On yedinci yüzyıl Fransız filozofu Descartes, bireyin diğerlerinden bağımsız olduğuna (self-contained) ve diğerlerine muhtaç olmadığına (self-sufficient) inanmıştır. Birey, zihni dışındaki dış dünyaya şüpheci yaklaşması gereken, doğası gereği rasyonel ve zihinle sınırlı(mind-bound) bir öznedir. Descartes’ın, modern zihin anlayışını tek başına inşa ettiğini söyleyemesek de, bu anlayışın genel hatlarını belirlediğini söyleyebiliriz.

Descartes kendini belli bir gizemi çözmeye adamıştı. Hedefi, dünyaya Tanrısal öğreti dışından bakmayı mümkün kılacak, doğanın değişebilen fenomenleri arkasındaki daimi yapıları görmeyi sağlayacak sağlam bir bakış açısı bulmaktı. Fakat Descartes’a göre mutlaklık ile bir çeşit sosyal, dünyevi çeşitlilik arasında bir seçim yapılması gerekiyordu. Mutlak olan tek şey ise cogito –yani düşündüğümüz gerçeği idi. Diğer insanlar ve diğer şeyler ise Descartes’a göre değişken ve mutlaklıktan uzaktır. Bu yüzden de bağımsız, tutarlı ve düşünen bir yapıda olan benliğe dair bilginin temellerinde var olamazlar.

Az sayıda filozof ve psikolog kendini zihin ve maddenin tamamen ayrı olduğuna inanan katı Kartezyen dualist olarak tanımlar. Fakat Kartezyen cogito’yu nereye baksanız görürsünüz. Örneğin hafıza testlerinin deney tasarımı temelde benlik ve dünya arasında keskin bir çizgi varsayar. Hafızayı kafatasının içinde kabul ettiğimizde, bir insanın hatırlama yetisini test etmek için onu gündelik çevresinden ve ilişkilerinden soyutlamak da makul gelir. Bu durumda da deneyi bir laboratuvarda yapay şartlar altında kartlar ve ekran görüntüleriyle gerçekleştirmek gayet normal görünür. Birey çevresinden bağımsız, beyninin içindeki bilişsel süreçlerle sınırlı bir varlık olarak görülür. Hafıza sahip olduğun bir şeydir; bağlamda gerçekleştirdiğin bir şey değil.

Sosyal psikoloji biliş ve toplum arasındaki ilişkiyi inceler. Fakat Kartezyen varsayım bu incelemede bile karşımıza çıkar. Soruşturma, o zaman dahi ötekilerle beraber evrilen (co-evolve) benlikler değil, bir Kartezyen özneler bütünü (a collective of Cartesian subjects) ile ilgilidir. 1960’larda Amerikan psikolog John Darley ve Bibb Latané Kitty Genovese cinayetiyle ilgilenmeye başlarlar. Genovese, New York’da evine giderken bıçaklanan ve saldırıya uğrayan genç beyaz bir kadındır. Birçok insan bu saldırıya şahit olmuştur fakat kimse engellememiştir. Darley ve Latané insanların bazı durumlarda ne yaptığını gözlemlemek için deneyler tasarlarlar –örneğin birinin epilepsi nöbeti geçirdiği, yan odadan dumanların geldiği simülasyonlar gerçekleştirirler. Böylece ‘seyirci etkisi’ (bystander effect) olarak bilinen, insanların diğer insanlar yanında daha yavaş tepki vermesi durumunu tanımlayan ilk kişi olurlar.

Darley ve Latané bunun ‘sorumluluk paylaşımı’ (diffusion of responsibility) nedeniyle olduğunu öne sürmüşlerdir. Tepki verme sorumluluğu (hissi) kalabalık guruplarda insanlar arasında paylaşılır. Fakat Amerikan psikolog Frances Cherry’nin öne sürdüğü üzere bu sayısal yaklaşım insanların gerçek dürtülerini anlamak için hayati önem taşıyan bağlamsal bilgiyi yok sayar (The Stubborn Particulars of Social Psychology: Essays on the Research Process, 1995). Cherry’e göre Genovese cinayeti vakası insanların ev içi şiddet olabilecek bir duruma müdahale etmek istemediklerinin ve kadına şiddetinin ciddiye alınmadığının bir göstergesi olarak görülmelidir. Ayrıca siyahi yoksul bir kadının cinayeti medyanın dikkatini daha az çekecektir. Fakat Darley ve Latané’in odak noktası yapısal faktörleri görmeyi zorlaştırmaktadır.

