İçeriğe atla
Instagram Twitter Linkedin Youtube
  • Home
  • Activities
    • Events
    • Publication
  • This paragraph should be hidden.

  • Who are we?
  • Upcoming Events
  • Contact
  • TR
  • Home
  • Activities
    • Events
    • Publication
  • This paragraph should be hidden.

  • Who are we?
  • Upcoming Events
  • Contact
  • TR

Bilimin En Zor Problemi: Türeyiş Destanı — Muharrem Ayar

Yazar: Muharrem Ayar
Editör: Berkay Tarım

“Bilimin En Zor Problemi” serisinin tüm yazılarına buradan erişebilirsiniz.

Muharrem Ayar, Boğaziçi Üniversitesi Dilbilim Bölümü Mezunu. İşaret dili dilbilimi, dil edinimi ve dil evrimi konularıyla ilgileniyor. Şu anda Max Planck Enstitüsü’nde asistanlık yapıyor.

İnsan diline dair daha önce değinmediğimiz en önemli detaylardan bir tanesi de insanların kendi dilleri ve hatta dil yetileri hakkında konuşuyor olabilmesidir. Sanırım bu yazıyı okuduğunuza göre buna dair bir kanıt istemeyeceksinizdir.

Dil hakkında konuşmak insanların dil kadar büyük bir ihtiyacı, sonuçta aramızda iletişim sorunlarını ya da anlaşılmayan bazı cümleler veya kelimeler olduğu zaman bunları düzeltmek için dil hakkında konuşmamız gerekiyor. Bu konuşmalar pek tabii dilin nasıl ortaya çıktığı konusunu da kapsıyor. Bu sebeple, insanların en çok konuştuğu dilin ortaya çıkışı anlatılarını konuşmamız ve protodil olgusunu açıklamamız gerekiyor.

Dilin Ortaya Çıkışını Ortaya Çıkarmak

Bu bölümün esas amacı her ne kadar dilin nasıl ortaya çıktığı üzerine bilimsel tartışmalar olsa da teolojiye de kısaca bir değinelim, yani Babil Kulesi’ne. Özetle, insanlar Babil Kulesi’ni inşa etmeden önce tek bir dil konuşuyorlardı. Fakat, Babil Kulesi’ni dikip kendi namlarını duyurmak istediklerinde Tanrı Babil şehrine bir ziyarette bulundu. İnsanların tek bir dil konuştuğunda neler başarabildiğini gören Tanrı insanlara sinirlendi ve her bir topluluğa farklı bir dil vererek onları yeryüzüne dağıttı (Genesis 11, t.y.)

Fark edileceği üzere, bu anlatı insandaki dil yetisinin nasıl ortaya çıktığını açıklamıyor. Onun yerine, farklı dillerin neden var olduğuna dair bir anlatıyla karşılaşıyoruz. Şimdi, insandaki dil yetisinin ne yolla ortaya çıktığına dair tartışmalara bir bakabiliriz.

Daha önce insanların, primatların ve kuşların taklit yeteneklerinden bahsettik. İnsanların taklit yeteneği aynı zamanda gündelik dilde bir şeyi anlatmak için de sıklıkla kullandığımız bir yöntem. “Suyun şırıl şırıl aktığını duyuyorum.” gibi bir cümlede “şırıl şırıl” diyerek aslında suyu taklit ediyoruz. Bu tarz, taklit temelli seslerin oluşturduğu sözcüklere yansıma sözcük deniliyor. Başka bir deyişle, bir kelimenin ya da öbeğin sessel karşılığı ile dünyadaki nesneler arasında bir bağ bulunmasına yansıma adı verilmektedir (Sharp ve Warren, 1994).

Yansıma sözcüklerin dil içerisinde hala varlığını sürdürmeleri birkaç dil evrimi teorisine temel olmuştur. Bunlar her ne kadar teori olarak adlandırılsa da aslında hipotez olarak varsayabileceğimiz iddialardır. Bu “teorilerden” ilki Bow-wow teorisidir. Thorndike (1943) tarafından açıklandığı üzere, Bow-wow teorisi insanların hayvan seslerini taklit ederek dili başlattığını öne sürmektedir. Thorndike (1943) bu teorinin geçerliliğini yitirmesinin sebebini bu tarz yansıma sözcüklerden bir dilin sözlüğünü oluşturmak konusunda topluluğa sıkıntı çıkaracağı ve dilde oluşacak seslerin hayvan sesleri üzerinden gelişmesini zorunlu kılacağı noktalarına bağlıyor. Bunlara ek olarak, henüz herhangi bir ismi olmayan nesnelere verilen ve yansıma olmayan isimlerin yansıma sözcüklere alışmış olan topluluklar tarafından kabul edilmesi neredeyse imkansızdır.

