Yazar: Muharrem Ayar
Editör: Asena Sayın
“Bilimin En Zor Problemi” serisinin tüm yazılarına buradan erişebilirsiniz.
Muharrem Ayar, Boğaziçi Üniversitesi Dilbilim Bölümü Mezunu. İşaret dili dilbilimi, dil edinimi ve dil evrimi konularıyla ilgileniyor. Şu anda Max Planck Enstitüsü’nde asistanlık yapıyor.
Selamlar! Bir önceki yazıda dilin ortaya çıkışı hakkındaki bazı hipotezleri ve en güncel ortaya çıkış iddialarından biri olan protodil kavramını konuşmuştuk. Genel olarak sözcüksel protodil kavramını açıkladığımıza göre, şimdi diğer protodil türlerini tartışmaya Jest Temelli Protodil ile devam edebiliriz.
Gündelik “Pandomim”
Yazıya başlamadan önce temel aldığımız kavramı bir açıklayalım. TDK jesti “Herhangi bir şeyi açıklamak için genellikle el, kol ve baş ile yapılan içgüdüsel veya iradeli hareket” olarak açıklıyor. Dilbilimsel terminolojide de neredeyse benzer bir açıklama mevcut. Kendon’un (2004) tanımına göre bilgi iletişimi için kullanılan ya da bilgi iletişimi eylemine eşlik eden görünür hareketlere jest diyoruz. Bir diğer yandan, hangi hareketlerin jest sayılıp sayılamayacağını da sormamız gerekiyor. Abner vd.’nin (2015) öne sürdüğü üzere insanlar iletişim halindeyken neyin jest olarak sayılıp sayılmadığını anlayabiliyor. Örneğin, biriyle konuştuğumuzda elimizdeki herhangi bir şeyle oynamak jest olarak sayılmıyor. Bu noktada yapmamız gereken diğer bir ayrım ise bilgi vermek ve iletişim arasında olmak zorundadır. Yine Abner vd.’nin (2015) iddiasına bakacak olursak, bir şeye gülmek o şeyi komik bulduğumuzun ya da bir insanın bardaktan su içmesi o insanın susadığı bilgisini verebilir. Fakat susadığımızı iletişim yoluyla aktarmak için elimizle bardağı temsil eden bir el şekli ve su içiyor gibi yapmayı tercih ediyoruz.
Dilbilimsel perspektiften baktığımızda bir hareketi jest olarak tanımlamak biraz rastgeleymiş gibi gelebilir. O halde, bu rastgeleliğin önüne geçebilmek için belli parametreler içerisinde jestleri tartışabiliyor olmamız gerekmektedir. Şansımıza, Poggi’nin (2008) yaptığı çalışma ihtiyacımız olan parametreleri bize sunuyor. Poggi (2008) yaptığı çalışmada jestleri 6 parametre içerisinde tartışabileceğimizi söylüyor. Bu parametreleri aşağıdaki gibi sıralayabiliriz:
– Anlamsal içerik: Bir jestin verdiği anlamsal içerik dış dünya, göndericinin fikri veya kimliği ile alakalı olabilir. Poggi (2008) başparmak ve işaret parmağını birbirine sürtmenin para anlamına geldiğini bu yüzden de dış dünya ile alakalı bir jest olduğunu söylerken, konuşan bir insanın konuşma sırasında ellerini belli şekillerde kullanmasının söylediği şeyin doğruluk gibi bazı özellikleriyle alakalı olan jestler olduğunu da belirtiyor. Benzer şekilde, kendilerini belli bir gruba ya da fikre yakın hisseden insanların da jestleriyle o fikirle özdeşleşmiş hareketleri yapabildiği görülebilir.
– Hedef: İnsanların jestleri yapma hedefleri biyolojik, sosyal ya da kişisel olabilir. Poggi (2008) için birinin öksürürken ağzını kapatması sosyal bir jest iken utançtan suratlarını kapatması biyolojik bir jesttir.
– Farkındalık seviyesi: İnsanlar jestlerini bilinçli, bilinçsizce ya da örtük bir şekilde yapabilir. Örneğin, orta parmağınızı kaldırıp birine hakaret etmek isterseniz bilinçli bir jest yapmış olurken, konuşmanızın ritmini ve vurgulamak istediğiniz yerleri göz önüne çıkaran bir jest yaparsanız örtük jest yapmış olursunuz.