Peki, benliğe dair bu iki yaklaşımı –ilişkisel, dünyayı-hesaba katan yaklaşım ile özerk, içsel yaklaşımı- uzlaştırmanın bir yolu var mı? Yirminci yüz yıl Rus filozoflarından Mikhail Bakhtin cevabın diyalogta olduğunu söylüyor. Kendi varlığımızı değerlendirmek ve tutarlı bir öz-imge (self-image) inşa etmek için diğerlerine ihtiyaç duyarız. Daha önce hissettiğiniz ama kelimelere dökemediğiniz bir duyguyu bir şairden dinlediğinizdeki o aydınlanma anını düşünün, ya da zihninizi toparlayamazken bir arkadaşla konuştuğunuzda her şeyin açıklığa kavuştuğu o anı. Bakhtin’e göre ancak diğer insanlarla etkileşim kurduğumuzda kendi eşsiz bakış açımızın farkına varır ve kendimizi bütün bir şekilde görebiliriz. Kendisinin de belirttiği gibi, ‘‘Diğerlerinin ruhundan bakarak kendimize dışarıdan şahit olabiliriz’’. Benlik ve bilgi evrilen, dinamik bir yapıya sahiptir ve hiçbir zaman tamamlanmaz. Benlik, henüz sonlanmamış bir kitaptır.

Yani gerçeklik oracıkta keşfedilmeyi bekleyen bir şey değildir. Bakhtin, Dostoyevski Poetikasının Sorunları (Problems of Dostoyevsky’s Poetics) (1929) kitabında şöyle der: ‘‘Gerçek(truth), bir insanla doğmaz, bir insanın kafasının içinde de bulunamaz; ikili etkileşimlerle, insanların birlikte kolektif bir biçimde gerçeği aramalarıyla doğar.’’ Hiçbir şey içinde doğduğu ilişkilerden bağımsız şekilde var olamaz. Varoluş benlik ve dünya arasında gerçekleşen bir olay, bir eylemdir.

Başkalarının benlik-algımız için önemini kabul etmek Kartezyen görüşün sınırlarını aşmaktır. Örneğin çocuk psikolojisinden iki farklı model inceleyelim. Jean Piaget’nin bilişsel gelişim kuramı bireysel gelişimi Kartezyen bir yaklaşımla, zihinsel süreçlerin yeniden-düzenlenmesi olarak ele alır. Gelişmekte olan çocuk bağımsız bir şekilde dünyayı anlamaya çalışan, yalnız başına öğrenen, keşif yapan bir bilim insanı olarak görülür. 1990’larda Lisa Freund’un ‘bebek evi çalışması’ gibi deneylerle ortaya çıkan ‘diyalogsal’ kuramlar ise çocuk ve yetişkin arasındaki ilişkiye vurgu yapar. Yetişkin, çocuğa bir ‘dayanak’ sunar.

Daha çetin bir örnek olarak hücre hapsini verebiliriz. Bu ceza kişileri içebakışa (introspection) teşvik amacıyla uygulanmaya başlanmıştır. Tutsakların düşüncelerine yönelmeleri, işledikleri suçlar hakkında düşünmeleri ve en sonunda bir ahlaki arınma ile topluma geri dönmeleri hedeflenmiştir. Kartezyen bireylerin yenilenmesi için muhteşem bir yöntem. Fakat çalışmalar göstermektedir ki bu ceza uzun süre uygulandığında tutsakların benlik duygularında bozulmalar meydana gelmektedir. Bu cezaya maruz kalan tutsaklar kafa karışıklığı, anksiyete, uykusuzluk, yetersizlik hissi, zaman algısında bozulma gibi önemli fiziksel ve psikolojik rahatsızlıklardan muzdarip olurlar. İletişim ve etkileşimden, tutarlı bir öz-imgenin tamamlanması ve devam ettirilmesi için gerekli olan dışsal bakış açısından mahrumiyet, yok oluşu da beraberinde getirmektedir.