Yansıma sözcükleri temel alan diğer bir teori ise Ding-dong teorisidir. Barber’ın (1965) açıklamasına göre, bu teori temelde insanların deneyimledikleri seslere karşı bir tepki sesi oluşturmasına dayanır. Bow-wow teorisinden pek de farklı olmaması ve aslında temelde bir açıklama olmaması sebebiyle, Barber (1965) bunun ancak “teorimsi” olarak değerlendirilebileceğini söylemektedir.

Başka bir dil evrimi teorisi ise insanların istemeden çıkardıkları sesler üzerine kurulu olan Pooh-pooh teorisidir. Bu teori, Themistocleous ve Anastassiou-Hadjicharalambous (2018) tarafından insanların acıya, korkuya ya da mutluluğa tepki olarak çıkardığı seslerin dilin oluşumuna yol açtığı düşüncesi olarak açıklanır. Bu teorinin en büyük eleştirileri ise, bu tarz kelimelerin dilin çok küçük bir kısmını oluşturduğu ve eğer böyle bir şey mümkün olsaydı diğer hayvanların da dil gibi bir şeyi üretmesi gerektiğidir (Themistocleous ve Anastassiou-Hadjicharalambous, 2018).

Son olarak, insanların çıkardığı seslerin dilin oluşumuna yol açtığını öne süren diğer bir teori ise Yo-he-yo teorisidir. Bu teori dilin ortaya çıkmasında insanların beraber yaptıkları işler sırasında çıkardıkları seslerin ve homurdanmaların büyük bir rol oynadığını iddia etmektedir (Mandavilli, 2016). Mandavilli’ye (2016) göre bu teorinin en büyük eksikliği ise kelimelerin nasıl türetildiğini açıklayamamasıdır. Benzer şekilde, bu tarz sesleri anlatan kelimelerin bile herhangi bir dilde çok küçük bir yer kaplaması da bu teorinin eksiklerinden bir tanesidir.

Dilin ortaya çıkmasıyla alakalı tartışmaların öne sürülmesinden beri üsttekilerden başka ortaya çıkış anlatıları da türetilmiştir. Üsttekilerden yola çıkarak anlaşılabileceği üzere, çoğu dil olgusu hakkındaki bazı şeyleri açıklamaktan geri kaldığından dolayı reddedilmiştir. Güncel durumda ise protodil olarak adlandırdığımız olgu üzerinden tartışmalar dönmektedir. O zaman, protodil kavramını bir inceleyelim.

Protodil

Kuzenlerimizi konuştuğumuz yazıda protodilden iki cümle ile bahsetmiştik. Şimdi bu kavramı daha geniş bir perspektiften konuşabiliriz.

Protodil kavramının yaygınlaşması ve modern insan dilinin bir öncüle sahip olduğu düşüncesi Bickerton (1990) ile başlamıştır. Bu çalışmada insan zihninde bulunan kavramsal yapılar, konuşma bozuklukları ve insan atalarının kullandıkları taş aletler gibi fosillerden yararlanarak insan atalarının (en azından zihinsel düzeyde) bir çeşit dile sahip oldukları sonucuna varılmıştır. Bickerton, daha sonra yaptığı çalışmalarda (2014) ise hem diğer türlerle karşılaştırma yaparak hem de insanların yeteneklerinden yola çıkarak protodil iddiasını daha da güçlendirmeye çalışmıştır.

Peki nedir bu protodil ve neye benzer? Bickerton’un (2014) iddiasına göre protodil hayvanlardaki iletişim sistemlerinin insanlardaki devamı ve insan dilinin oluşmasındaki en önemli yapıtaşıdır. İnsanların diğer hayvanlarla paylaştığı kavramsal yapıların protodilin temel yapıtaşı olduğu ileri sürülen bir diğer noktadır.

“Protodil neye benzer?” sorusunu cevaplamak için yine Bickerton’a (1990) bakmamız gerekiyor. Protodili modern insan dilinden ayıran en önemli özellik sözdizimin (syntax) olmamasıdır. Bickerton (1990) sadece kelimelerden oluşan ve sözdizimsel bir özelliği bulunmayan protodilin kalıntılarının modern insanlarda da görülen bir olgu olduğunu söylüyor. Bunun için Derek Bickerton’un yıllarını verdiği çalışma alanı olan karma dillere bakmamız gerekiyor.