– Diğer sinyaller ile ilişki: Bazı jestler tek başlarına bir anlam ifade edebiliyorken diğerleri ise bir sözceye eşlik etmek zorundadır. Örneğin, elinizin tersine doğru yukarı kaldırmanız tek başına “hayır” anlamına gelebilir ve bunun herhangi bir sözceye eşlik etmesine gerek yoktur.
– Bilişsel yapı: Bir jestin bilişsel yapısı incelendiğinde, o jest kültürel olarak kodlanmış bir jest ya da yaratıcı bir jest olabilir. Başı geriye doğru atmak çoğu insan için hayır anlamına gelecektir, bu kodlanmış bir jesttir. Yaratıcı jestler ise kendi içlerinde ikonik ve göstergesel jest olarak ayrılmaktadır. Göstergesel jestler o sırada bağlam içerisinde bulunan bir nesneyi göstermek için kullanılırlarken, ikonik jestler nesne ile jest arasındaki görüntü benzerliğiyle alakalıdır.
– Jest-anlam ilişkisi: Bir jestin anlamla olan ilişkisi nedenlendirilmiş ya da rastgele bir şekilde olabilir. Nedenlendirilmiş jestler, anlam ve form arasında benzerlik öne süren ikonik jestleri ve mekanik determinizme bağlı doğal jestleri kapsayabilir. Mesela, sevinen birisinin yumruğunu sıkarak bütün kolunu aşağıya indirmesi sevinçle benzerlik göstermezken, insanlar bu jestin sevinçle alakalı olduğunu anlamaktadırlar. Rastgele jestler ise alıcının daha önceden herhangi bir bilgisinin olmadığı ve bağlamdan hareketle jestin anlamını çözdüğü jestlere denilmektedir.
Sanıyorum ki jestlerin gündelik dil kullanımı içerisinde oldukça önemli bir yer tuttuğunu söylemek bu noktada malumu ilam etmek olacaktır. Jestlerin iletişimle ve dille bu kadar içli dışlı olması sebebiyle jestlerin protodili oluşturan ana etmen olduğunu savunan dil evrimi araştırmacıları ortaya çıkmıştır. O zaman, bu araştırmacıların nelere dayanarak bunu söylediğine bir bakalım.
Elden Ne Gelir?
Protodil olgusunun jestlere dayandığını öne süren araştırmacıların ve bilim insanlarının bu konudaki en önemli delillerinden bir tanesi işaret dillerinin varlığıdır. Daha önce işaret dillerinden primatlara dil öğretimi başlığı altında biraz konuşmuştuk. Şimdi ise işaret dilini daha detaylı konuşarak protodilin jest temelli olduğu konusunda nasıl bir kanıt sağladığını görebiliriz.
Doğal işaret dillerini[1] en iyi şekilde açıklayan çalışmalardan bir tanesi Sandler ve Lillo-Martin’in (2003) yaptığı çalışmadır. Bu çalışmadan bahsetmeden önce, 20. yüzyılın ikinci yarısına kadar işaret dillerinin bilim insanları tarafından herhangi bir şekilde dil statüsünde görülmediğini ve işaret dillerinin çok küçük farklılıklar dışında konuşma dilleriyle benzer çeşitlilik ve kültürel öğeleri taşıdığını da belirtmeliyiz.[2]
Sandler ve Lillo-Martin’e (2003) dönecek olursak, dilbilimsel olarak incelediğimizde daha önce konuştuğumuz özyinelemenin işaret dillerinde mevcut olduğunu görmekteyiz. Fazla teknik detaylara inmeden, işaret dillerinde özyineleme ve hangi cümlenin yan cümlecik olduğu o öbeğe ya da cümleye eşlik eden yüz ifadeleriyle belirtilmektedir. Sandler ve Lillo-Martin’in (2003) verdiği örneği Türkçeye uyarlayacak olursak aşağıdaki gibi bir cümleyi örnek verebiliriz:
[DÜN KÖPEK KEDİ KOVALAMAK], EVE GELMEK
Yukarıdaki cümlede köşeli parantez içerisinde bulunan öbeğe yüz ifadeleri ile yapılan yan cümlecik belirteci eşlik ediyor. Ana cümleye geçtiğimizde ise bu yüz ifadesinin artık kullanılmadığını ve artık ana cümleye geçtiğimizi anlıyoruz. Buradan hareketle bu cümlenin Türkçe çevirisinin “Dün kediyi kovalayan köpek eve geldi.” olduğunu söyleyebiliriz.
