İçeriğe atla
Instagram Twitter Linkedin Youtube
  • Home
  • Activities
    • Events
    • Publication
  • This paragraph should be hidden.

  • Who are we?
  • Upcoming Events
  • Contact
  • TR
  • Home
  • Activities
    • Events
    • Publication
  • This paragraph should be hidden.

  • Who are we?
  • Upcoming Events
  • Contact
  • TR

Kırmızı Ve Yeşil Uzmanları: İnsanların Renk Görüşü Neden Bu Kadar Tuhaf — James P. Higham

Çevirmen: Işıl Sanusoğlu
Editör: Yunus Şahin

Özgün Adı: The red and green specialists: why human colour vision is so odd

James P Higham, New York Üniversitesi’nde antropoloji doçenti.

Çoğu memeli, görüntüden çok kokuya güvenir. Örneğin, bir köpeğin gözlerine bakın: Genellikle yüzünün yan tarafındadırlar, bizimkiler gibi birbirine yakın ve ileriye dönük değildirler. Gözlerin yandan olması geniş bir görüş alanı oluşturmak için iyidir, ancak derinlik algısı ve öndeki mesafeleri doğru bir şekilde değerlendirmek için kötüdür. İyi bir görüşe sahip olmak yerine, köpeklerin, atların, farelerin, antilopların — aslında çoğu memelinin — bir şeyleri koklamak için kullandıkları uzun nemli burunları vardır. Biz insanlar, kuyruksuz maymunlar (ape) ve maymunlar farklıyız. Ve birazdan göreceğimiz gibi, bizim görümüzde açıklama gerektiren özellikle alışılmadık bir şey var.

Zamanla, belki de primatlar görecek çok ışığın olduğu nişleri daha çok işgal etmeye başladıkça, bir şekilde kokuya daha az ve görmeye daha fazla bağımlı hale geldik. Islak burunlarımızı kaybettik, gözlerimiz yüzümüzün önüne geçti ve birbirine yaklaştı, bu da mesafeleri değerlendirme yeteneğimizi geliştirdi (böylece, gelişmiş stereoskopi veya binoküler görüş ortaya çıktı). Ek olarak, Eski Dünya kuyruksuz maymunları (catarrhines olarak adlandırılır) ve maymunları, trikromasi geliştirdiler: kırmızı, yeşil ve mavi renkli görme. Diğer memelilerin çoğunun gözlerinde iki farklı türde renkli fotoreseptör (koniler) vardır, ancak catarrhine ataları, renkli görme için üç farklı gen oluşturan bir gen kopyalanması yaşadı. Bunların her biri şimdi farklı ışık dalga boylarını algılayabilen bir fotoreseptör kodlar: biri kısa dalga boylarında (mavi), biri orta dalga boylarında (yeşil) ve biri uzun dalga boylarında (kırmızı). Öyleyse öykü, atalarımızın ileriye bakan gözler ve trikromatik renk görüşü geliştirmesiyle devam etti ve hiç geriye gitmedi.

Şekil 1. Bir balarasının koni hücrelerinin spektral duyarlılıkları. Osorio & Vorobyev, 2005 temel alınmıştır.
Şekil 2. Dijital bir kameranın renk sensörlerinin spektral duyarlılıkları. Yazarın kendi verileri temel alınmıştır..

Renkli görme, ışığı birden çok farklı dalga boyunda yakalayarak ve ardından bir nesneden (renginden) yansıyan dalga boylarını belirlemek için bunlar arasında karşılaştırma yaparak çalışır. Mavi renk, kısa dalga boylarında bir reseptörü kuvvetli bir şekilde uyarır ve uzun dalga boylarında bir reseptörü ise zayıf bir şekilde uyarır, kırmızı renk ise tam tersini yapar. Bu kısa dalga (mavi) ve uzun dalga (kırmızı) reseptörlerin göreceli uyarımlarını karşılaştırarak, bahsedilen renkleri ayırt edebiliriz.