Rickford ve McWhorter’in (2017) açıklamasına göre karma diller iki ya da daha fazla grubun bir araya gelerek iletişim için kullandıkları dillerdir. Bu dillerin en büyük özellikleri konuşanların ana dillerine göre daha az kelime içermesi, sözdizimsel ve biçimbirimsel olarak daha zayıf olmaları ve ses envanterlerinin daha kısıtlı olması olarak sıralanmaktadır.

Rickford ve McWhorter (2017) 19. yüzyılda Norveçliler ve Ruslar arasında konuşulan Russenorsk karma dilini örnek vermektedir. Örneğin, Russenorsk dilinde 200 ila 300 adet sözcüğün var olduğu, ismin halleri, çoğul ve çekim eklerinin bulunmadığı görülmektedir. Üstelik, Russenorsk edat olarak sadece “pa” sözcüğünü kullanmaktadır.[i]

Protodil kavramının neye benzediğini anladığımıza göre, Bickerton’un (1990) “arkeolojik” buluntularını incelemeye başlayabiliriz.

Protodile Ait Kalıntılar

Bickerton (1990) protodil iddiasını ortaya atarken, modern insanların dil yetisi ile ilgili yukarıda bahsedilen karma diller dışında başka kanıtlardan da bahsetmiştir. Bickerton’a (1990) göre bu kanıtlar aslında protodilden modern insan diline kalan kalıntılar olarak sayılabilir. Bu kalıntıların ilki sayılan karma dilleri yukarıda gösterdiğimize göre, diğer kalıntılara geçebiliriz.

İlk protodil kalıntısı bizim de daha önce konuştuğumuz primat iletişim sistemleri. Önceki yazıdan hatırlayacağımız üzere, primatlara insan dili öğretildiği durumlarda insanlar kadar karmaşık cümleler kuramadıklarını ve “cümlelerinin” birbirine yapıştırılmış sözcüklerden oluştuğunu söylemiştik. Bickerton (1990) ise bu çalışmaları temel alarak primatların insanlardan daha küçük bir sözcük dağarcığına sahip olmalarını, edatları ve bağlaçları öğrenememelerini protodilin kalıntısı olarak öne sürüyor. Bu da doğal olarak primatların sözdizim gibi bir yeteneğe sahip olmadığını gösteriyor.

Bickerton’un (1990) primat iletişiminden çıkardığı en önemli noktalardan biri ise herhangi bir sözcüğün kullanımıdır. Bickerton’un (1990) sözcük kullanımından bahsederken kastı, sözcüğe karşılık gelen nesnenin o an ortamda bulunup bulunmadığıdır. İlk çalışmalar primatların bir sözcüğü kullanabilmesi için o sözcüğe karşılık gelen nesnenin de o ortamda bulunması gerektiğini ortaya koyuyor. Öte yandan, Bickerton’a (1990) göre son çalışmalarda ise primatların bu konuda daha gelişmiş olduğu görülmektedir.

Bickerton’un (1990) protodile kanıt olarak nitelendirdiği bir diğer kalıntı ise 2 yaş altı bebeklerin dil kullanımlarıdır. Yenidoğanlar dili edindikleri süreç içerisinde kelimeleri izole bir biçimde ya da ikili kombinasyonlar halinde kullandıkları bir evreden geçerler. Bickerton (1990) bu süreçten yola çıkarak bebeklerin aslında dil edinimlerinin bir aşamasında primatların dil kullanımına benzer bir davranış gösterdiğini, sonuç olarak ise bunun da bir kalıntı olarak sayılabileceğini düşünüyor.

Bickerton (1990) tarafından bahsedilen son kalıntı ise ilk bölümde konuştuğumuz Genie. Genie’nin dil kullanımının halihazırda yetişkin seviyesine gelemediğini söylemiştik. Genie’nin dil kullanımı neredeyse 2 yaşındaki bir bebeğin dil kullanımına eşdeğer. Genie’nin dil kullanımında sözdizimsel öğelerin çok az görülmesi ve cümlelerin genellikle birbirine yapıştırılmış kelimelerden oluşması protodilin bir kalıntısı olabilir.

