Özgün Adı: What’s Inside a Big Baby Head?
Bir bebeğin soğana benzeyen kafasının içinde neler oluyor? Aynı soruyu evcil hayvanlarımız için de soruyoruz, ancak bebeklerle ilgili sinir bozucu şey, bir zamanlar şunu bilmemizdir: Hepimiz bir zamanlar dünyaya o hayranlık uyandıran büyük bebek gözlerinden bakıyorduk.
The Philosophical Baby’de Alison Gopnik, gelişim psikoloğu John Flavell’in kendisine 2 yaşındaki bir çocuğun kafasında sadece beş dakika boyunca geçirebilmek için tüm akademik kariyerinden ve ödüllerinden vazgeçeceğini söylediğini yazıyor. Hayatımın bir ayını bahsedilen beş dakikaya, iki ayını da beş dakika bebek olarak geçirebilmek için bırakırdım.
Sihir denen şeyin olmadığı yeryüzünde, gelişimsel psikolojinin kusurlu araçlarıyla baş başa kalırız — bunlar gözlem ve deney, hipotez ve tahmindir. Bebek bilinci bilimi, Gopnik’in yeni kitabının ana konusudur.Bu alandaki en önde gelen araştırmacılardan biri olan Gopnik, bilimsel araştırmaları ebeveynlerin ve diğer kişilerin en çok cevaplanmasını istedikleri sorularla ilişkilendirme konusunda özel bir yeteneği olan en iyi yazarlardan biridir. Bir bebeğin kafasına girmek istiyorsan gitmen gereken yer burası.
Neredeyse hiç kimse artık bebeklerin duyarsız minik yaratıklar olduğuna inanmıyor. Gülen bir yaratığın deneyimlediğini ve hissettiğini reddetmek kötü ve aptalca görünüyor. Yine de, gelişimde bilincin olmadığı bir nokta olması gerekir ve mantıksal olarak tek bir anda devreye girmesi mümkün olsa da — bam! fetüs veya embriyo bir anda yaban havucundan bir bireye dönüşür– kademeli olarak gelişmesi gelişim ve bilinç hakkında bildiğimiz şeylerle daha iyi uyuşuyor. Rahimden ayrılma anı ile ilgili nörolojik olarak özel bir şey olmadığından, bu süreç büyük olasılıkla doğumdan sonra devam eder.Belki de bebekler bizden daha az bilinçlidir veya bazı bilinç özelliklerine sahipken diğerlerine sahip değildirler. Örneğin William James, bir bebeğin zihinsel yaşamının “çiçek gibi açılan büyük ve karmaşık bir vızıltı” olduğunu iddia etmiştir.
Gopnik’in kendi görüşü James’inkine zekice ve sezgiye ters bir bakış açısı getiriyor. Bebeklerin yetişkinlerden daha bilinçli olduğunu savunuyor.Vardığı sonuç, dikkat ve baskılamanın — dikkat dağıtıcı unsurları engelleme kapasitesi — gelişim süreci boyunca nasıl geliştiğine dair araştırmaya dayanıyor.
Buna göre, yetişkinlerin ilgisi kasıtlı ve içseldir. Dış olaylar tarafından uyarılmasına rağmen — yüksek bir ses duyarsak o tarafa döneriz — bizim ayrıca ne düşüneceğimizve nelere dikkat edeceğimiz konusunda da kontrol sahibiyiz. Tamamen irademizle, sol ayağımıza odaklanmayı seçebilir, sonra kahvaltıda ne yediğimizi düşünebilir, sonra da…ne istersek ona odaklanabiliriz. Yetişkinler ayrıca, hem iç hem de dış dikkat dağıtıcı unsurları görmezden gelme ve tek bir göreve odaklanma yetisine de çeşitli derecelere kadar sahiptir.