İşaret dillerinin başka bir önemli özelliği ise birleşimsel özellikleri ve sesbilimdir. İşaret dilleri üç boyutlu bir düzlemde gerçekleştiği için, herhangi bir el şekli çeşitli hareketler ve yönlenmeler ile birleştirilerek kullanılabilir. İşaret dillerinin birleşimsel özelliğinin en çok görüldüğü yer ise bileşik kelimelerdir. Taşçı ve Göksel’in (2018) Türk İşaret Dili (TİD) bileşik kelimeleri üzerine yaptığı çalışmada bileşik kelimelerin iki ya da daha fazla işaretin birbirlerini yer, hareket ve el şekli açısından etkileyip tek bir kelime oluşturmasıyla ortaya çıktığı söylenmektedir. Bu bileşik kelimelere en iyi örneklerden bir tanesi hafta işareti ile oluşturulan bileşik kelimelerdir.
Türk İşaret Dilinde Hafta işareti (Türk İşaret Dili Sözlüğü, https://tidsozluk.aile.gov.tr/tr/Hafta?d=0277)
Üstte görüldüğü üzere TİD’de “hafta” işareti baskın olmayan elin üzerinde işaret parmağı ile yapılıyor. Bu işaret, içerisinde bulunan bağlama göre “bir hafta sonra” anlamına gelebildiği gibi, eğer işaret parmağıyla beraber orta ve yüzük parmağı da işaretin içerisine dahil edilirse bu “üç hafta” anlamına geliyor. Benzer şekilde, eğer işaretin başlangıç ve bitiş yerleri değiştirilirse, yani yumruğun altından üstüne doğru bir hareket yapılırsa, bu “bir hafta önce, üç hafta önce” gibi anlamlara da gelebiliyor.
İşaret dilinin gücünden bahsetmişken ev işaretinden de bahsetmemiz gerekiyor. Özyürek vd’nin (2014) tanımlamasına göre, ev işareti (İng. home sign) işiten anne babaların herhangi bir dil girdisine maruz kalmamış sağır[3] çocukları tarafından oluşturulur. Her ne kadar doğal diller kadar gelişmiş sistemler olmasalar da söz dağarcıkları, cümleler, soru-cümleleri, özne vs. gibi yapıları bulunmaktadır.
İşaret dillerinin bu kadar etkili bir şekilde kullanılması ve kendi içlerinde de konuşma dillerinde bulunmayan kurallara sahip olmaları sebebiyle öncelikle Hewes (1973) sonrasında Arbib vd. (2008) ve Corballis (2009) tarafından işaret dilleri, protodilin jest temelli olabileceği konusunda oldukça güçlü bir delil olarak sunulmuştur. İşaret dili insan beden hareketlerinin ve jestlerin çok güçlü olduğunu gösteriyor olsa da yine de jestlere geri dönmemiz gerekiyor, çünkü insanların jestleri nasıl algıladığı ve bunun primatlardan ne açıdan farklı olduğu da çok önemli bir nokta.
Kocaman Bir Fark Var
Kuzenlerimizin iletişim becerilerinden bahsettiğimiz yazıda kuzenlerimizin jestleri nasıl kullandığından ve nispeten kendi iletişim becerileri içerisinde nasıl bir yeri olduğundan oldukça bahsetmiştik. O yazıda bahsetmeyip bu yazıda konuşacağımız çok önemli bir şey var, o da jestlerin beyinde nasıl işlendiği. İnsanların jest kullanımında kuzenlerimize kocaman bir fark attığı alan da tam olarak burası oluyor.
Rizzolatti vd’nin (2007) yaptığı çalışmada insanlarda ve kuzenlerimizde bulunan ayna nöronları incelenmiştir. Ayna nöronları genel olarak tanıtmamız gerekirse, Acharya ve Shukla’nın (2012) yaptığı çalışmaya bakabiliriz. Ayna nöronları, 90’ların sonunda keşfedilen ve en temel haliyle primatların hareketleri anlamasına yardımcı olan nöron sistemidir. İnsanlarda niyet anlama ve duygular ile ilişkilendirilen ayna nöronlar, insan beyninde algılama ve dili üretme ile ilişkilendirilen Broca bölgesinin (Brodmann 44 ve 45) yakınında bulunmaktadır.