Fark edileceği üzere, Bickerton (1990) için protodilin en önemli tanımlama noktalarından bir tanesi sözdizimin olmaması. Sözdizimin nasıl protodile entegre olduğu konusunda ise, Bickerton (1990) sözdizim gibi karmaşık bir yetinin bir anda ortaya çıkmış olabileceğini öne sürüyor. Böyle bir yetinin bir anda ortaya çıkmasının muhtemel olmasının sebebi ise insanların diğer bilişsel ve motor becerileri ve beynin oluşturduğu nöral ağlardır.

Diğer tarafta ise Jackendoff (1999, 2002) bulunmaktadır. Bickerton’un (1990) aksine, sözdizimin ortaya çıkışının ani olmadığını ve birkaç farklı konunun daha protodil tartışmalarına dahil edilmesi gerektiğini savunmuştur. O zaman protodil kavramına biraz da Jackendoff’un tarafından bakmamız gerekiyor.

Jackendoff’un Protodil Anlayışı

Öncelikli olarak, Jackendoff’un (1999, 2002) Bickerton (1990) tarafından öne sürüldüğü şekliyle protodil iddiasını kabul ettiği bilgisiyle başlayalım. Jackendoff (1999, 2002) da protodilin ortaya çıkışında kelimelerin öncü olduğunu ve bunun sessel-işitsel kanal üzerinden gerçekleşmesinin daha olası olduğunu belirtiyor.

Protodil ve modern dile kadar gerçekleşen süreçler (Jackendoff, 1999, syf. 273’ten uyarlanmıştır).

Öte yandan, Jackendoff’un (1999, 2002) Bickerton’a (1990) karşı çıktığı ilk konu sözdizim gibi bir becerinin insanlarda bir anda ortaya çıkamayacağı; bunun yerine, bu tarz bir becerinin zaman içerisinde yavaş yavaş gelişebileceğidir. Jackendoff’un (1999, 2002) bu zaman çizelgesi içerisinde öne sürdüğü yeteneklerden kendi bahsetme sırasıyla bahsedebiliriz.

İlk aşama sembollerin durumlara özel olarak kullanılmaması. Jackendoff (1999, 2002) bu noktada tek sözcük aşamasında olan bir bebeğin “kedicik” sözcüğünü kullandığında dikkati kediye çekmek istediği, kedinin yanına gelmesini istediği, kedinin nerede olduğunu öğrenmek istediği ya da kediye benzer bir şey gördüğü durumlarda kullanabileceğini belirtiyor. Benzer bir çeşitliliğin primatların çağrılarında bulunmadığını söylüyor. Yani, bir primat yemek çağrısını genel olarak yemeğin bulunduğu durumlarda kullanıyorken, yemek aramanın gerekli olduğu durumlarda kullanamıyor. Aynı zamanda, tek kelimelik ve herhangi bir sözdizimi olmayan “evet, hayır, merhaba, görüşürüz” gibi kelimelerin de protodilden günümüze kalmış olan kalıntılar olduğu Jackendoff (1999, 2002) tarafından özellikle vurgulanmıştır.

Diğer bir konu ise açık bir sembol sınıfı ile proto-sesbilim. İlki, herhangi bir dilde bulunması gereken sözcük dağarcığı için gerekli bir yetidir. Ayrıca hem bebekler hem de yetişkinlerin günlük hayatlarında yeni kelimeleri alelade bir şekilde öğrenmesi de buna dayanmaktadır. İkincisi ise aslında bu öğrenilen kelimelerin zihinde fazla yer kaplamaması için kelimeleri en basit anlamıyla hecelere bölme becerisidir. Bu sayede, daha karmaşık bir ses-kelime sistemi gerektirmeden kelimeler hafızada heceleri kullanarak kolayca oluşturulabilir.

Başka bir ikili ise sembollerin bitiştirilmesi (concatenation) ve anlamsal ilişkileri anlatmak için sembollerin sıralanması ikilisidir. Sembollerin bitiştirilmesi daha farklı anlamlar taşıyan cümleler kurmak için önemlidir. Jackendoff’un (1999, 2002) verdiği örneğe çok benzer bir örnek verecek olursak “Ali elma” öbeği sadece “elma” kelimesinden daha fazla anlama sahip olacaktır. Bu örnekte Ali ile elma arasında doğrudan bulunan bir bağ olduğunu gözlemleyebiliriz. Bu Ali’den elmanın istendiği ya da Ali’nin elma yediği gibi durumları kapsayabilir. Bu sembollerin hangi sırada bitiştirildiği ise yine anlamsal olarak farklılıklar yaratacaktır. Bu noktada Jackendoff (1999, 2002) Temel Çeşitlilik (Basic Variety, BV, TÇ) adında bir teoriden yararlanmaktadır. Buna göre, TÇ aşağıdakileri kapsamaktadır:

– Sözcüksel yeterlilik,

– Çekimsel biçimbilimin bulunmaması — yani “ismin -i hali” gibi bir durumun söz konusu olmaması,

– Eyleme katılanların rollerinin belli olmaması — yani özne veya nesnenin kesin olarak belirtilmemesi,

– Yan cümlecik gibi yapıların bulunmaması,

– Sözcük sıralanmasının tamamıyla anlamsal olması.