Farklı ışık dalga boylarını en iyi şekilde yakalamak için, koniler, insanlar tarafından görülebilen yaklaşık 400–700 nm olan ışık spektrumu boyunca eşit aralıklara sahip olmalıdır. Aynı zamanda trikromatik olan bal arısının koni aralığına (şekil 1) baktığımızda, gerçekten de aralıkların olduğunu görebiliriz. Benzer şekilde, dijital fotoğraf makinelerinin sensörlerinin (şekil 2) renkleri yakalamak için güzelce aralıklarla yerleştirilmesi gerekir. Bu eşit koni / sensör aralığı, mevcut ışık dalga boyları için iyi bir spektral kapsama alanı ve mükemmel kromatik kapsama sağlar. Ancak bu tam olarak bizim görümüzün işleyiş şekli değildir.

Şekil 3. Bir insanın koni hücrelerinin spektral duyarlılıkları. Osorio & Vorobyev, 2005 temel alınmıştır.

Bizim görüşümüzde bu eşit spektral aralık yoktur (şekil 3). İnsanlarda ve diğer catarrhine’lerde kırmızı ve yeşil koniler büyük ölçüde örtüşür. Bu, mümkün olduğu kadar çok rengi görebilmek pahasına, birkaç renk türünü — özellikle kırmızı ve yeşili — gerçekten iyi ayırt etmeye öncelik verdiğimiz anlamına gelir. Bu kulağa biraz tuhaf geliyor. Kırmızıyı yeşilden ayırt etmeye neden öncelik veriyoruz?

Birkaç açıklama öne sürüldü. Belki de en basit olanı, bunun biyologların evrimsel kısıtlama dedikleri şeyin bir örneği olmasıdır. Yeşil reseptörümüzü kodlayan gen ve kırmızı reseptörümüzü kodlayan gen, bir gen duplikasyonu yoluyla evrimleşti. Muhtemelen duyarlılıkları bakımından neredeyse aynı olacaklardı ve belki de farklı olmaları için yeterli zaman ya da yeterli evrimsel seçilim yoktu.

Başka bir açıklama, yakın kırmızı-yeşil koni düzenlemesinin evrimsel avantajlarını vurgulamaktadır. Yeşilimsi ve kırmızımsı renkleri — ve pembelerin ve kırmızıların farklı tonlarını — ayırt etmede bizi özellikle iyi yaptığından, olgunlaştıkça tipik olarak yeşilden kırmızıya ve turuncu renklere dönüşen olgunlaşan meyveleri tanımlamada daha iyi olabiliriz. Bu etkinin gerçek ve belirgin olduğuna dair çok sayıda kanıt var. Trikromatik insanlar, yeşil yapraklardan olgunlaşan meyveleri seçmede dikromatik insanlara (genellikle kırmızı-yeşil renk körü denilen bireyler) göre çok daha iyidir. Daha da önemlisi, normal trikromatik insanlar bu görevde deneysel olarak eşit aralıklı trikromasi simülasyonu verilen bireylerden çok daha iyidir. Bazı bireylerin trikromatik ve bazılarının dikromatik olduğu Yeni Dünya maymunlarında (catarrhines), trikromatlar olgunlaşan meyveyi dikromatlardan çok daha hızlı ve aynı ölçüde koklamadan tespit eder. Meyve, birçok primatın beslenmesinin kritik bir parçası olduğu için, meyve saptama, sadece genel olarak trikromasinin evrimi için değil, aynı zamanda özel, alışılmadık trikromasi biçimimiz için de makul bir seçilim baskısıdır.

Son bir açıklama, sosyal sinyaller ile ilgilidir. Çoğu primat türü, Mandril’in parlak kırmızı burnu ve Gelada’nın kırmızı göğüs yaması gibi sosyal iletişimde kırmızımsı renkler kullanır. Benzer şekilde, insanlar duyguları yüzümüzde kan akışıyla ilgili renk değişiklikleri, hasta veya endişeli hissettiğimizde solgunluk, utandığımızda kızarma vb. yoluyla gösterir. Belki de bu tür işaretlerin ve sinyallerin tespiti, olağandışı koni aralığımızın gelişimine katkısı olabilir?