Brodmann 44 ve 45. bölgeleri (Wikimedia Commons)
Rizolatti vd’nin (2007) yaptığı çalışmada ise ayna nöronların insanlarda ve diğer primatlarda neye tepki verdiği arasındaki farktan bahsedilmiştir. Ayna nöron sistemleri incelenen primatlarda ayna nöronları bir objenin bulunduğu durumlarda tepki vermektedir fakat obje o bağlamda mevcut değilse ayna nöronları tepkisiz kalmaktadır. Bu cümle biraz karışık olabilir, o yüzden bir örnek üzerinden gidelim. Diyelim ki bir hint şebeğinin karşısında bir muz soyuyorsunuz, bu muz soyma eyleminizi izleyen hint şebeğinin ayna nöronları ateşleme yaparak hareketi ve amacı anlamaktadır. Öte yandan, eğer elinizde muz bulunmadan muz soyuyormuş gibi yaparsanız hint şebeğinin ayna nöronları bu eylem üstüne herhangi bir ateşleme yapmamaktadır. Fakat insan beynindeki ayna nöron sistemi her iki durumda da ateşleme yapmaktadır. Corballis’in (2010) öne sürdüğü üzere, maymunlardaki ayna nöron sisteminin nesnelerle etkileşime geçildiği zaman çıkan seslere de tepki vermesi ayna nöronların bağlantılı öğrenme açısından da önemli olduğunu göstermektedir.
Ayna nöronların insanlarda bu açıdan farklı olması neden bu kadar önemli? Corballis (2017) için jestlerimizle bu tarz bir yeteneğe sahip olmamız aslında insan dilinin en temel özelliklerinden biri olan mevcut bağlamda bulunmayan nesneler hakkında konuşabilmeyi bize gösteriyor. Hem iletişim hem de nörolojik bir fark olan yerdeğiştirme (İng. displacement) insan dilinin en tanımlayıcı özelliklerinden bir tanesi.[4]
Gözler de Yalan Söyler
“Gördüğüme mi inanayım sana mı inanayım?” cümlesini illaki hepimiz duymuşuzdur, ama duymayanları buradan tebrik ediyorum. Çünkü gözler de yalan söyleyebilir. Hatta gözler duyduklarınızı bile değiştirebilir, bunun için McGurk etkisine bakabiliriz. McGurk ve Macdonald (1976) tarafından bulunmuş olan McGurk etkisi, görsel girdi ile işitsel girdi arasında bir tutarsızlık olduğu durumda insanların ortalama bir girdi ya da görsel girdiyi algılamasına yol açar. Bu tarz bir görsel ve işitsel girdi arasındaki tutarsızlık da insanlar konuşurken ortaya çıkmaktadır. Daha iyi anlatmak için birkaç örnek verelim.
Tiippana’nın (2014) verdiği örneklerin tablolaştırılmış hali
Tiippana (2014) McGurk etkisini anlatırken yukarıdaki görselde bulunan örnekleri sıralamıştır. Bu örnekleri daha iyi açıklamak için video izlediğiniz bir senaryo üzerinden gidelim. Videoda bir kişi ağzıyla [ga] sesini çıkarsın, ama videodaki ses montajlanarak [ba] sesini çıkarıyor olsun. Siz videoyu izlediğiniz süre zarfınca çıkan sesi [da] olarak duyacaksınız. İnsan beyni burada eline gelen iki girdiyi aynı anda işlemlediği için [b] sesi kadar dudaksıl olmayan ama [g] sesi kadar gırtlaksal olmayan bir ses olan [d] sesini algılamamıza yol açar. Görselin [ba] ve sesin [ga] olduğu durumda ise ortada herhangi bir şey bulamadığı için iki girdiyi de birleştirerek [bga] sesini algılamamıza yol açar. Ama birbirine daha yakın [da] görseli ile [ba] sesini birleştirdiğimiz zaman algılanacak olan şey [da] sesi olacaktır.