TÇ görülebileceği üzere modern dildeki sözdizim kuralları kadar karışık değildir. TÇ’nin böyle olması sebebiyle kurulan cümlelerde eylemi gerçekleştirenin en başta, eylemin odağının da en sonda olduğu görülmektedir.

Jackendoff’un (1999, 2002) dil için oluşturduğu zaman çizelgesini incelediğimizde protodil kavramının tam olarak bu gelişmelerden sonra karşımıza çıktığını görebiliriz. Buradan sonra bahsedilen beceriler modern dilin oluşmasına sebep olan becerilerdir.

Bu becerilerden ilki öbek yapısıdır. Öbek yapısı modern insan dilindeki cümlelerin karmaşıklaşmasını sağlayan en önemli unsurlardan bir tanesidir. Öbek yapısı, kelimelerin birbiri ardına sıralanmasından farklı olarak öbeklerin eylem içerisinde belli bir rol almasına olanak sağlar. Örneğin “Sarı çizmeli Mehmet Ağa mahallelinin ödenmemiş hesaplarını öderdi.” cümlesine bakalım. Hesabı ödeyen kişinin Mehmet olduğunu biliyoruz, fakat bu noktada elimizde öbek yapısı olduğu için “Sarı Çizmeli Mehmet Ağa” aslında bir öbek olarak hesabı ödeyen kişi oluyor.

Sıradaki aşama ise kavramlar arası soyut ilişkileri anlatmak için kullanılan sözcüklerin ortaya çıkması. Jackendoff (1999, 2002) bu noktada bir dizi sözcük grubunun ya da çekimin tamamıyla iki kavram arasındaki soyut ilişkiyi anlatmak için ortaya çıktığını söylüyor. Bunlardan bazılarına örnek verecek olursak:

– “Üstünde, altında, aşağısında” gibi uzamsal ilişkileri anlatan sözcükler,

– “Öncesinde, sonrasında, dün, Salı” gibi zamansal ilişkileri anlatan sözcükler,

– “Ya, hani, lan” gibi gündelik konuşma içerisinde bulunan söylem belirleyicilerden bahsedebiliriz.

Jackendoff (2002) tarafından bahsedilen son kategori ise çekim, biçimbilim ve ileri derecedeki sözdizimsel yapılardır. Bu noktaya kadar, Jackendoff (2002) isimler ve eylemler arasındaki farkın büyük ölçüde anlamsal olarak açıklanabilir olduğunu söylemiştir. Fakat bu durumda, dilbilgisel kategoriler arasında yapım ve çekim ekleriyle beraber değişimler olduğu görülebilmektedir. Bu noktada Jackendoff’un (1999, 2002) verdiği örneğe benzer bir örnek verelim: “Ali eve gitti.” ve “Ali’nin eve gittiği”. Bu iki öbek de neredeyse aynı anlamı taşıyor, fakat, aynı anlama sahip olmalarına rağmen hem çekim hem de sözdizimsel olarak birbirlerinden farklılar. İlki içerisinde bir eylem öbeği barındırırken, diğeri sadece bir isim öbeği.

Jackendoff (1999, 2002) Bickerton’un (1990) protodil teorisine iletişimin yeri konusunda karşı çıkmaktadır. Bu konuda, Jackendoff (1999, 2002) dilin evriminin aslında düşünceden ziyade iletişimle ilgili olduğunu söylemektedir. Bunu ilerideki yazılarda derinlemesine inceleyeceğiz.