Bu bebekler ve küçük çocuklar için daha zordur. Onlar büyük ölçüde çevrenin insafına kalıyorlar. Basit deneyler, bebeklerin çoğunlukla bulunduğu zaman ve mekanda kapana kısıldığını gösteriyor, ki bu beynin baskılama ve kontrolden sorumlu kısmı olan prefrontal korteksin en son gelişenlerden biri olduğu bulgusuyla desteklenen bir sonuç. Gopnik, yabancı bir şehrin ortasına atılan, neler olup bittiğini bilmeyen, hiçbir amacı ve planı olmayan, sürekli gözüne yeni şeyler çarpan ve tüm bu olup bitenden bir şeyler anlamaya çalışan bir yetişkin örneğini kullanıyor. Bebek olmak böyle bir şey — hatta daha fazlası, çünkü en stresli yetişkinin bile dikkatini kontrol etmesi için sayısız yol var: Öğle yemeğini dört gözle bekleyebiliriz, bu geziyi arkadaşlarımıza nasıl anlatacağımızın hayalini kurabiliriz, vs.. Bebekse yalnız orada öylece varolmaktadır. Kulağa yorucu geliyor, bu da bebeklerin neden zamanlarının çoğunu uyuyarak veya (bazı gezginler gibi) huzursuzlukla geçirdiklerini açıklayabilir.
Gopnik için bu baskılama ve kontrol eksikliği bir armağandır. Bu bebekleri ve çocukları fiziksel ve sosyal gerçeklik hakkında bilgi edinme görevi için ideal hale getirir. Hayal gücü ve öğrenmeye gelince, deneyime açık olmaları onları “süper yetişkinler” yapar;sadece zeki değildirler bizden daha zekidirler. Gopnik özellikle alternatif gerçeklikler ve diğer olası dünyalar hakkında düşünme becerisiyle ilgileniyor.Kitabındaki birkaç büyüleyici bölümde, bu gücün çocukların oyunlarında ve hayali yoldaşların yaratılmasında nasıl ortaya çıktığını ele alıyor ve makul bir şekilde var olmayan dünyalar hakkında akıl yürütme kapasitesinin çocukların sebep-sonuç ilişkilerinden insan davranışına kadar her şeyi hızlı öğrenmeleri için çok önemli olduğunu savunuyor.Gopnik, nöral olarak olgunlaşmamışlıklarının onlara yetişkinlerden daha fazla hayal gücü sağladığını öne sürüyor: “Çocuklar, insan türünün Ar-Ge departmanıdır, hayalperestleridirbeyin fırtınası yapanlar onlardır. Yetişkinler ise üretim ve pazarlamadır. Onlar [çocuklar], çoğu yararsız olan milyonlarca yeni fikir düşünürler ve biz de üç veya dört iyi fikri alıp onları gerçek kılıyoruz.”
Bu romantik ve iyimser bir görüş, fakat doğru mu? Eh, kelimenin tam anlamıyla değil: Entelektüel ve kültürel ilerleme, çocukların fikirlerini alıp onları gerçeğe dönüştürmekten ibaret değildir ve çocukların yeni şeyler ortaya atmada yetişkinlerden daha iyi olduğuna dair açık bir ima yoktur.Öyle olmaları gerektiğini düşünmek için de herhangi bir sebep yok. Bir yere kadar, dalgın bir zihin gerçekten de iyi bir şeydir. Bir kargaşadan kaçabilir, sezgisel sıçramalar yapabilirsiniz.
Ancak çoğunlukla, yaratıcı başarının bileşenleri daha yavandır — bilgi birikimi, saatler ve saatler süren uygulama ve sürekli dikkat de dahil.Hayal gücü, zihinsel kontrolün gücüyle birlikte kullanıldığında gerçekten yararlı olma eğilimindedir — eğer kişinin kafasındaki dünyalar kasıtlı olarak manipüle edilebilir ve onun dışındaki gerçek dünyadan ayırt edilebilirse. Bebekler muhtemelen bunu yapamaz; küçük çocuklar ise yapabilir ancak ara sıra zorluk çekebilirler. Bu arada biz yetişkinler, romanların, televizyonların ve filmlerin zengin ve karmaşık dünyalarına kendimizi kaptırıyoruz ve hayaller ve fanteziler aracılığıyla kendi dünyalarımızı yaratıyoruz. Romantik olmayan gerçek, yetişkinlerin en iyi taklitçiler olduğu ve prefrontal korteks daha hızlı olgunlaşırsa çocukların daha iyi durumda olacağı olabilir.