Bu noktada ise beynin kendi içerisinde yaşadığı karmaşa ile dil evrimi arasında bir bağ kurmamız gerekiyor. Bunun için tekrar Corballis’e (2009) bakmamız gerekiyor. Temel olarak Corballis (2009) McGurk etkisiyle beraber insan yüzünün insan beyni için önemli olduğunu söylerken, insan beyninin konuşmayı nasıl algıladığını sorgulamamız gerektiği doğrultusunda bir yola çıkıyor. Bu noktada insanların dudak ve ağız hareketlerini izlerken yapılan fMRI incelemelerinde, insan beynindeki ayna nöronların sadece insanların dudak hareketlerine tepki verdiği Corballis (2009) tarafından belirtilmiştir. Benzer şekilde, bu hareketlerin sabit fotoğraf kareleri olması da insanlardaki ayna nöronları harekete geçirmeye yeterli.
Diğer bir deyişle, Corballis’in (2009) iddiası insan beyninin insan konuşmasını algılaması insan jest ve mimiklerini algılamasıyla oldukça benzer. Bu sebeple, McGurk etkisi gibi bir etkiyi insan beyninde görmek Jest Temelli Protodilin geçerli bir kanıtı sayılabilir. Ama Jest Temelli Protodil her şeyi açıklıyor mu?
Sesi Takip Et
İnsan dili ve iletişiminde jestler bir yerden sonra gündelik konuşmalarımıza eşlik eden bir yere çekildi ve insan dili genel olarak sessel-işitsel kanal üzerinden devam etti. Peki görsel-uzamsal kanal dil ve iletişim açısından bu kadar güçlü ise, neden böyle bir değişim yaşandı ve bu yaşanan değişim nasıl yaşandı?
Dilin kanallar arası yapmış olduğu bu geçişin Corballis’e (2009) göre oldukça kolay olduğunu söyleyerek başlayalım. Halihazırda, Corballis’in (2009) ayna nöronları temel alarak söylediği şey, konuşmanın da insan beyni tarafından jest ve mimikler gibi algılandığı. Bu sebeple, insan dili bir jest sisteminden diğer bir jest sistemine geçmek kadar basit bir şey yapmış oluyor. Corballis’in (2009) iddiasına göre bu kadar basit gözüken bir geçiş aslında erken insanların hayatta kalmaları için oldukça önemliydi. Konuşmanın insanlara kazandırdığı ilk şey gece vakti ya da iki kişinin birbirini göremediği anlarda bile iletişimin ve bilgi alışverişinin devam edebilmesini sağlamak. Başka bir avantaj ise konuşmanın jestlerden daha az enerji gerektirmesi. Örneğin, işaret diliyle anlaşan iki insan el ve kol hareketleri sebebiyle daha fazla enerji kullanmak zorunda olacakken, konuşarak anlaşan iki insan büyük ölçüde dillerini kullanacakları için iletişim için daha az enerji harcayacaktır.
Corballis’in (2009) bahsettiği son avantaj ise ellerin başka işler için kullanılabilir olmasıdır. Bu nokta biraz daha evrimsel sürece dayanıyor. Halihazırda iki ayak üzerinde durabilmeyi başaran insanlar ellerini ilk başta dil için kullanmaya başladı. Dilin sessel-işitsel kanala geçmesiyle beraber ise insanların iletişim kurarken bir iş gerçekleştirmeleri mümkün oldu. Bu noktada Corballis (2009), daha karmaşık aletlerin ortaya çıkmasının sebebinin genel iddia olan dil değil konuşma olduğunu öne sürüyor. Ve bu karmaşık aletleri elimizle kullanmak insanların birbirlerine ve yavrularına bir şey öğretmelerini mümkün kıldı.
Konuşmanın temelde faydaları Corballis’e göre bu şekilde. Peki bu süreç nasıl gerçekleşti? Corballis’e (2010) göre bunun cevabı büyük ölçüde FOXP2 geninde yatıyor.
FOXP2 geninin ismini kuşları incelediğimiz ilk metinde anmıştık. Burada ise daha detaylı bir açıklama yapalım. Nudel ve Newbury’nin (2013) açıklamasına göre FOXP2 geni 90’larda bir dizi araştırmayla gündem olmuş KE ailesi sayesinde bulunmuştur. Britanya’da bulunan ve kimlikleri gizli tutulan KE ailesi, 4 kuşaktan oluşmaktadır. Bu kuşaklara mensup bireyler arasında değişen derecelerde dilsel bozulmalar görülmekte olup, bu tarz dilsel bozulmalar yaşamayan bireyler de mevcuttur. Vargha-Khadem vd’nin (1995) gösterdiğine göre bu yaşanan dilsel bozulmalar dil üretimi ve algılamasını etkiledikleri gibi okuma-yazma becerilerinde de sıkıntı çıkarmaktadır. Vargha-Khadem vd’nin (1995) bahsettiği birkaç testi örnek vererek FOXP2 geninin jestler ve dil için ne kadar önemli olduğunu anlayabiliriz.