Sonuç

Bu yazıda dilin türeyiş destanını inceledik. Fark edilebileceği üzere, dilin nasıl ortaya çıkmış olabileceği insanların üzerine uzun süredir düşündüğü bir konu. Bu varsayımların ya da hipotezlerin çoğu çürütülmüş olsa da aralarında hala bir ölçüde geçerliliğini koruyanlar bulunmakta. Özellikle protodil teorisi şu anda güncelliğini koruyor. Bickerton ve Jackendoff tarafından geliştirilen, en temelinde sözdizim kurallarının mevcut olmadığı bu protodil kavramına ise literatürde sözlüksel protodil (lexical protolanguage) denildiğini belirtmeden de geçmeyelim. Sözcüksel protodil dediğimize göre “başka protodil çeşitleri olmalı” diye düşünebilirsiniz ve haklısınız. Dil evrimi çalışmalarında tartışmalar bitmiyor cümlesini fazlaca kullanıyoruz, gerçekten de öyle. Sıradaki yazılarda protodilin ortaya çıkış mekanizmasının aslında jest-mimik temelli mi, müzik temelli mi yoksa farklı kanallardan beslenen bir model temelli mi olduğuna bakacağız.

Notlar

[i] Rickford ve McWhorter (2017) bu basitliğin içsel ve dışsal basitlik olarak karıştırılmaması gerektiğini açıkça söylüyor. Örneğin, Çince’de de Russenorsk’a benzeyen çekim ya da ismin halleri gibi olgular bulunmamaktadır. Fakat, sözcük envanterinin darlığı gibi içsel sadelik karma dillere özgüdür.

Referanslar

Barber, C. L. (1965). The Story of Speech and Language.

Bickerton, D. (1990). Language and Species. University of Chicago Press.

Bickerton, D. (2014). More than Nature Needs. Harvard University Press.

Genesis 11 (NIV). (n.d.). Bible Gateway. https://www.biblegateway.com/passage/?search=Genesis%2011&version=NIV

Jackendoff, R. (1999). Possible stages in the evolution of the language capacity. Trends in Cognitive Sciences, 3(7), 272–279. https://doi.org/10.1016/s1364-6613(99)01333-9

Jackendoff, R. (2002). Foundations of Language: Brain, Meaning, Grammar, Evolution. Oxford University Press, USA.

Mandavilli, S. R. (2016). On the Origin and Spread of Languages: Proposing Twenty-First Century Axioms on the Evolution and Spread of Languages with Concomitant Views on Language Dynamics. ELK Asia Pacific Journal of Social Science, 3(1).

Rickford, J. R., & McWhorter, J. (2017). Language Contact and Language Generation: Pidgins and Creoles. In Blackwell Publishing Ltd eBooks (pp. 238–256). https://doi.org/10.1002/9781405166256.ch14

Sharp, H., & Warren, B. (1994). The Semantics of Onomatopoeic Words. Folia Linguistica. https://doi.org/10.1515/flin.1994.28.3-4.437

Themistocleous, D., & Anastassiou-Hadjicharalambous, X. (2018). Müller’s Language Hypotheses. In Springer eBooks (pp. 1–4). https://doi.org/10.1007/978-3-319-16999-6_1116-1

Thorndike, E. L. (1943). The Origin of Language. Science, 98(2531), 1–6. https://doi.org/10.1126/science.98.2531.1

Biliş Çalışmaları İçin İşlemlemesel Bir Temel — David Chalmers

05/10/2022

Özgün Adı: A Computational Foundation for the Study of Cognition David J. Chalmers, Felsefe Bölümü, Avustralya Ulusal ÜniversitesiKanberra, ACT 0200, Avustralya [Bu makale 1993 yılında yazılmış fakat

Read More »

Psikodilbilim — Kognitif VikiMaraton

01/10/2021

Bu döküman 4 Eylül 2021 ‘de CogIST olarak Vikipedi Türkiye’de gerçekleştirdiğimiz katkıların bir arşivi niteliğindedir. Vikipedideki maddeler sıklıkla değiştirilebildiği için, bu katkıların kendi payımıza düşen

Read More »

“Bırak Salınsın Ruhun” : Zihinsel Gezinti Yaratıcılığı Nasıl Canlandırıyor — Christensen, Giglioni, Tsakiris

17/02/2021

Özgün adı: “‘Let the soul dangle’: how mind-wandering spurs creativity” Julia ChristensenLondra Warburg Enstitüsü’nde Psikoloji alanında, Londra Şehir Üniversitesi’nde Bilişsel Nörobilim alanında doktora sonrası araştırmacısıdır.

Read More »

Copyrights @2026 CogIST All Rights Reserved

Event Submission

Manuscript Submission

Privacy Policy

Distance Sales Agreement

Course Participation Agreement

Feedback Survey

Instagram Twitter Linkedin Youtube