Aslında, bu olgunlaşma gerçekleşmeden önce, çocukların Gopnik’in övdüğü açıklık kadar şaşırtıcı bir şeyden yararlanabileceklerine dair kanıtlar var: başka türlü ezici olabilecek bir dünya deneyime yapı kazandırmaya yarayan ve doğuştan gelen (hard-wired) anlama sistemleri. Son araştırmaların odak noktası “nahif fizik” olmuştur: Araştırmalar bebeklerin nesneler görüş alanından çıktıklarında da varlıklarını sürdürdüğünü, o nesnelerin katı ve bütün olup yerçekimine tabi olduğunu bildiğini göstermiştir.Hepsi bu kadar da değil: Bebekler neden-sonuç ilişkilerini anlayabiliyorlar. Basit toplama ve çıkarma işlemlerini çözebilirler.
Ayrıca son yıllarda bebeklerin ve yeni yürümeye başlayan çocukların diğer insanların “nahif psikoloji” veya “zihin teorisi” hakkındaki anlayışlarına da önemli ölçüde odaklanılmıştır.Örneğin, şimdilerde klasikleşen birtakım çalışma, 15 aylık çocukların yanlış kanıları (false belief) anlamaları için diğer insanlar hakkında yeterli bilgiye sahip olduklarını bulmuştur.Yale’de Kiley Hamlin ve Karen Wynn ile birlikte yaptığım bazı yeni çalışmalar, 6 aylık çocukların, insanların birbirleriyle etkileşime girdiklerine tanık olduktan sonra, ince sosyal değerlendirmeler yapabildiğini; diğer kişinin hedeflerine ulaşmasına yardım eden herhangi birini, diğerinin hedeflerini engelleyen kişiye tercih edebildiklerini bulmuştur.
Öğrenmeyi vurgulama gayretinde Gopnik, bu öğrenilmemiş sistemlerin rolünü küçümsüyor.
Onun için, genetik yetilerimizi vurgulayan teoriler, toplumlar ve bireyler olarak insanların değişim kapasitesine sahip oldukları gerçeğiyle bağdaşamaz. Ancak bu yanlış bir ikilemdir. Bilişsel bilim bize öğretti ki, boş kafalar hiçbir şey öğrenemezler.Türümüz güçlü kültürel ve kişisel esnekliği, en azından kısmen, bu kadar bilgi ile donatılmış olarak doğmamıza borçludur; iyi öğreniyoruz çünkü neye dikkat edeceğimizi ve hangi soruların sorulacak doğru sorular olduğunu biliyoruz. Gopnik’in olası dünyalar tartışmasında belirttiği gibi, “bilgi aslında hayal gücüne gücünü veren, yaratıcılığı mümkün kılan şeydir”.
Bebeklerin ne kadar bilinçli olduğunu kimse bilmiyor. Ancak bu bulgular, William James’in bir bebeğin zihinsel yaşamının kaotik bir karmaşa olduğu konusunda yanıldığını gösteriyor ve Gopnik’in bir bebeğin yaratıcı becerisine hayran kalmakta neden haklı olduğunu açıklamaya yardımcı oluyor. Belki de o iri bebek gözlerinden bakmak — eğer yapabilseydik — çoğu kişinin hayal ettiği kadar aydınlatıcı bir deneyim olmazdı.Nesnelerin ve insanların yaşadığı bir dünya, nedensellik, faillik ve ahlakla aşılanmış bir dünya görebiliriz — bizi yeniliğiyle değil, aşinalığıyla şaşırtacak bir dünya.