Vargha-Khadem vd’nin (1995) jest ve mimiklerle alakalı yaptığı testlerin ilkinde FOXP2 geninde mutasyon oluşan bireylere makine ve hayvan seslerini çıkarmaları, dil şaklatması gibi anlamsız sesler çıkarmaları, bir şarkı mırıldanmaları, dudak ısırmak gibi ses çıkarmayan hareketler yapmaları, göz hareketleri ve bunların sıralandığı durumları yapmaları söylenmiştir. FOXP2 geninde mutasyon bulunmayan bireylerle karşılaştırıldığı zaman, mutasyon bulunan bireylerin bu yönergelere uyma konusunda anlamlı bir şekilde daha az başarılı olduğu gözlemlenmiştir. Bu noktada, bu farkın sebebinin yönergeler ile yaşanabilecek sıkıntılar olduğu ihtimalini de göz önünde bulunduran Vargha-Khadem vd. (1995) ikinci bir test gerçekleştirmiştir. Bu testte karşılarında bulunan ekrandaki jestleri taklit etmeleri istenen katılımcılar, jestler ve jest kombinasyonu karmaşıklaştıkça giderek daha fazla hata yapmaya başlamışlardır.
Bu arada, FOXP2 geninin sadece insanlara özgü bir gen olmadığını hatırlatmakta kesinlikle fayda var. Scharff ve Petri (2011) tarafından da öne sürüldüğü üzere, FOXP2 geni omurgalı canlıların bir kısmında bulunan ve örneğin, farelerin normal gelişimi ile hint bülbüllerinin kuş şarkılarını öğrenmesi açısından oldukça önemli bir gendir.
Sonuç
Bu yazıda atalarımızın el yordamıyla dili bulmuş olabileceğini öne süren jest temelli protodili inceledik. Jestler gündelik hayatımızda hem kendi kendimize düşünürken hem de birileriyle konuşurken sıklıkla kullandığımız araçlardan bir tanesi. Jestler sadece konuşma diline eşlik etmek yerine, işaret dilleri ya da ev işareti gibi kendi başlarına dil veya dile benzer sistemler de oluşturabiliyorlar. Benzer şekilde, kuzenlerimiz de işaret dili öğrenebiliyor ve jestlerini çağrılarından daha esnek şekilde kullanabiliyorlar. Fakat, aramızdaki en önemli fark bizim jestleri nasıl anladığımız. İnsanlar jestleri daha soyut kavramlarda bile anlayabiliyorken, kuzenlerimizin jest anlayışları genel olarak daha somut bir durumda. Bunun en büyük sebebi kuzenlerimizin ayna nöronları ile bizim ayna nöronlarımızın neye tepki verebildiği. McGurk etkisi de bizim ayna nöronlarımızın konuşmayı bile jest olarak algıladığı konusunda en önemli kanıtlardan biri.
Jest temelli protodil iddiasına göre dilin ellerden ağza geçişinin evrimsel olarak avantajlarının yanında en önemli sebebi FOXP2 geni. Omurgalı canlılarda çeşitli görevlerde bulunan FOXP2 geni insanlarda dil ve jestlerle alakalı öğrenme becerilerinde oldukça önemli bir rol oynuyor. Hem FOXP2 geni hem de McGurk etkisi sebebiyle Corballis (2010) gibi araştırmacılar dilin görsel-uzamsal kanaldan sessel-işitsel kanala geçmesinin aslında bir jest sisteminden diğer jest sistemine geçiş yaptığını söylemektedir.
Evet! Jest temelli protodil teorisi bu iddiaları kullanarak kendini kanıtlamaya çalışıyor. Fakat, protodil konusunu henüz bitirmiş değiliz. Gelecek yazıda dile çok benzer başka bir sistem olan müziğin dil evrimi için bir katalizör olup olmadığına bakacak ve müzik temelli protodil iddiasını inceleyeceğiz.
