Özgün adı: “What know-it-alls don’t know, or the illusion of competence”
Kate Fehlhaber, California Üniversitesi’nde nörobilim alanında doktora yapmaktadır. Tez döneminde olan Fehlhaber, aynı zamanda Knowing Neurons isimli bloğun baş editörüdür. Los Angeles’ta yaşamaktadır.
1995’te Pittsburgh’da gün içinde iki banka soygunu gerçekleşti. Orta yaşlı, iri bir adam olan soyguncu ne bir maske takmıştı ne de tanınmamasını sağlayacak herhangi bir önlem almıştı. Bu da yetmiyormuş gibi, bankalardan çıkmadan önce güvenlik kameralarına dönüp gülümsemişti. O gecenin ilerleyen saatlerinde polis, soyguncuyu, McArthur Wheeler’ı, tutukladı. Wheeler hayretler içindeydi ve ona gösterilen güvenlik kayıtlarını şaşkınlık içinde izledi. Kendi kendine “Ama suyu kullanmıştım” diye mırıldandı. Görünüşe göre Wheeler, cildine limon suyu sürmenin onu kameralara karşı görünmez kılacağını düşünüyordu. Sonuçta, limon suyu görünmez mürekkep olarak kullanılıyordu; aynı şekilde kendisi de bir ısı kaynağına yaklaşmadığı sürece tamamen görünmez kalmalıydı.
Polis, Wheeler’ın deli olmadığı veya uyuşturucu etkisi altında olmadığını bildirdi. Wheeler sadece, yanılmıştı.
Bu inanılmaz olay, Cornell Üniversitesinde çalışan psikolog David Dunning’in ilgisini çekti ve neler olup bittiğini öğrenmesi için yüksek lisans öğrencisi Justin Kruger ile birlikte işe koyuldu. Vardıkları sonuç bugün “Dunning-Kruger etkisi” olarak adlandırılıyor ve bu ifade öz-değerlendirmede kendini olduğundan daha fazlası olarak görmeye neden olan bilişsel bir önyargıyı ifade ediyor. İkilinin vardığı sonuç ise şu: Neredeyse herkes çeşitli sosyal ve entelektüel alanlarda kendi yetenekleri hakkında olumlu görüşlere sahip olsa da, bazı insanlar yanlışlıkla yeteneklerini gerçekte olduklarından farklı ve abartılı şekilde değerlendirirler.
Dunning ve Kruger, bu olguyu laboratuvarda araştırmak için zekice bazı deneyler tasarladılar. Bir çalışmada, lisans öğrencilerine dilbilgisi, mantık ve şakalar hakkında bir dizi soru sordular ve daha sonra her öğrenciden genel puanını ve buna ek olarak diğer öğrencilere kıyasla sıralamalarının ne olabileceğini tahmin etmelerini istediler. İlginç bir şekilde, bu bilişsel görevlerde en düşük puanı alan öğrenciler kendilerine sorulduğunda ne kadar iyi yaptıklarına dair her zaman yüksek tahminlerde bulundular ve öğrencilerin üçte ikisinden daha yüksek puanlar alacaklarını söylediler.
Bu “güven yanılsaması” sadece sınıf ortamında yaşanmıyor, günlük hayatta da birçok örneği mevcut. Bir takip çalışmasında, Dunning ve Kruger çalışma sahası olarak bir poligon seçtiler ve atışla ilgilenen insanlara silah güvenliği ile ilgili sorular sordular. Önceki bulgularına benzer şekilde, en az sayıda soruyu doğru cevaplayanlar, ateşli silahlar hakkındaki bilgilerinin olduğundan çok daha iyi olduğunu düşündüler. Dunning-Kruger etkisi olgusal bilgiler dışında da, insanların kişisel yetenekleri hakkındaki öz-değerlendirmelerinde de gözlemlenebilir. Bugün televizyonda herhangi bir yetenek şovu izlediğinizde, seçmeleri geçemeyen ve jüri tarafından reddedilen yarışmacıların yüzlerindeki şoku görürsünüz. Bize belki komik bile gelebilir, fakat bu insanlar gerçekten de o aldatıcı üstünlüklerinin onları ne kadar yanılttığının farkında değiller.
Elbette insanların yeteneklerini abartması normaldir. Bir çalışma, sürücülerin yüzde 80’inin kendilerini ortalamanın üzerinde değerlendirdiğini ortaya çıkardı — ki bu, istatistiksel olarak imkansızdır. Aynı durum insanlardan popülerliklerini ve bilişsel yeteneklerini diğer insanlara göre kıyaslamaları istendiğinde de görülmüştür. Sorun şu, insanlar yetersiz olduklarında yalnızca hatalı sonuçlara varıp talihsiz kararlar vermiyorlar; aynı zamanda hatalarını fark etme yeteneklerinden de yoksun oluyorlar. Üniversite öğrencileriyle ilgili bir sömestr boyu süren bir çalışmada iyi öğrenciler, puanları ve ilgili yüzdelik dilimleri hakkında geri bildirimde bulunarak gelecekteki sınavlardaki performanslarını daha iyi tahmin edebildiler. En kötü notu alanlar ise, sonuçlarına dair birçok kez net bir geri bildirim almış olmalarına rağmen, durumlarına dair bir farkındalık gösteremediler. Bu insanların kafalarının karışması, afallamaları ve izledikleri yanlış yollar üzerine düşünmeleri gerekirken, aksine kendilerinin izledikleri yolların doğru olduğu konusunda ısrar ettiler. Charles Darwin’in İnsanın Türeyişi’nde (The Descent of Man, 1871) kaleme aldığı gibi: “Cehalet, bilgiden daha çok güven doğurur.”
İlginç bir şekilde, gerçekten zeki insanlar da yeteneklerini doğru bir şekilde değerlendirmede başarısızlığa uğrarlar. D ve F notlarını alan öğrenciler yeteneklerini ne kadar abartıyorsa, A notu alan öğrenciler de kendilerinkini o kadar hafife alıyor. Dunning ve Kruger, klasik çalışmalarında, bilişsel puanları en üst çeyrekte olan yüksek not alan öğrencilerin ilgili yeterliliklerini hafife aldıklarını buldular. Bu öğrenciler, verilen bu bilişsel görevlerin kendileri için kolaysa, diğerleri için de aynı derecede kolay, hatta daha da kolay olması gerektiğini varsaydılar. Bu sözde “sahtekarlık sendromu” (imposter syndrome), Dunning-Kruger etkisinin tam tersi olarak görülebilir. Bu durumda da yüksek başarılılar, yeteneklerini fark edemez ve diğerlerinin de eşit derecede yetkin olduğunu düşünür. Aradaki fark, yetkin kişilerin kendi öz-değerlendirmelerini uygun geri bildirimlerle düzenleyebilmeleri ancak yetkin olmayanların bunu yapamıyor oluşudur.
Sonumuzun akılsız banka soyguncusu gibi olmasını istemiyorsak, dikkat etmemiz gereken şey bu aslında. Bazen denediğimiz şeyler olumlu sonuçlara yol açar, bazen ise yaklaşımlarımız –limon suyu fikrinde olduğu gibi — eksik, mantıksız, veya sadece aptalcadır. Böyle olmasını istemiyorsak yapmamız gereken, üstünlük yanılsamalarına aldanmamak ve yetkinliğimizi doğru bir şekilde yeniden değerlendirebilmeyi öğrenmektir. Sonuçta Konfüçyüs’ün de defalarca söylediği gibi, gerçek bilgi kişinin kendi cehaletinin boyutunu bilmesidir.