Diyalogsal benlik modelleri bedenlenmiş ve etkileşimci biliş yaklaşımları tarafından gün geçtikçe daha çok ciddiye alınıyor. Fakat çoğunlukla bilimsel psikoloji benlik ve diğerleri arasında olan bağı koparan bireyselci Kartezyen varsayımları kabul etmeye daha istekli görünüyor. Ve bir Zulu sözü bize ‘‘Düşünüyorum, öyleyse varım’’dan daha iyi ve daha zengin bir düşünce sunuyor: ‘‘Bir insan, diğer insanlarla vardır’’.

İleri Okuma Önerileri

Görünüşte bilişsel bilime nispeten uzak olan bu yazı aslında giderek artan birtakım tartışmalara doğrudan ilintili. Bu tartışmalar zamanında üzerine bina olduğu halen de revaçta olan bazı önkabullerin sorgulanması ve alternatiflerinin aranması ile ilgili. Bu tartışmalarda, basitleştirirsek karşıt görüşlerin iki kola ayrıldığını söyleyebiliriz: Descartes’ın beden-zihin ayrımının yanlış olduğunu fakat beden-çevre arasına ayrım çizilmesi gerektiğini söyleyen perspektif, bedenlenmiş biliş (embodied cognition); bundan daha da ileri giderek zihin ve çevre arasında dahi ayrım koymanın hatalı olacağını düşünenlerin savunduğu görüşe ise etkileşimcilik (enactivism) deniyor. Bu bağlamda meraklı okur Andy Clark’ın “Supersizing the Mind (2008)” veya “Surfing Uncertainty” (2015) eserlerine bakabilir. Bu tartışmalara nispeten dolaylı yoldan katkı sağlayanlar olarak Stephen Levinson ve Daniel Everett isimleri de sayılabilir.

Ek olarak, Descartes’ın zannedildiği gibi bir ayrım yapmadığı fakat yüzyıllardır yanlış anlaşıldığını iddia eden Patricia Easton’ın “Decoding Descartes’ myth of mind” (2013) makalesi ilgi çekici olabilir.

Yaren Saygılı - Hommel et al No one knows what attention çeviri cover image cogist

Dikkatin Ne Olduğunu Kimse Bilmiyor – Bernhard Hommel · Craig S. Chapman · Paul Cisek · Heather F. Neyedli · Joo-Hyun Song · Timothy N. Welsh

11/12/2025

Özgün Adı: Hommel, B., Chapman, C. S., Cisek, P., Neyedli, H. F., Song, J. H., & Welsh, T. N. (2019). No one knows what attention

Read More »

Kokteyl Partisi Etkisi — Kognitif VikiMaraton

22/09/2020

Bu döküman 2 Eylül 2020 ‘de CogIST olarak Vikipedi Türkiye’de gerçekleştirdiğimiz katkıların bir arşivi niteliğindedir. Vikipedideki maddeler sıklıkla değiştirilebildiği için, bu katkıların kendi payımıza düşen

Read More »

Marta Kutas — Kognitif VikiMaraton

17/03/2023

Marta Kutas (2 Eylül 1949), San Diego Kalifornia Üniversitesi’nde (UCSD) bilişsel bilim profesörü ve bölüm başkanıdır. UCSD Dil Araştırma Merkezi’nde yöneticilik yapmasının yanı sıra sinirbilim

Read More »

Copyrights @2026 CogIST All Rights Reserved

Event Submission

Manuscript Submission

Privacy Policy

Distance Sales Agreement

Course Participation Agreement

Feedback Survey

Instagram Twitter Linkedin Youtube