Notlar
[1] İşaret dilleri doğal ya da yapay olabilir. Türk İşaret Dili (TİD) ve Amerikan İşaret Dili (ASL) gibi işaret dilleri sağır insanların bir araya gelerek oluşturdukları doğal işaret dili iken, Amerikan İşaret Dili ve İngilizceyi birleştiren Signed English ya da Ape Sign Language gibi primatlara öğretilen işaret dilleri yapay işaret dilleridir. Bu yazı kapsamında sadece doğal işaret dillerini inceleyeceğiz, fakat bazı konularda yapay işaret dilleri de bahsedeceğimiz kanıtlar arasında sayılabilir.
[2] Günümüzde bile bazı araştırmacılar işaret diline bir dil gibi davranmayarak doğru bilinen yanlışların sürdürülmesine yardımcı olmaktadır.
[3] İşaret dili konuşan topluluklardaki insanlar kendilerini sağır olarak tanımlarlar. Sağırlık hem kültürel hem de medikal anlamda kullanılmasında sakınca bulunmayan bir kelimedir. Ağır işiten ya da işitme güçlüğü yaşayan insanlarla karıştırılmamalıdır.
[4] Hatta öyle ki, Corballis bazı çalışmalarında genel olarak insanların bağlam içerisinde bulunmayan nesnelere ve olası durumları düşünebilme ve planlayabilme yeteneğinden yola çıkarak “Zihinsel Zaman Yolculuğu” (İng. Mental Time Travel) olarak adlandırdığı bir teoriden de bahsetmektedir.
Referanslar
Abner, N., Cooperrider, K., & Goldin-Meadow, S. (2015). Gesture for Linguists: a handy primer. Language and Linguistics Compass, 9(11), 437–451. https://doi.org/10.1111/lnc3.12168
Acharya, S., & Shukla, S. (2012). Mirror neurons: Enigma of the metaphysical modular brain. Journal of Natural Science, Biology, and Medicine, 3(2), 118. https://doi.org/10.4103/0976-9668.101878
Arbib, M. A., Liebal, K., & Pika, S. (2008). Primate vocalization, gesture, and the evolution of human language. Current Anthropology, 49(6), 1053–1076. https://doi.org/10.1086/593015
Corballis, M. C. (2009). The evolution of language. Annals of the New York Academy of Sciences, 1156(1), 19–43. https://doi.org/10.1111/j.1749-6632.2009.04423.x
Corballis, M. C. (2017). The Truth about Language. https://doi.org/10.7208/chicago/9780226287225.001.0001
Kendon, A. (2004). Gesture visible action as utterance. https://doi.org/10.1017/cbo9780511807572
McGurk, H., & Macdonald, J. B. (1976). Hearing lips and seeing voices. Nature, 264(5588), 746–748. https://doi.org/10.1038/264746a0
Nudel, R., & Newbury, D. F. (2013). FOXP2. Wiley Interdisciplinary Reviews: Cognitive Science, 4(5), 547–560. https://doi.org/10.1002/wcs.1247
Özyürek, A., Furman, R., & Goldin‐Meadow, S. (2014). On the way to language: event segmentation in homesign and gesture. Journal of Child Language, 42(1), 64–94. https://doi.org/10.1017/s0305000913000512
Poggi, I. (2008). Iconicity in different types of gestures. Gesture, 8(1), 45–61. https://doi.org/10.1075/gest.8.1.05pog
Rizzolatti, G., Sinigaglia, C., & Anderson, F. S. (2007). Mirrors in the brain: how our minds share actions and emotions. http://ci.nii.ac.jp/ncid/BA83990322
Scharff, C., & Petri, J. (2011). Evo-devo, deep homology and FoxP2: implications for the evolution of speech and language. Philosophical Transactions of the Royal Society B, 366(1574), 2124–2140. https://doi.org/10.1098/rstb.2011.0001
Taşçı, S. S., & Göksel, A. (2018). Native compounds in TİD: A classification based on headedness. Dilbilim Araştırmaları, 29(1), 1–28. https://doi.org/10.18492/dad.378853
Tiippana, K. (2014). What is the McGurk effect? Frontiers in Psychology, 5. https://doi.org/10.3389/fpsyg.2014.00725
Vargha-Khadem, F., Watkins, K. E., Alcock, K., Fletcher, P., & Passingham, R. E. (1995). Praxic and nonverbal cognitive deficits in a large family with a genetically transmitted speech and language disorder. Proceedings of the National Academy of Sciences of the United States of America, 92(3), 930–933. https://doi.org/10.1073/pnas.92.3.930