Son zamanlarda meslektaşlarım ve ben bu hipotezi deneysel olarak test ettik. Dişiler çiftleşmeyle ilgilendiğinde kızaran al yanaklı maymun dişilerinin yüzlerinin fotoğraflarını çektik. İnsan gözlemcilere, aynı dişiye ait olmak üzere, birinde dişinin çiftleşmeye istekli olduğu, öbüründeyse olmadığı bir çift görüntüyü gösterdiğimiz deneyler hazırladık. Katılımcılardan çiftleşme yüzünü seçmeleri istendi, ancak katılımcılara gösterilen yüzlerin görünme şeklini değiştirdik. Bazı denemelerde insan gözlemciler orijinal görüntüleri gördüler, ancak diğer denemelerde görüntüleri, bir gözlemcinin farklı bir görsel sistemi olsa görebileceği şekilde bir renk transformasyonuyla gördüler.

Birden fazla trikromasi ve dikromasi türünü bu şekilde karşılaştırdığımızda, insan gözlemcilerin normal insan trikromatik görüşüyle ​​gördüklerinde bu görevde en iyi performansı sergilediklerini bulduk ve normal görüşleriyle, eşit koni aralıklı trikromasiyle (yani kırmızı-yeşil koni üst üste binmeden) gördüklerinden çok daha iyi sonuçlar elde ettiler. Sonuçlarımız sosyal sinyal hipotezi ile tutarlıydı: insan görsel sistemi, diğer primatların yüzlerinden gelen sosyal bilgileri tespit etmede bu zamana dek test edilenlerin en iyisidir.

Bununla birlikte, hipotezin yalnızca gerekli bir koşulunu, yani renkli görüşümüzün bu görevde tasarlayabileceğimiz diğer olası görme türlerinden daha iyi olduğu hipotezini test ettik. Tersi yerine aslında sinyallerin kendisi, gözlerimizin zaten hassas olduğu dalga boylarından yararlanmak için evrimleşmiş de olabilir. Birden fazla açıklamanın söz konusu olması da mümkündür. Bir veya daha fazla faktör koni aralığımızın kökeni ile ilgili olabilir (örneğin, meyve yeme), diğer faktörler ise bu aralığın bir kez evrimleştikten sonra evrimsel olarak sürdürülmesiyle ilgili olabilir (örneğin, sosyal sinyal verme).

İnsanların neden bu kadar tuhaf bir renk görüşüne sahip oldukları hala tam olarak bilinmemektedir. Bu, yiyecek arama, sosyal sinyaller, evrimsel kısıtlama veya başka bir açıklamadan kaynaklanıyor olabilir. Bununla birlikte, bu soruyu araştırmak için, bir bireyin renk görüşünün genetik sıralaması, davranışsal performans testi ile birleştirilmiş farklı renk görme türlerinin deneysel simülasyonu ve farklı renkleri gören yabani primatların gözlemleri gibi birçok araç vardır. Renkleri görme şeklimizde tuhaf bir şeyler var. Olabildiği kadar çok rengi görebilmek pahasına, birkaç renk türünü gerçekten iyi ayırt etmeye öncelik verdik. Bir gün nedenini öğrenmeyi umuyoruz.

Robotlar ve İnsanlar: Etkileşim, Duygular ve Sorumluluk — Hatice Köse

05/10/2023

Prof. Dr. Hatice Köse lisans, lisansüstü ve doktora çalışmalarını Robotik ve Yapay Zeka konusunda Boğaziçi Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümünde yürütmüştür. İngiltere’de Avrupa Birliği projeleri dahilinde

Read More »

Oksitosin ile Sosyal Davranışın Düzenlenmesi: Nasıl çalışır? Ne demektir? — Patricia Churchland, Piotr Winkielman

10/10/2021

Özgün Adı: Modulating Social Behavior with Oxytocin: How does it work? What does it mean? Öz Oksitosin, vücuttaki ve beyindeki diğer rollerinin yanında, sosyal davranışı da

Read More »

Çince Odası — Kognitif VikiMaraton

22/09/2020

Bu döküman 2 Eylül 2020 ‘de CogIST olarak Vikipedi Türkiye’de gerçekleştirdiğimiz katkıların bir arşivi niteliğindedir. Vikipedideki maddeler sıklıkla değiştirilebildiği için, bu katkıların kendi payımıza düşen

Read More »

Copyrights @2026 CogIST All Rights Reserved

Event Submission

Manuscript Submission

Privacy Policy

Distance Sales Agreement

Course Participation Agreement

Feedback Survey

Instagram Twitter Linkedin Youtube